Emlak dünyası, tapu mevzuatı ve tapu da yapılan işlemler hakkında bilgi, kişisel gelişim makale ve yazılarınız içerir.
29 Şubat 2012 Çarşamba
Toza Alerjisi Olan Çocukların Odaları Nasıl Dekore Edilmeli?
Hızla artan ev tozu akarları alerjisi çocukların sağlık durumunu etkiliyor. Evde toz tutma potansiyeli yüksek olan halı, çarşaf, yastık, yorgan, tüylü ve yünlü eşyalar akarların yaşadıkları en önemli alanlar
Başlıktaki sorunun cevabı, kendisine bu şekilde çok vaka gelen çocuk hastalıkları Uzm. Dr. Hafize Erkan, “Çok sade olarak döşenmeli.” şeklinde veriyor. Son yıllarda özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde hızla artan ev tozu akarları alerjisi çocukların yaşam kalitesini ciddi olarak etkiliyor. Ev tozu akarları gözle görülemeyen, en çok nemli ortamlarda ve 25-30 derece sıcaklıkta çoğalan küçük böcekçiklerdir. Ev ortamında toz olma potansiyeli yüksek olan halı, çarşaf, yastık, yorgan, tüylü ve yünlü eşyalar başlıca yaşam alanları.
Çocuklarda üç yaşından sonra yapılan testlerle tespit edilebilen alerji hastalığına neden olan aslında ev tozu akarlarının dışkı ve atıklarıdır. Alerjen olan bu atıklar yapışkan oldukları için eşyaların üzerine yapışır ve devamlı olarak ev ortamında yayılır.
Peki ne yapmalı? En hijyenik, korumalı bildiğimiz ev ortamlarımızın başlıca tehlike arz ettiği bu çocuklar için evimizde, özellikle odalarında ne gibi tedbirler almalıyız? Şu an 5 yaşında olan, hastalığı ilk olarak kol ve bacaklarının boğum yerlerinde kaşıntıyla ortaya çıkan ve 3 yaşında yapılan deri testiyle hastalığının kesin teşhisi konulan Zeynep’in annesi Ayten Duman Kılıç evde alınacak tedbirlerin, çocukların yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini söylüyor. Eğer dikkat edilmezse kızının alerjik bronşitinin çok daha ağır bir tablo olan kronik astıma dönebileceğini dile getiren Kılıç, öncelikle kızının odasından halıyı kaldırmış. Böylece sabah kalktığında ardı ardına kesilmeyen hapşırıklardan kurtulmuşlar. Dr. Hafize Erkan’ın da belirttiği gibi ev tozu akarlarının başlıca yaşam alanı olan tüylü halılar yerine makinede yıkanabilen sentetik kilimler tercih edilmelidir. Burada çözüm olarak akla gelen anti bakteriyel halılar da işe yaramıyor çünkü ev tozu akarları bakteri değil. Evin geri kalan halı temizliği için de vakum gücü yüksek HEPA filtreli süpürgeler ya da tozu suya hapseden modeller tavsiye ediliyor.
Halı kadar yatağa da dikkat
Alerjik çocuklar halıdan sonra en fazla toza, yataklarında maruz kalıyor. Uykuda sağa sola dönen çocuk, yastık ve yorgandaki ev tozu akarlarıyla temas ediyor. Toz tutma özelliği yüksek yün ve kaz tüyüyle doldurulmuş ev tekstilleri kesinlikle tavsiye edilmiyor. Bunların yerine sık yıkanabilen sentetik elyaflı yorganlar, yastıklar tercih edilebilir. İki yıldır bu hastalıkla mücadele eden Ayten hanım kızının yatağının elyaflarını yazdan yaza yıkayıp nemi kalmayacak şekilde kızgın güneşte kuruttuğunu belirtiyor. Nevresim takımlarını da renkli ise 60, beyaz ise 90 derecede sık sık yıkayıp buharsız ütüyle ütülediğini iletiyor. Son yıllarda piyasaya sürülen, organik pamuklu ürünler de ev tekstillerinde tercih edilebilir. Bunlara ek olarak ticari olarak satılan sık dokunmuş pamuktan mamul, fermuarlı alerji kılıfları da tavsiye edilebilir.
Oda dekorasyonunda nelere dikkat edilmeli?
Başlıca yaşam alanları olan halı ve yataklarda alınabilecek önlemlere ek olarak çocuğumuzun odasında aşağıdaki noktalara dikkat edebiliriz:
Her ne kadar puf puf, peluş oyuncaklar eşyalar çocukların sevimli odalarına çok yakışsa da ev tozu akarlarının yaşam alanı olmaya çok uygun oldukları için odada tutulmamalılar.
Perdeler basit, sade kumaştan olmalıdır. Kadife tercih edilmemeli ve rutin ev temizliğini beklemeden sık sık yıkanmalıdırlar.
Yün battaniye kesinlikle kullanılmamalı, kıyafet seçiminde aynı şekilde pamuklu penyeler tercih edilmelidir.
Çocuğumuzun odası mümkünse güneş görmeli ve sık sık havalandırılmalıdır.
Duvarların boyası su bazlı nefes alabilen tipte olmalıdır. Kalın bir tabaka oluşturan tiner bazlı saten boyalar buharlaşıp havaya yayıldığından dolayı tavsiye edilmiyor. Ayrıca mümkünse duvarlar belli aralıklarla sabunlu bezle silinmelidirler.
Odanın temizliği sık sık yapılmalı, yer döşemeleri ıslak bezle silinmelidir. Temizlik esnasında çocuk odadan çıkarılmalıdır.
Mobilya cilasında kullanılan formaldehit maddesi alerjik çocukları rahatsız edebileceğinden oda dekorasyonunda sade modeller tercih edilmelidir. Deri ev mobilyasında toz tutmayacağından ve ıslak temizliğe uygun olduğundan tavsiye edilmektedir.
Evin nem ortamı çok önemlidir. Rutubetli ortamı seven ev tozu akarları hızla çoğalırlar. Buna engel olmak için kış da olsa kesinlikle evde, peteklerin üzerinde çamaşır kurutulmamalıdır. En pratik çözüm olarak, nem oranı da ayarlanabildiği için kurutma makineleri tercih edilebilir.
Zeynep Karataş / ZAMAN
Erdoğan, 24 Bin Bina İçin ‘Yıkılsın’ Dedi
7 bakanın da hazır bulunduğu toplantıda Başbakan Erdoğan’a İstanbul’da olası deprem tablosu aktarıldı. En riskli 10 ilçe belirlendi, 24 bin bina yıkılacak. Başbakan, ‘Yıl sonuna kadar yetişsin’ talimatını verdi.
Öge Demirkan’ın haberi
İstanbul’u tehdit eden deprem için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Başkanlığı’nda zirve yapıldı. 7 bakanın katıldığı zirve 3 saat sürdü. Zirvede İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İBB Başkanı Kadir Topbaş, TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar ve Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Erdik brifing verdi. “İstanbul Merkezli Afet Hazırlık Çalışmaları Toplantısı” şimdiye kadar yapılan çalışmalar ve bundan sonrası yapılması gerekenler hakkında Başbakan ve 7 bakana sunum yapıldı.
Depremin faturası 60 milyar dolar
Sunumlarda özellikle deprem sonrası ortaya çıkacak tablo detayları ile aktarıldı. JİKA ve Kandilli Rasathanesi’nin yaptığı çalışmalar çerçevesinde İstanbul’da yaklaşık 1 milyon 200 bin bina olduğu ve bunun deprem sırasında yüzde 2’sinin, bir başka ifadeyle 24 bininin yıkılmasının tahmin edildiği bildirildi. Olası depremde 22 bin kişinin hayatını kaybedeceği ve toplam deprem faturasının ise 60 milyar dolar olacağı vurgulandı.
2 milyon 350 bin kişiye yeni ev
İBB Başkanı Kadir Topbaş yaptığı sunumda, tüm itfaiye binalarının, hizmet binalarının, köprü ve viyadaüklerin güçlendirme çalışmalarının tamamlandığını ve olası depreme hazır hale getirildiğini ifade etti. Sıranın deprem riski taşıyan binaların yenilenmesine geldiğini belirten Topbaş, ‘kentsel dönüşüm’ projesini masaya yatırdı ve örnekler verildi. VATAN’ın gündeme getirdiği Fikirtepe Projesi de örnekler arasında yer aldı. Yeni projeye göre Fikirtepe’ye 14 bin 629 yeni daire yapılması planlanıyor. Bir diğer hedef ise Kartal. Buraya ise yaklaşık 2 milyon kişinin faydanalanacağı bir proje düşünülüyor. Maltepe’ye de benzer bir proje kapsamına alınmış durumda, hedef 200 bin kişi. Kağıthane’de ise hedef 100 bin kişi. 4 proje ile 2 milyon 350 bin kişinin depreme dayanıklı yapılara sahip olması hedefleniyor.
Başbakan: Yıl sonuna kadar yetiştirin
Yapılan sunumlardan sonra Fikirtepe projesi ile gündeme gelen ‘Kötü evler yıkılacak, mütaahhit maliyeti imar artışıyla sağlanacak’ modeli tartışıldı. Özellikle eski binaların yenilenmesi için fazladan imar izni verilmesine sıcak bakıldı. Bu yeni modelin yasallaşması için de düğmeye Başbakan Erdoğan bastı. Yapılan sunumlardan sonra toplantıya katılanların görüşlerini de alan Erdoğan, yıl sonuna kadar kanun tasarısının hazırlanması için talimat verdi. İkinci toplantının Mart 2011 yılında yapılması karar bağlandı.
YÜKSEK RİSKLİ 10 İLÇE
* Adalar
* Avcılar
* Bahçelievler
* Bayrampaşa
* Bağcılar
* Bakırköy
* Fatih
* Güngören
* Küçükçekmece
* Zeytinburnu
İstanbul’u bekleyen felaket tablosu
* Çok ağır hasarlı bina: 24 bin
* Ağır hasarlı bina: 60 bin
* Orta hasarlı bina: 228 bin
* Hafif hasarlı bina: 360 bin
* Acil barınma ihtiyacı olan aile: 400 bin
* Can kaybı: 22 bin
* Hastane ihtiyacı olan yaralı: 100 bin
* Bina hasarından kaynaklanan mali kayıp: 18 milyar dolar
* Toplam mali kayıp: 60 milyar $
Vatan
Kentsel Dönüşüm Kiracıya da Kazandıracak!
Hürriyet Gazetesi Yazarı İsmet Berkan, İstanbul’da uygulanması gereken kentsel dönüşüm projelerine değinerek, yapılacak işlerin doğru ve dürsüt şekilde yapılmadığı takdirde kaybedenini İstanbul olacağını söyledi
Bizde her deprem telaşı ve ardından gelen ‘Hâlâ depreme hazır değiliz’ tartışması hep aynı sihirli formüle bağlanır:Depremden etkilenecek semtlere ekstra imar verilirse bu bir teşvik olur, bu sayede de insanlar binalarını yeniler, depreme dayanıklı binalar yapılır.
Doğrudur, bu bir formül. Üstelik şaşırtıcı biçimde, o olayın bütün taraflarına birden kazandıran bir formül.
Yani, binadaki mal sahipleri kazanacak; ceplerinden beş kuruş para çıkmadan binalar yenilenecek. Müteahhit kazanacak; durduk yerde kat karşılığı inşaat yapacak yeni araziler belirecek. Buna izin veren siyasetçi de oy kazanacak.
Peki kim kaybedecek? Eğer bu ekstra rant dağıtımı düzgün planlanmaz ise kaybeden İstanbul olacak. Belediyenin elinde böyle bir silah var. Şimdi, eğer Başbakan, ‘Oy kaybetmeye razıyız, hepsini yıkıp yapacağız’ derken samimiyse ve dediğini yapacaksa, bence oy falan kaybetmeyecek, tam tersine kazanacak. Çünkü ortaya çıkacak yeni ranttan geniş bir kitle yararlanacak, doğrudan mal sahibi olmayanlar bile düşecek olan kiralar sayesinde dolaylı kazanç elde edecekler.
Son günlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın bazı açıklamalarından, bu ekstra imar verme formülünün yeniden ve ciddi biçimde gündeme geldiğini öğreniyoruz. Başta da söyledim, bu illa ve kategorik olarak yanlış diye nitelenebilecek bir formül değil. Ama ‘doğru’ uygulanabilmesi için kaçınılmaz olarak ayrımcı biçimde uygulanması gereken bir formül.
Diyelim İstanbul’da, Adalar, Kartal, Kadıköy, Zeytinburnu, Bakırköy ve Avcılar bölgesi deprem riskini en fazla yaşayan bölgeler. Bu bölgelere ekstra imar verilerek belki bir şey sağlanabilir ama aynı imarın Beşiktaş, Sarıyer, Üsküdar gibi belediyelerde de uygulanması şehri yaşanmaz hale getirme riskini taşıyor.
Şişli’de, Fatih’te veya diğer birinci dereceden risk taşımayan ama yine de çürük bina stoku geniş ilçelerde ne yapacaksınız? Tek tek binalara ayrımcılık yapamayacağınıza göre, ilçe çapında uygulamalar geliştireceksiniz. Belki bu ilçelerde ekstra imar vermek yerine tam tersine kamulaştırmaya gidip bina sayısını azaltacaksınız, bu yolla şehre nefes aldırtacak, yıkılacak binaların yerine parklar, bahçeler inşa edeceksiniz.
Belki aynı rantı bu ilçelere de vereceksiniz. İstanbul’un rantı, başta İstanbullular olmak üzere herkesin iştahını açıyor.
Bakalım belediye yeni bir şey yapacak mı?
İsmet Berkan/Hürriyet
Belediye, İstanbul’da Deprem İçin Riskli 10 İlçeyi Belirledi!
İstanbul’da pazar akşamı yaşanan 4.4 büyüklüğündeki deprem, İstanbullunun bir süredir sümenaltı ettiği deprem korkusunu tekrar gündeme getirdi. Kafalarda yeniden “Oturduğum ev sağlam mı? Semtimin zemini nasıl” soruları oluştu
1999′da binlerce insanın kaybıyla yaşanan İzmit depreminden sonra depreme uygun yapılan konutlar ve depreme dayanıklı ilçeler prim yaparken, depreme dayanıksız bölgeler hızla değer kaybetti.
Sizin için İstanbul’un depreme en dayanıklı ve en dayanıksız bölgeleri ile prim yapacak semtlerini derledik. İşte hem canınızdan hem paranızdan olmamanız için İstanbul’un semt semt deprem dayanıklılık durumu…
İSTANBUL’DA DEPREM İÇİN EN RİSKLİ 10 İLÇE
İstanbul Büyükşehir belediye’sinin tespitine göre İstanbul’da 10 ilçe depremde risk altında ve bu ilçelerdeki binaların yüzde 42′si yani yaklaşık 146 bin bina yıkılma tehlikesiyle karşu karşıya. İşte o ilçeler:
Avcılar
Küçükçekmece
Fatih
Eminönü
Bakırköy
Bayrampaşa
Adalar
Beyoğlu
Zeytinburnu
Bahçelievler
SABAH
Belediyelerin Araştırmaları Deprem Gerçeğini Sergiliyor!
İBB’nin Zeytinburnu, Fatih ve Küçükçekmece’de risk diğer ilçelere göre daha fazla ön plana çıktığı için bina ölçeğinde yaptığı detaylı çalışmanın sonuçları korkunç gerçeği gözler önüne seriyor. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, Zeytinburnu’nda 16 bin 30 binanın 2 bin 300′ü, Fatih’te 27 bin 884 binanın 2 bin 75p’sî, Küçükçekmece’de 53 bin 138 binanın 9 bini riskli. Bahçelievler’de 20 bin 424 binanın 15 bininin, k Güngören’de 9 bin 538 binanın 7 bin 300′ü, Bayrampaşa’da 19 bin 973′ünün 6 bin 150′sinin riskli olduğu saptandı.
İstanbul’un karşı karşıya olduğu deprem riskim gazetemiz için değerlendiren inşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Cemal Gökçe, 1999 depreminde Körfez bölgesini binaların yüzde 6′sının yerle bir olduğunu, yüzde 7′sinin ağır hasar aldığını, yüzde 12′sinin orta hasar gördüğünü yani yapıların yüzde 25′inin oturulamaz hale geldiğini kaydetti. Bu noktada kentte kaç, adet yapı bulunduğu konusunda bir karmaşa bulunduğunu belirten Gökçe, Kadir Topbaş’ın dahi bu rakamı bilmediğini ya da açıklamadığını belirtti.
1 milyon aile evsiz kalacak
Gökçe kentte 1 milyon 400 bin bina yani ortalama 4 milyon konut olduğunu hesaplayarak şöyle bir tablo çizdi: “İstanbul’da 1999 depreminde olduğu gibi binaların yüzde 25′i oturulamaz hale gelirse 1 milyon aile evsiz kalacak. Biz bunu küçültüp iyimser bir tahmin yapıyor, 400-600 bin aile evsiz kalacak diyoruz. Bu kadar aile 2 milyon insan demek. Bu kadar kişiyi nerede toplayacağız?”
Eski Mimarlar Odası Genel Başkam ve gazetemiz yazan Oktay Ekinci Körfez’deki yapıların İstanbul’dan daha sağlam olduğu görüşünü dile getirerek şu çarpıcı açıklamayı yaptı:
Kumburgaz denize gidecek
“Kadıköy-Fikirtepe, Ümraniye, Maltepe, Zeytinburnu, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler’deki yapı kalitesi Körfez’in çok altında. Kocaeli, iyi kötü bir denetim ile yapılaştı. İstanbul’da, Zeytinburnu’nun dörtte üçü, Küçükçekmece’nin yüzde 90′ı, Bahçelievler’in yüzde 60′ı, Bayrampaşa’nın yüzde 80′i, Ümraniye, Sultanbeyli’nin tamamı, Ömerli havzası, Beylikdüzü depremde büyük hasar görür.” Kumburgaz sahilinin olduğu gibi denize gideceğini savunan Ekinci, “Okmeydanı çok yoğun risk altında çünkü kaçma riski yok. Binalar hem eski hem denetimsiz hem kaçak. Kasımpaşa’nın üstü, Piyalepaşa kesimi de riskli” açıklamasını yaptı. Ekinci, Adalar’ın yapı kalitesinin yüksek olmasına karşın faya yakınlığı nedeniyle tehdit altında olduğunu söyledi.
Şişli’nin yarısı riskli
İstanbul’un en gelişmiş yerlerinden olan Şişli’nin durumunun iyi olmadığını ifade eden Gökçe, Fulya Tenekeciler Yokuşu’ndaki bütün binaların yıkılabileceğini söyledi. Ekinci şu uyanlarda bulundu: “Şişli’nin o kesimi çökecek de Bomonti ayakta mı kalacak? Ne yazık ki kâğıt gibi gidecek. Binalara baktığınızda ürperiyorsunuz. Kuştepe, Gültepe, Nurtepe bölgesi depreme güvenli değil. Şişli’nin de yarısı riskli.”
2 yaka 2 kent
2 yakaya 2 kent projesinin deprem riskini arttırdığına dikkat çeken Gökçe şu açıklamada bulundu: “Bu proje ile Anadolu yakasında Ömerli-Beykoz Şile ormanları, Avrupa yakasında Belgrad, Kemerburgaz, Çatalca ormanları yapılaşmaya açılacak. Bir yere yol yaparsanız yapılaşmasını önleme şansınız yok. İstanbul yeni bir göç dalgası ile karşı karşıya kalacak. 14 milyonluk kent 25 milyona çıkacak. Edirne’ye kadar yapılaşacak. Bütün Trakya riskli bir bölge haline gelecek. Boş alanlara yeni yapılar inşa edilmekten vazgeçilmeli.”
Sultanbeyli ve Şişli riskli, çünkü..
Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhcu İstanbul’un kıyı, dolgu alanları ve dere yatakları ile heyelan bölgelerinin risk altında olduğuna dikkat çekerek yapıların durumuna vurgu yaptı. Sultanbeyli örneğini veren Muhcu, “Bu ilçenin fayla ilişkisi yok ama yapı stoku çok kötü olduğu için risk altında” dedi. Şişli’nin yapı standartlarının yüksek olmasına karşın yoğunluk yapılaşma, yüksek binalar, toplanma yerlerinin olmaması gibi nedenlerle riskli hale geldiğini söyledi. Muhcu, “Yani en güvenli bölge yanlış uygulamalar nedeniyle en riskli bölge haline geldi” yorumunu yaptı.
Erdoğan neyi yıkacak?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “yıkıp yeniden yapacağız” açıklamasını da eleştiren Muhcu şu çarpıcı soruları sordu: “Neyi yıkacaksınız? Van örneğine bakalım. 1998 Deprem Yönetmeliği’nden sonra yapılan yeni yapılar yıkıldı. Üstelik bu sürecin 8 yılında AKP iktidarı var. 20 yıldır da yerel yönetimlerdeler. Peki, bu süreçte yapılan yapıların hangileri depremde yıkıldı? Son 10 yılda yapılan yapılar ve vatandaşın kendi imkânları ile ne bulduysa üst üste koyarak yaptığı ilkel sığınaklar yıkıldı. Ayakta kalan kim? 1960-1980 arası yapılan 4 katlı yığma binalar. Son 10 yılda kullanılan malzemeden daha kötü onların malzemesi. O binaların sıvası bile çatlamadı, ileri teknolojinin beton santralarının yapıları yıkıldı. O zaman yeni yapıları yıkacağız.
99’dan daha kötü durumdayız
Gökçe, 1999′daki depremde İstanbul’daki yapı stokunun durumunun bugün de aynı olduğunu hatta daha kötü hale geldiğini vurguladı. Binaların geçen 12 yılda daha da yıprandığını düşünen Gökçe, “17 Ağustos 1999′da İstanbul’da 3 bin yapı oturulamaz hale geldi. 30 bin yapı hasar aldı. Depremin merkezi İstanbul’a 110 km uzaklıkta olmasına karşın hasar buydu” dedi.
Beton dayanımı çok düşük
Gökçe, İMO İstanbul Şubesi olarak 2000 sonrası 1500 binadan 8 bin 500 beton örneği alarak yaptıkları çalışmanın çarpıcı sonuçlarını da aktardı. Gökçe, mevcut deprem yönetmeliğinde beton dayanımının 20 Megapascal’dan (MPa) az olmaması şartının getirildiğini ancak yaptıkları ölçümlerde beton dayanımının 8.13 MPa çıktığını vurguladı. Gökçe, dün-yada 30 MPa’dan aşağısının kabul edilmediğini söyledi. Bunun yanı sıra İstanbul gibi kentlerde yeraltı su seviyesinin yüzeye yakın olması, rüzgâr, nem gibi etkenler nedeniyle beton içindeki demirin daha kısa sürede paslandığına dikkat çekti.
Heyelan bölgesinde siteler
Gökçe, valiliğin 3 yıl önce çoğu heyelan bölgesi üzerinde olan Beylikdüzü’nde bir çalışma yaptığını ve yapıların önemli kısmının kaydığının tespit edildiğini söyledi. 1999 depreminden önce Beylikdüzü’nde yolun üzerindeki yapılarla altındaki yapıların neredeyse kafa kafaya geldiğini gördüklerini anlatan Gökçe, “Bölgede yapılaşmadık alan kalmadı, depremde ciddi sorunlar yaşanacak” uyarısında bulundu.
Yeni ve yüksek binalar sınanacak
Gökçe, afete hazırlıkta üzerinde durulacak diğer bir konunun da yeni ve yüksek yapıların depreme dayanıklılığı olduğunu belirtti. Bu konuda da iyi bir sınav verilmediği görüşünde olan Gökçe, “İstanbul’da yeni ve yüksek yapılan yapıları deprem ile sınayacağız. Bu bizim açımızdan ayıp. Mühendislik bilgimiz, yönetmeliklerimiz gayet iyi. Buna rağmen yönetmeliğin kriterleri yer seçim evresinde, proje sürecinde dikkate alınmıyor. Bu yapıları kimin, nasıl denetlediği belli değil. Oysa bizde okulu yeni bitiren meslek insanları formalitenin yerine getirilmesi açısından projelerin altına imza atıyorlar” dedi.
Deniz kumu 5 değil 1 yıl
Kumla ilgili tartışmalara açıklık getiren Gökçe, “Dere kumu da deniz kumu da inşaatlarda kullanılabilir. Yıkayıp temizleyerek mıcırla karıştırıp kullanılabilir. Tekniğine uygun kullanmazsanız deniz kumunu suçlamanın manası yok” dedi. Gökçe, 1999 depreminden sonra “İstanbul ve Türkiye’de mühendislik ve mimarlık alanını bize teslim edin 5 yılda disipline ederiz” dediğini anımsatarak “Şimdi 5 değil, 1 yılda disipline ederiz diyorum. Ama o sırada bazıları para kazanamayacak” dedi.
Cumhuriyet
Ahmet Ercan: Binaları Başbakan Yıkmazsa Deprem Yıkacak!
İstanbul’da 1999’daki depremde yıkılmayan binaların hepsi yorgun şu anda. Levent’teki yapılar 4. raunttan çıkmış boksör gibi, Cihangir’dekiler 5. raunttan, Fatih, Bakırköy ve Avcılar’dakiler 9. raunttan çıkmış gibi… Yapılar da insanlar gibidir. İstanbul’dakiler çok yorgun, çoğu da yaşlı ve hasta…
Başbakan kesinlikle haklı. Güçlendirme çözüm değil. Binalar yıkılacak, baştan yapılacak. Benim 81 yaşındaki annemi 18 yaşında yapabilir misiniz? İşte bu kadar basit! Aksi takdirde Başbakan yıkmazsa bu binaları, deprem yıkacak. Binlerce, onbinlerce insan da altında kalıp ölecek!
Hocam deprem açısından İstanbul’la Van’ı karşılaştırdığınızda nasıl bir tablo çıkıyor ortaya?
Şu anda bir deprem olsa, İstanbul’u kimse kurtaramaz, Türkiye’nin ekonomisi çöker. İstanbul’da 7.3 büyüklüğünde bir deprem bekliyorum ben. Eğer 7.3’ü tek bir deprem yaparsa, aşağı yukarı Van’ın 2-3 katı daha büyük hasara yol açar İstanbul’da. Tabii oransal olarak söylüyorum. Van’daki yapı sayısı 3 bin kadar, İstanbul’da yaklaşık 1 milyon 600 bin yapı ve 4-4.5 milyon konut olduğu sanılıyor. Kesin rakamları bilmiyoruz. Bu rakamlar tahmini. Belediye de doğrusunu bilmiyor. Çünkü hl arı gibi kaçak yapı yapılıyor. 1.6 milyon yapının yüzde 38’inin yapılma, yüzde 67’sinin ise kullanma izni yok. Yani neredeyse her 4 yapıdan 3’üne belediye kullanma izni vermemiş. Boğaz’daki villaların çoğunun da kullanma izni yok. Boğaz’ın her iki tarafı kaçak villalar cenneti gibi. Sonuçta İstanbul’daki yapıların yüzde 70’i çarpık yapılaşma ürünü. Çarpık yapılaşma ne demek? Plansız, tasarısız, nasıl yapıldığı belli olmayan, hiçbir mühendislik hizmeti almamış, yer özelliklerine bakılmamış, gelişigüzel yapılara biz çarpık yapılaşma diyoruz. Bu durumu görmek için İstanbul’a şöyle bir bakmanız yeterli. Çoğu semtte bırakın sokakları, caddelere bile zor giriliyor darlıktan…
- Dolayısıyla Van’daki gibi bir arama-kurtarma mümkün değil. Tüm dünyadan arama-kurtarma ekipleri gelse bile değil mi??Van’da, Erciş’te enkazları dolaşırken hep bunu düşünmüştüm…
Kesinlikle haklısınız. Oradaki gibi bir arama-kurtarma mümkün olmayacak. Normalde tüm dünyada depremlerde göçük altından kurtarma oranı yüzde 17’dir. Van-Erciş’te 3 bin 755 kurtarmacı, 96 takım vardı. Yıkılan bina sayısı ise sadece 78’di. Ve kurtarmacılar ortalama yüzde 17 olan kurtarma oranını yüzde 24’e çektiler. Son Van Depremi’ndeyse olağanüstü bir başarıyla kurtarma oranı yüzde 76’ya çekildi. Ama yıkılan yapı sayısı azdı. Müdahale çok çabuk oldu. Çünkü Van’da ilk depremde sadece 6 yapı göçmüştü, ikinci depremde ise 25. Ve yüzde 76 ile dünya birinciliği elde ettiler kurtarmacılar. Ama önemli olan göçük altından kurtarmak değil, göçük altına sokmamak.
- Bunu nasıl başaracağız peki??Tabii bir de şunu konuşmak lazım, sizce olası bir depremde İstanbul’da ne kadar bina yıkılır?
Bu soruya şöyle yanıt vereyim; İnşaat Mühendisleri Odası’nın 2008’de çok dürüst olarak yaptığı bir çalışma vardı. İTÜ’de bir toplantı yapmıştık, orada sundular. İçler acısı bir durum var ortada. İstanbul’daki her 100 projeden sadece 8’inde mühendislik hizmeti alınmış. Yani yüzde 92’sinde mühendislik hizmeti yok. Buradan şöyle bir sonuç çıkıyor; İstanbul’daki yapıların yaklaşık yüzde 2’si 7.5 büyüklüğündeki bir depremde güvenli.
- Sadece yüzde 2’si mi?
Evet. Bunlar da, A türü dediğimiz çok varlıklı insanların yaşadığı, sağlam yerdeki, sağlam konutlar. Zaten depremde hiçbir zaman varlıklı insanlar ölmez. Hep yoksullar ölür. Geri kalan aşağı yukarı yüzde 8 dolayındaki yapı ise B türü yapı.
- B türü yapı ne demek?
Yapı gereçleri, donatıları doğru seçilmiş ama depreme güvenli bir şekilde tasarlanmamış yapı. Geri kalan yapıların da ne olduğu belli değil ve bir yandan da sürekli olarak bina yapılıyor İstanbul’da. Ama son yıllarda daha güvenli sınıra doğru çekilmeye başlandı. Çünkü 2003’ten sonra yapı denetimi başladı. Ama bunun paralelinde halen kaçak yapılaşma ve kaçak kat çıkma devam ediyor. Özellikle seçim dönemlerinde… Bu konuda çalışan bir öğrencim var. “Hocam her seçim döneminde İstanbul’a yeni bir semt ekleniyor”
demişti. Tabii belediyeler de oy almak için oralara ulaşım servisi götürüyorlar, altyapı yapıyorlar, böylelikle kaçağı desteklemiş oluyorlar. Bir taraftan kızıyorsun, bir taraftan destekliyorsun ve böylelikle kaçak yapılaşma sürüyor.
- İstanbul’daki yapılarda en temel hata nedir peki?
Yapı hastalıkları diyelim biz ona, İstanbul’daki yapıların yüzde 64’ünde toprak ıslaklığı var.
- Bu ne demek?
Toprak ıslaklığını normalde jeofizik elektro çekerek bulabiliyoruz. Bizim yöremizde, Aydın’da annelerimiz, “Oğlum nalınlarını ayağına giy, yer yaş, soğuk alırsın. Yaş yere çıplak ayakla basma” derlerdi. Yaş olan yerler insanı hasta ettiği gibi yapıyı da hasta eder. Yapı insana çok benzer. Yapının temeli havada değil, yerdedir. Ve yere temeliyle tutunur yapı. Temelin bulunduğu yerin yaş ya da ıslak olmaması gerekiyor. Eğer yer, yaş, ıslak ve suluysa ve oraya ille de yapı yapılacaksa biz onu jeofizik elektro çekerek belirliyoruz. Aşağı yukarı 20-25 dakikamızı alıyor bu. Hiç delmeden, kuyu sondaj falan yapmadan… Ve bakıp diyoruz ki
mesela, “Buradaki ıslaklık derinliği 2.5 metre. Eğer 15 metre daha gidersen burada yeraltı suyu da var!” İnşaat mühendisi bunun üzerine yapıyı tasarlıyor. Diyor ki, “Burada bir ıslaklık sorunu var!”?Eğer dürüstse tabii… Kazısını yapıyor, ıslaklık oranını görüyor, o ıslaklığın, suyun, yapının köküne gelmemesi için inşaat teknolojisiyle bir yalıtım bohçası yapıyor oraya… Yer çarşafı dediğimiz ıslaklık geçirmeyen materyaller var, yere onlardan seriliyor, bir yalıtım yapılıyor ve o su yapıya gelmiyor. Yapı güvenli oluyor.
*****
İstanbul’daki yapıların yüzde 64’ünde kemik erimesi var!
- Islak yere bina yapılırsa ne olur?
Betonlar sünger gibidir. O ıslaklığı alır yukarıya doğru çeker. Hatta yapılara dışarıdan bakınca alt veya üst katlarda pul pul boyaların döküldüğünü görürüz. O, burada ıslaklık yürüyüşü var, yapı buradan çürüyor anlamına gelir.
- O zaman beton yumuşuyor mu?
Aynen öyle. Beton kötü döküldüyse, gözenekliyse bir taraftan oksijeni, diğer taraftan da suyu alır ve içindeki donatı paslanmaya başlar. Yapıyı depreme karşı ayakta tutan donatılardır. Biz Van’da hep o donatıları inceledik. Beton ufalanmıştı, donatılar da sıyrılmış, düğüm yerlerinden kopmuştu. İşte beton suyu çekerse paslanma başlar. İstanbul’da inşaat mühendisleri ve mimarlarla baktığımız birçok yapıda gördük ki, betonun içinde donatının izi var, ama kendisi yok. Paslanmış, çürümüş gitmiş. Ben bunu yapılarda kemik erimesi diye adlandırıyorum.
Demirin izi bile yok
- O derece tehlikeli bir durum var yani İstanbul’daki binalarda? Demir hiç kalmamış, öyle mi?
Evet. O derecede yapılar var. Demirin sadece izi var. Bu oran İstanbul’daki binalarda yüzde 64. Yani İstanbul’daki yapıların yüzde 64’ünde kemik erimesi var. Yapılar kadınlara o kadar benzer ki… Kadınlar çok doğurduğu zaman vücutlarında kalsiyum azalır, kemik erimesi başlar… Benim annem 5 defa doğurmuş, kemik erimesinden, büzüldü gitti. İşte İstanbul’un yapıları da aynı benim annemin durumu gibi, kemik erimesi yüzde 64…
- Yaşlı insanların ufacık bir düşmede bile bir yerleri kırılır. O zaman İstanbul’daki binalar da böyle mi?
Evet. Bir deprem vurmasına bakar. Deprem vurunca kırar o binaları. Çünkü onun sadece düşey yükünü taşıyıcı beton vardır. O beton da eskimiştir. Beton da döktüğünüz zamanki beton değildir, zaman içinde eskir. Her deprem oluşunda içinde çatlakçıklar oluşur, ardışık depremler o çatlakçıkları çatlak yapar, daha sonra kırık yapar ve en sonunda bina göçer. 1999’da yıkılmayan İstanbul’daki binaların hepsi yorgun şu anda. Mesela Levent’teki yapılar aşağı yukarı 4. raunttan çıkmış boksör gibi, Cihangir’deki yapılar 5. raunttan, Fatih, Bakırköy, Bağcılar, Bahçelievler, Zeytinburnu, Yeşilyurt, Yeşilköy, Florya, Küçükçekmece,?Güneşli, Mahmutbey, Avcılar, Esenyurt ve Büyükçekmece’deki binalar 9. raunttan çıkmış boksör gibi. Yani yapılar yorgun ve yeni depremi bekliyor. Dolayısıyla deprem çok büyük olmasa da İstanbul’u etkileme oranı fazla olacaktır. Çünkü 7.5’luk Gölcük Depremi’nin etkilediği binalar bunlar.
*****
Van Belediye Başkanı cinayetten yargılanmalı
- Şu an için İstanbul’da deprem tehlikesine karşı yapabileceğimiz bir şey var mı?
Ben yeni bir yapı alacak olsam, en kötüsü 1999’dan sonra yapılan bir yapıyı alırım. En akıllıcası ise 2007’den sonra yapılan yapıyı satın almak olur.
- Dünkü konuşmamızda, “Ben olsam TOKİ konutlarında otururum” demiştiniz…
Kesinlikle… Bayağı bir TOKİ reklamı yapmış gibi oldum ama doğruyu da alkışlamak gerekir. Nasıl ki kötü olanı yeriyorsak… Yalnız burada hemen belirteyim, TOKİ’nin Yalova’da Hacı Mehmet Ovası’ndaki yapılaşması yanlış. Hacı Mehmet Ovası’nda çok büyük yıkım olmuştu. TOKİ geldi oraya evler yaptı, bunu kim önerdi bilmiyorum, yanlış.
- Ovada yüksek bina yapıldığı için mi yanlış?
Tabii…
- Peki yine İstanbul’a dönersek, başka gördüğünüz eksiklikler nelerdir?
Gereç eksikliği ve beton niteliksizliği çok yüksek, yüzde 41 oranında. 2007 yönetmeliğine göre beton niteliğinin BS 20 veya üstü olması gerekiyor. Beton zamanla eskir. İnsan eskimiyor mu? Ben 18 yaşındaki Ahmet Ercan değilim ki, eskimiş durumdayım. Aynı şekilde yapılar da eskir. Türkiye’de betonarme yapılar 1950’de yapılmaya başlandı. Betonarme yapıların yaşı da insan yaşıyla özdeştir. 50-70 yıl yaşarlar. Bu yaştaki bir yapı ayaktadır ama artık güçsüzdür. Onun yenilenmesi gerekir. Yenilenmesi, güçlendirilmesi değildir ama. Ben güçlendirmeye inanmıyorum. O binanın yıkılıp yeniden yapılması gerekir.
- Başbakan haklı yani?
Kesinlikle, yüzde 100 haklı… Tamamen katılıyorum Başbakan’a. Ve alkışlıyorum hareketini. Siyasi görüşü bir tarafa bırakalım, depremde siyaset olmaz zaten… İşte, Bayram Otel 47 yaşındaydı. 47 yaşındaki bir otele sen nasıl giydirme izni verirsin belediye olarak! Suçludur Van Belediyesi, bunu net söylüyorum. Giydirme iznini nereden aldı ki bu adam? Belediyeye başvurdu, “Benim otelin yapım yılı bu” diye… Belediye ona demeliydi ki, “Sen bu oteli giydiremezsin, bu yapı eski, yık yeniden yap!” Giydirmeye izin veren kimdir? Van Belediye Başkanlığı’dır, fen işleridir. Onlar da kesinlikle cinayetten yargılanmalıdır.
İstanbul’da en az 200 bin yapı yıkılıp yeniden yapılmalı
- İstanbul’da da Bayram Otel gibi çok otel vardır herhalde?
Kesinlikle. İstanbul’daki yapıların yüzde 11’i eski yapı… Bu oran aşağı yukarı bizim depremde ne kadar yapıyı yıkacağımızı da gösteriyor. Hiçbir şey yapmasak İstanbul’daki binaların en az yüzde 10-15’inin, yani yaklaşık 1 milyon kişinin oturduğu 160-200 bin yapının yıkılıp yeniden yapılması gerekiyor. Eğer İstanbul’da 1 milyon 600 bin bina varsa… Aslında ben yapıların hemen hemen tümünün yıkılıp yeniden yapılması gerektiğini söylüyorum. Çünkü böyle şehir olmaz! Ben Beşiktaş’tan Ortaköy’e arabamla 2.5 saatte gidebiliyorsam, bu bir şehir değildir. Hepimiz İstanbul’da yavaş yavaş ölüyoruz aslında. Deprem olmadan ölüyoruz. Bezginiz, sinirliyiz, hiddetliyiz, dövüşüyoruz, birbirimizi öldürüyoruz. Bu şehirde kaç kişi uygarca yaşıyor? Kaç kişi haftada bir sinemaya gidiyor, kaç kişi yürüyüş yapıyor?
- Bütün bu yapıların yıkılıp yeniden yapılmasının maliyeti ne olacak, böyle bir hesap yaptınız mı?
Bir kere şunu söyleyeyim; deprem siyasetten uzak tutulmalı. Toplumun her kesimini ilgilendiriyor bu konu. Aynı olayı CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu söylerse mübah, Başbakan Erdoğan söylerse tukaka, öyle bir durum var bugünlerde. Depremde siyaset olmaz. Hemen rant diyoruz, haksız kazanç diyoruz. Her öküzün altında buzağı ararsak, bu çürük evlerin altında ölüp gideceğiz! İnşaat olur da kazanç olmaz mı??Elbette olur. Ama ben şöyle bakıyorum; binaların yıkılıp yeniden yapılması yüzde 30 katma değer getirecek. Yani sen olabilecek 250 milyar dolarlık bir zararı hem yapıları yenileyerek hem kentleşmeyi düzenleyerek hem de işsiz gençlere iş sağlayarak çözeceksin. Bu ülkede 10.5 milyon genç işsiz. Bu proje işsizliği sıfıra indiriyor ve aşağı yukarı yüzde 30’luk bir katma değer kazandırıyor ülkeye. Sonra devletin anayasal sorumluluğu halkın can güvenliğini sağlamaktır. Sadece teröriste karşı değil, depreme karşı, sele karşı, yer kaymasına karşı, çığa karşı… Ve kötü yapılaşmaya karşı. Bir başbakan, “Ben bu yapıları yıkmıyorum herkes başının çaresine baksın” diyemez. Yönetimi destekliyor gibi görünmek de istemem ama doğrusu bu. Doğrunun arkasında olmamız gerekiyor. Binaları eğer Başbakan yıkmazsa, deprem yıkacak. Altında kalan binlerce, onbinlerce insan da ölecek…
Mine Şenocaklı/Vatan
TOKİ, İstanbul’u Hazırlamak İçin Kaynak Sağlayabilir!
Prof. Dr. Naci Görür, ‘İstanbul’u depreme hazırlamak için TOKİ’den kaynak sağlanabilir. Kenti depreme hazırlamada, çürük bina yıkımından önce yapılması gerekenler var. Ciddi bir bina analizi olmadan yıkıma gitmek, hem para hem zaman kaybı’ diyor…
İTÜ Maden Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, İstanbul’da depreme hazırlık çalışmalarının neler olması gerektiğini Milliyet’e anlatarak, “Van depremleri hükümetin dikkatini 1999 Kocaeli depreminden daha fazla çekti. Umutlar tekrar yeşerdi. Ancak yola çıkış şekli yanlış” dedi.
İstanbul’u depreme hazırlamak denilince akla sadece çürük binaların yıkılması geldiğini belirten Görür, şunları söyledi:
“Kentleri depreme hazırlamada, çürük bina yıkımından önce yapılması gereken öncelikli işler var. İstanbul’da en az 1 milyon 600 bina var, bunlar arasında çürük olanları ayıklayıp yıkmak kolay değil. Gecekondular çürük, diğerleri sağlamdır da diyemezsiniz. Van’da yeni yapılmış binalar yıkılmadı mı?
Ciddi bir bina analizi yapmadan yıkıma gitmek, hem para hem de zaman kaybıdır. Onun için hemen heyecanlanıp plansız programsız iş yapmamalıdır; aksi halde yaratılacak olan kaos ülkeye beklenen depremden çok daha büyük zarar verebilir.”
‘Bir amaç ve hedef olmalı’
Kentsel dönüşüm projelerinin kulağa hoş geldiğini, ancak bir kenti deprem güvenli hale getirmeye yetmediğini anlatan Görür, şöyle devam etti:
“Başta TOKİ olmak üzere birçok inşaat firması kentsel dönüşüm adı altında yabancı isimlerle anılan çeşit çeşit bina toplulukları veya siteler yaparak kentin çehresini değiştiriyor. İstanbul’un tahrip edilen doğasına, tarihi dokusuna, özgün mimarisine, çevresine ve yaşam biçimine bakıldığında neye dönüştüğümüzü ve niçin bu şekle büründüğümüzü anlamak mümkün değil.
Kentsel dönüşümün bir amacı ve hedefi olmalıdır. Neye dönüşeceğimiz halka anlatılmalı ve onların onayı alınmalıdır. Buna rantiyeciler karar vermemeli. Eğer amaç deprem odaklı bir kentsel dönüşüm ise kütlesel yıkım ve yeniden yapım doğru bir yol değildir. Zaten İstanbul boyutundaki bir mega kentte bu mümkün de değildir. Deprem odaklı kentsel dönüşümde hedef insanların ciddi bir depremden sonra içinden sağ çıkabilecekleri binalara, açık toplantı alanlarına, sağlam bir alt yapıya ve afeti yönetecek bilgi, beceri ve donanımda yönetimlere sahip olmaktır.”
‘Risk analizi yapılmalı’
Görür, İstanbul’u ciddi anlamda depreme hazırlayabilmek için her ilçede ciddi bir şekilde “tehlike ve risk analizleri” ile “zarar azaltma” çalışmaları yapılması gerektiğini kaydeden Görür sözlerini şöyle sürdürdü:
“Analizlerden sonra depremin vereceği zarar nasıl azaltılabilir diye düşünülüp, gerekli hazırlık çalışmaları yapılmalı. Bu hazırlık çalışmalarının en önemlisi bireylere ve ailelere deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında doğru davranış biçiminin öğretilmesidir.
Eğer insanlar bir deprem kentinde yaşadıkları halde bunun farkında değillerse, eşyalarını ona göre seçip evlerini ona göre döşemiyorlarsa, tüm ailenin riayet edeceği bir deprem planını hazırlamıyorlarsa, deprem esnasında nereye gideceklerini, nerede ve nasıl duracaklarını ve ilk yardım ve müdahaleyi nasıl yapacaklarını bilmiyorlarsa, o kentte sürdürülebilir bir deprem hazırlığı yapılamaz.”
‘İşbirliği gerekli’
Amacın, binaların olası bir depremde ayakta kalabilmelerinin sağlanması olduğunu vurgulayan Görür, şunları söyledi:
“Her bina elbette deprem sırasında az veya çok hasar alabilir, ancak ‘yassı kadayıf’ gibi çökerek içinden sağ çıkılma umutlarını da söndürmemeli. Binalar aciliyet durumuna göre sıraya konularak önceden saptanmış bir bilimsel yöntemle elden geçirilmeli ve kusurlu olanları ayıklanmalı. Belediye-üniversite-özel sektör-vatandaş işbirliğiyle bu başarılabilir. Tarama işlemi için gerekli kaynak belediye ve vatandaş tarafından karşılanabilir.
Bugün birçok insan evinin deprem güvenli olup olmadığını merak etmekte, bunun için inceleme yaptırmaya hazır olmakla birlikte nereye ve kime başvuracağını bilemediklerinden harekete geçmemektedir. Öngörülen takviye veya tahliye çalışmalarında kendisinden ne istendiği ve kendisine nasıl yardım yapılacağı açık ve net olarak söylenmelidir. Önerilen bu tür iyileştirme çalışmaları doğrudan doğruya bina kusurlarının giderilmesine yönelik olacağı için vatandaş tarafından daha kolay benimsenecek ve desteklenecektir.”
‘Evden çıkartmadan takviye yapılabilir’
Hemen yıkıp yapma telaşına kapılmadan “yerinde takviye” veya “güçlendirme” konusu üzerinde durmak gerektiğini anlatan Görür, “Birçok üniversitemizin insanları evlerinden çıkartmadan, kısa sürede ve ekonomik bir biçimde deprem güvenli hale getirilmesi üzerinde çalıştıklarını ve uygun teknikler geliştirdiklerini biliyorum. Takviyesi mümkün olmayan binalar için yıkım veya tahliye kararları alınmalı” dedi. İstanbul’u depreme hazırlamak için parasal kaynağın TOKİ’den sağlanabileceğini belirten Görür, “TOKİ’nin başarısı sayılırken, yetkililer birkaç yıl içerisinde yüz binlerce konutun yapıldığından söz ediyor. Daha geçenlerde gazeteler TOKİ’nin yeni evlenen her çifte çok düşük bir taksitle ev vereceklerini yazdı. Bunlar doğruysa ve telaffuz edilebiliyorsa, İstanbul’un yapı stokunu depreme hazırlamada sorun yok demektir” dedi.
Önay Yılmaz / MİLLİYET
TOKİ’nin 513 Bin Konutunda Zorunlu Deprem Sigortası Var!
Van’daki deprem, zorunlu deprem sigortasının önemini bir kez daha gündeme getirdi.Deprem sonrasında yıkılan binaların çoğunda Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) tarafından yapılan zorunlu deprem sigortasının olmadığı dikkati çekti. Van’da sigorta kapsamına giren yaklaşık 80 bin konut bulunmasına rağmen, bunların sadece 7 bin 318’inin sigortalı olduğu belirlendi. Elazığ, Simav ve Van depreminde, yapılarında herhangi bir hasar meydana gelmeyen TOKİ’nin ürettiği 513 bin konutun depreme karşı sigortalı olduğu belirtildi. TOKİ Başkanı Ahmet Haluk Karabel, zorunlu deprem sigortasının inşa ettikleri konutların tamamında yapıldığını söyledi.
Deprem sigortası şart
TOKİ binalarının depreme dayanıklılığının yanısıra en önemli avantajlarından birinin de kamu güvencesi olduğunu vurgulayan Karabel, şunları söyledi: “TOKİ konutlarının satışı esnasında zorunlu deprem sigortası yaptırılması şart. İnşaat sürecinde de konutlar müteahhitler tarafından sigortalanıyor. TOKİ’den konut sahibi olanlar tapusunu alana kadar DASK sigortasını yaptırmış oluyor. Konutlarımızın 10-20 yıl arası taksitlerle satıldığı ve tapunun da borç bittiği zaman verildiği düşünüldüğünde TOKİ’nin deprem sigortasına verdiği önem daha iyi anlaşılıyor.”
Standarda uygun
TOKİ’nin yaptığı konutların zemininin ilgili belediye ve kuruluşlar tarafından incelendiğini hatırlatan Karabel, jeolojik, jeofizik, jeoteknik ve imar planına esas etüt raporları hazırlandığını kaydetti. Bu etütlerle birlikte proje çalışmalarına başlandığını dile getiren Karabel, şöyle konuştu: “Projelere göre inşaat yapılacak alanda, gerekli temel sondajı, arazi deneyleri, laboratuar deneyleri ve jeoteknik değerlendirmeler yapılarak zemin etüt raporları hazırlanıyor. İnşaatlar depreme dayanıklı radye temel ve tünel kalıp teknolojisiyle yapılıyor. Kaba inşaatta standartlara uygun hazır beton kullanılıyor, dökülen betonların numuneleri yetkili laboratuarlarda kontrol ediliyor. Beton çeliği de tüm teknik şartnamelere ve standartlara uygun olarak kullanılıyor ve beton donatı çubukları ilgili şartnameye göre gerekli sıklıkta çekme deneylerine tabi tutuluyor.”
Erdinç ÇELİKKAN/Hürriyet
Deprem Sigortasına Zam Geldi!
Zorunlu Deprem Sigortası’nda sigorta bedeli hesabına esas metrekare bedelleri; çelik, betonarme, karkas yapılarda 640 lira, yığma kagir yapılarda 460 lira, diğer yapılarda ise 240 lira oldu
”Zorunlu Deprem Sigortası Tarife ve Talimatında Değişiklik Yapılmasına Dair Tarife ve Talimat”, Resmi Gazetenin bugünkü sayısında yayımlandı.
Buna göre, sigorta bedeli hesabına esas metrekare bedelleri; çelik, betonarme, karkas yapılarda 590 liradan 640 liraya, yığma kagir yapılarda 425 liradan 460 liraya, diğer yapılarda ise 220 liradan 240 liraya çıkarıldı.
Buna karşın, Zorunlu Deprem Sigortası yapılan bir meskenin sigorta bedeli, her halde 150 bin liradan fazla olamayacak.
Zorunlu Deprem Sigortası, Doğal Afet Sigortaları Kurumu nam ve hesabına sigorta yapmaya yetkili sigorta şirketleri ve bu şirketlerin acenteleri ile Doğal Afet Sigortaları Kurumu Yönetim Kurulunca yetkilendirilmiş diğer kuruluşlar tarafından yapılacak. Bu tarife ve talimata göre belirlenen prim tutarı, peşin olarak tahsil edilecek. Prim tutarının, taksitler Kuruma yansıtılmamak koşuluyla, kredi kartı ile veya benzeri başka düzenli ödeme yöntemleriyle taksitlendirilmesi mümkün olacak.
Doğal Afet Sigortaları Kurumu Yönetim Kurulunca Zorunlu Deprem Sigortası yapmaya yetkilendirilmiş söz konusu diğer kuruluşlara ödenecek komisyon, zorunlu deprem sigortası primi tutarı üzerinden İstanbul ili dahilinde bulunan rizikolar için yüzde 12,5 oranını, diğer illerde bulunan rizikolar için ise yüzde 17,5 oranını aşmamak üzere yönetim kurulunca belirlenecek.
Akşam
Kira Geliri Olan da Beyannameyi İnternetten Verecek!
Kira gelirlerinin vergilendirilmesine dair uygulamanın esasları belirlendi…
Resmi Gazete’de yer alan vergi usul kanunu genel tebliğine göre, 2011 yılından başlamak üzere sadece gayrimenkul sermaye iradı (GMSİ-kira geliri) elde eden mükelleflerin bu iratlarına ilişkin beyannamelerinin Gelir İdaresi Başkanlığınca önceden doldurulup mükelleflerin onayına sunulacağı önceden hazırlanmış kira beyanname sisteminin uygulanmasına başlanacak.
Otomatik hazırlanmış kira beyanname sisteminde kira gelirinin tespitinde, mükelleflere ilişkin banka, tapu, sigorta şirketleri gibi üçüncü taraflardan elde edilen bilgiler esas alınacak.
Önceden Hazırlanmış Kira Beyanname Sistemi’ne girişler www.gib.gov.tr internet adresi üzerinden gerçekleştirilecek.
Mükellefler internet vergi dairesi şifrelerini kullanarak veya kendileri için hazırlanmış güvenlik sorularını cevaplayarak sisteme giriş yapabilecekler. İnternet vergi dairesi şifresi bulunmayan mükellefler ise herhangi bir vergi dairesine bizzat başvurarak kullanıcı adı, şifre ve parola alabilecekler.
Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından üçüncü taraflardan elde edilen bilgiler ve diğer bilgiler kullanılarak hazırlanan ve internet vergi dairesinde onaya sunulan beyannameler, mükellefler tarafından kontrol edilecek; eksiklik, hata veya yanlışlıkların bulunması halinde mükelleflerce düzeltilerek onaylanacak.
Dünya
2b Yasası ile Devlet-Vatandaş İhtilafları Çözülecek!
2b Yasası ile Devlet-Vatandaş İhtilafları Çözülecek!
2b arazileri ile Hazineye ait tarım arazilerinin değerlendirilmesine yönelik kanun tasarısı çalışmalarına devam ettiklerini kaydeden Şimşek, tasarının yasalaşmasıyla devlet ile vatandaş arasındaki ihtilafların giderilmesinin mümkün olacağını söyledi
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, vergi kanunlarını, gelir politikası hedefleri doğrultusunda gözden geçireceklerini bildirdi. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, bakanlığının 2012 yılı bütçesini sunan Şimşek, Maliye Bakanlığının 2012 yılı gider bütçesi için teklif ettiği ödenek tutarının 88,5 milyar lira olduğunu ifade etti. Şimşek, bu ödeneğin yüzde 1,8’ine karşılık gelen yaklaşık 1,6 milyar liranın bakanlığın ihtiyaçları için kullanılacağını, yüzde 98,2’sini oluşturan 86,9 milyar liranın ise diğer kamu hizmetlerinin finansmanını karşılamak üzere, ilgili idarelere aktarılacağını bildirdi.
Bakan Şimşek, Bakanlığın çalışmaları hakkında bilgi verirken, kamuda ücret dengesizliğine son verdiklerini kaydederek, “eşit işe eşit ücret” politikasının gereği olarak 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyi çıkardıklarını hatırlattı.
Şimşek, böylece aynı hizmet sınıfında, aynı veya benzer kadrolarda bulunan personel arasındaki ek ödemelerden kaynaklanan ücret dengesizliğinin ortadan kaldırıldığını ve kurumlar arası geçişi özendiren ve verimsizliğe neden olan ücret farklılıklarını gidererek kamuda daha etkin ve verimli çalışmanın önünü açtıklarını söyledi.
Önümüzdeki dönemde, kaynakların belirlenen amaç ve hedefler doğrultusunda etkin ve verimli kullanımı konusunda çalışmalara devam edeceklerini ifade eden Şimşek, bu kapsamda, harcama programlarını gözden geçirmeyi ve program bazlı sınıflandırma çalışmalarına başlamayı hedeflediklerini belirtti.
“DÖNER SERMAYELERİ YENİDEN YAPILANDIRIYORUZ”
Bakan Şimşek, 2011 yıl sonu itibarıyla 27 milyar liraya ulaşacağı tahmin edilen döner sermayelerin, yeniden yapılandırma sürecini başlattıklarını kaydederek, bu kapsamda, mevzuattaki dağınıklığı ortadan kaldıracak Döner Sermaye Kanun Tasarısı Taslağını hazırladıklarını bildirdi. Kamu taşınmazlarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılması ve ekonomiye kazandırılması için gerekli tedbirleri aldıklarını ifade eden Şimşek, devlete ait taşınmazların ekonomiye kazandırılması amacıyla bu taşınmazların Hazine adına tescili işlemlerine hız verdiklerini belirtti.
Bakan Şimşek, bu çalışmalar sayesinde, Hazineye ait kayıtlı taşınmaz varlığını, 2003 yılından 2011 yılı Ekim ayına kadar yüzölçümü olarak yüzde 89 artırdıklarını, Hazine taşınmazlarının yönetimi ve satışı sonucunda, 2003 yılından 2011 yılı Eylül ayı sonuna kadar 8,4 milyar lira gelir sağladıklarını söyledi.
Önümüzdeki dönemde kamu idarelerine tahsisli olan ve tahsis amacına uygun kullanılmayan Hazine taşınmazlarını tespit etmeye devam edeceklerini belirten Şimşek, bu taşınmazları, imarları yapılıp hissedarlıkları giderildikten sonra yatırımlara yönlendireceklerini de ifade etti.
2B ARAZİLERİ
2B olarak bilinen orman vasfını kaybetmiş araziler ile Hazineye ait tarım arazilerinin değerlendirilmesine yönelik kanun tasarısı çalışmalarına devam ettiklerini kaydeden Şimşek, tasarının yasalaşmasıyla devlet ile vatandaş arasındaki uzun süreli hukuki ihtilafların giderilmesinin mümkün olacağını söyledi. Bakan Şimşek, hazine taşınmazlarının yönetiminde etkinliği artırmak için dağınık olan mevzuatı tek bir kanunda toplayacaklarını da bildirdi.
Gayrimenkul Sermaye İradı İzleme ve Değerlendirme Projesini hayata geçireceklerini kaydeden Şimşek, gayrimenkul sermaye iradı beyannamelerinin idarece önceden düzenlenmesi uygulamasına başlayacaklarını bildirdi. Şimşek, sistem aracılığıyla 750 bin mükellefin gayrimenkul sermaye iradı beyannamesi vermesini beklediklerini söyledi.
AA
Atıl Durumdaki Okul Arazileri Eğitime Kazandırılacak!
Milli Eğitim Bakanlığı okul yaptıracak arazi bulamazken, okul yeri olarak görünmesine rağmen atıl bekleyen Büyükada’nın 12 katı büyüklüğünde 64.4 kilometrekarelik 7 bin 435 arazinin kamulaştırılması için çalışma başlatıldı
Milli Eğitim Bakanlığı, bir yandan sınıf mevcutlarını düşürmek için okul yaptıracak arazi bulamazken, 81 ilde tam 64.4 kilometrekarelik 7 bin 435 adet arazinin, 1960′lardan bu yana imar planında ‘okul yeri’ görünmesine rağmen atıl bekletildiği ortaya çıktı. Vatandaşların, “Arsam okul arazisi olarak belirlendi. Satamıyorum. Çivi çakamıyorum. Üstüne bir de emlak vergisi ödüyorum” diyerek sorunu TBMM’ye bildirmesi üzerine Milli Eğitim, Maliye, Bayındırlık ve İçişleri Bakanlıkları çalışma başlattı.
Devletin, birçok arsa için yarım asır önce kamulaştırma kararı vermesine rağmen arsa sahiplerinin bir daha kapışım çalmadığı da anlaşıldı.
12 MİLYAR TL GEREKLİ
Milli Eğitim Bakam Ömer Dinçer, tüm illere geçen hafta bir talimat gönderdi ve imar planlarında okul arsası görünen ancak bedeli ödenmediği için kamulaştınlmayan arsalar ile okul-derslik ihtiyaçları¬nın belirlenerek bir rapor halinde Bakanlığa bildirilmesini istedi. Arazilerin durumları ve yaklaşık bedelleriyle ilgili rapor, hafta başında Dinçer’e sunulacak.
Büyükada’nın tam 12 katı büyüklüğünde olan tüm Türkiye’deki arazilerin kamulaştırma bedelinin yaklaşık 12 milyar TL’yi bulması bekleniyor, istanbul’da bu durumdaki 1500 arazinin bulunduğu ve rayiç bedelinin 3.5 milyar TL’yi bulduğu öğrenildi. Dinçer’in de istanbul’daki çalışmaları bizzat kendisinin takip ettiği, bürokratlarıyla birlikte geçtiğimiz hafta sonu Esenler’de bazı okul arazilerini incelediği belirtildi.
Sultan Uçar / HABERTÜRK
Gayrimenkul Satışında Ticari Kazanç ve Değer Artış Kazancı!
Gerçek kişiler tarafından yapılan gayrimenkul (ev, işyeri, arsa, arazi) satışından elde edilen kazançlar, vergilendirme açısından iki şekilde değerlendiriliyor. Duruma göre ya ticari kazanç ya da değer artış kazancı kabul ediliyor
600 bin vatandaştan biriyseniz…
Geçtiğimiz hafta 2011 Ocak-Haziran dönemi bütçe uygulama sonuçlarını açıklayan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, vergi gelirlerini artırmak için beklemeyeceklerini ve en iyi yöntemin vergi tabanını genişletmek olduğunu belirtip, bu yıl 600 bin vatandaşın kapısını çalacaklarını söyledi…
KİM BU 600 BVATANDAŞ?
Maliye Bakanının ifadesine göre 600 bin vatandaşı, başta gayrimenkul ve otomobil alım satımı yapanlar ile kira gelirini gizleyen ve kendisine miras kalanlar olmak üzere kazanç elde edip de vergi ödemeyenler oluşturuyor.
Gelir İdaresi Başkanlığı önümüzdeki dönemde bu kişilere mektup göndererek gönüllü vergi ödemeleri çağrısında bulunacakmış…
Biz de hedef kitle içinde yer alanlardan kimlerin beyanname verip vergi ödemesi gerektiğini özet bilgilerle hatırlatalım istedik.
Siz de hedef kitle içinde yer alıyorsanız öncelikle bu yazıyı ve önümüzdeki günlerde detaylarını ayrı ayrı ele alacağımız yazılarımızı mutlaka okumanızı ve durum değerlendirmesi yapmanızı öneriyoruz.
OTOMOBİL ALIM SATIMI YAPANLAR
Vergi kanunlarına göre, ticari faaliyet kapsamına giren bir işlemin aynı yıl içerisinde birden fazla veya aynı işlemin birbirini izleyen yıllarda yapılması o faaliyetin sürekli olarak yapıldığı şeklinde değerlendiriliyor.
Bu bağlamda yıl içinde birden fazla araç alım satımı yapanların, bu alım satımdan elde ettikleri kazancın ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilmesi gerekiyor.
GAYRİMENKUL ALIM SATIMI YAPANLAR
Gerçek kişiler tarafından yapılan gayrimenkul (ev, işyeri, arsa, arazi) satışından elde edilen kazançlar, vergilendirme açısından iki şekilde değerlendiriliyor. Duruma göre ya ticari kazanç ya da değer artış kazancı kabul ediliyor.
Gayrimenkul satışının devamlılık arz etmesi ve ticari bir organizasyon içinde sürdürülmesi halinde elde edilen kazanç, ticari kazanç olarak vergilendiriliyor. Gayrimenkulün devamlılık arz etmemek ve ticari bir organizasyon dahilinde yapılmamak koşuluyla satılmasından elde edilen kazanç ise değer artış kazancı sayılıyor.
İvazsız (bedelsiz) olarak iktisap edilenler hariç olmak üzere, gayrimenkullerin iktisap tarihinden itibaren beş yıl içinde elden çıkarılmasından sağlanan kazançların istisna tutarını aşması halinde beyan edilmesi ve aşan kısım üzerinden gelir vergisi ödenmesi gerekiyor.
İstisna tutarı 2010 yılı için 7 bin 700 liraydı. 2011 yılı için ise 8 bin lira.
Gayrimenkul alım satımının, otomobil alım satımı ile ilgili başlık altında yaptığımız açıklamalar çerçevesinde süreklilik arz edecek şekilde yapılması halinde ise elde edilen kazancın ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilmesi gerekiyor.
KİRA GELİRİ ELDE EDENLER
Sadece konut kira geliri elde edip, 2010 yılında elde ettiği konut kira geliri 2 bin 600 lirayı aşanların, elde ettikleri konut kira gelirlerini beyan etmeleri gerekiyordu. İstisna tutarı 2011 yılı için 2 bin 800 lira.
Sadece gelir vergisi tevkifatına (stopaja) tabi işyeri kira geliri elde edip, 2010 yılında elde ettiği işyeri kira tutarı 22 bin lirayı aşanların, elde ettikleri işyeri kira gelirini beyan etmeleri gerekiyordu.
2010 yılında hem konut hem de işyeri kira geliri elde edenlerin ise konut kira gelirinin istisna tutarını (2 bin 600 lira) aşan kısmı ile işyeri kira gelirleri toplamının 22 bin lirayı aşmış olması halinde, hem konut kira gelirini hem de işyeri kira gelirini, aşmaması halinde ise sadece konut kira gelirini beyan etmesi gerekiyordu.
KENDİLERİNE MİRAS KALANLAR
Ölüm halinde, veraset yoluyla intikal eden menkul ve gayrimenkul malların mirasçılar tarafından dört ay içinde veraset ve intikal vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi gerekiyor.
Eş ve çocuklara intikal eden miras payının belli bir kısmı ise veraset ve intikal vergisinden müstesna tutuluyor.
İntikal eden miras nedeniyle eşe ve çocukların her birine tanınan istisna tutarı 2010 yılı için 109 bin 971 lira idi… Miras payının 109 bin 971 lirası için veraset ve intikal vergisi ödenmesi gerekmiyordu.
Çocuk ve torun bulunmaması halinde eşe isabet eden miras hissesinde istisna tutarı ise 220 bin 73 lira idi.
Şimdilik ön bilgi verdik. Önümüzdeki günlerde, gayrimenkul satış kazanları ve kira gelirlerinin beyanı ile kendilerine miras kalanların veraset ve intikal vergisi beyanıyla ilgili detayları ele alacağız.
Kaç gün prim ödersem emekli olurum?
03.02.1949 doğumluyum. İşe giriş tarihim 01.06.1973 SSK, çıkış 13.10.1977. 21.08.2008 tarihinde tekrar SSK’lı oldum ve halen devam ediyor. Toplam 2080 SSK günüm var. 27.03.1994-18.04.1999 tarihleri arasında 5 yıl 21 gün (1.821 gün) Bağ-Kur sigortam var. 550 gün askerlik hizmetimi borçlanmadım. Emekli olabilmek için kaç hizmet günümün olması lazım? Şu an yaştan Bağ-Kur veya SSK’dan emekli olma şansım var mı? Şu an emekli olma şansım yoksa en erken hangi kurumda emekli olabilirim? B. Can
Yaştan, Bağ-Kur’dan emeklilik için 5400 gün, SSK’dan emeklilik için ise 3600 gün prim ödemiş olmanız gerekiyor. 3600 prim gününüz var, ancak hem Bağ-Kur hem de SSK statüsünde prim ödemiş olanların hangi statüden emekli olacaklarının belirlenmesinde son yedi yıllık fiili prim ödemeleri dikkate alınıyor. Son yedi yıllık prim ödeme süresinde en fazla hangi statüde prim ödenmiş ise o statüden emekli olunuyor. Buna göre, Bağ-Kur’dan (21.08.2008 tarihinden) sonraki SSK kapsamında prim ödeme gün sayınızı 1260 güne tamamlamanız gerekiyor. 21.08.2008′den itibaren başlayan ve devam etmekte olan SSK sigortalılığınızda boşluğunuz yoksa 8 ay daha prim ödediğinizde 1260 günü tamamlamış olursunuz ve SSK’dan emekliliğe hak kazanırsınız. Askerlik borçlanmasının yararı olmayacağından borçlanmanıza gerek yok.
GÜNÜN SÖZÜ
‘Yaşlanmak bilge olmak değildir, eğer gençken aptalsan yaşlandığında sadece yaşlı bir aptal olursun.’ Osh
Akşam/Metin Taş-Sezgin Özcan
Boğaziçi İmarına Kentsel Dönüşüm Düzenlemeleri Geliyor!
Hükümet, İstanbul Boğazı’nın “geri görünüm ve etkilenme alanı” olarak tanımlanan sahile 9 kilometreye kadar olan bölümlerini, kentsel dönüşüme açan düzenleme yaptı
Böylece bu alanlardaki araziler kentsel dönüşüm kapsamında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ ve belediyelere devredilebilecek. Kamuoyunda “kentsel dönüşüm” olarak bilinen Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı, TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’nda, değiştirilerek kabul edildi. Tasarı askeri yasak bölgeler, güvenlik bölgeleri ile askerin atıl durumdaki gayrimenkullerinin belli şartlar altında TOKİ ve belediyelere devrine de olanak sağlıyor.
Boğaziçi son dakikada
Tasarıda son dakika önergesiyle Boğaziçi Kanunu’na atıf yapılarak, Boğaziçi de kentsel dönüşüm kapsamına alındı. Önergede, “9. maddenin 2. fıkrasında (ı) bendinden sonra gelmek üzere (i) bendi olarak; ‘Geri görünüm ve etkilenme bölgeleri bakımında 18.11.1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu’nun’ ibaresinin eklenmesi” ifadesi yer aldı. Değişikliğin gerekçesi ise “boğaziçi kanunu kapsamında kalan geri görünüm ve etkilenme bölgelerinde kalan alanlarda da kanunun uygulanabilmesi amacıyla bu değişiklik yapılmıştır” şeklinde açıklandı
Komisyonun CHP’li Üyesi İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, Milliyet’e, “Deniz manzaralı gökdelenleri dikip geri bölgelerde rant yaratacaklar. Yüksek fiyatlarla lüks inşaat peşindeler. İstanbul’un her yeri bitti kusur sadece Boğaziçi’nde mi kaldı da bu değişikliği yaptılar? İstanbul’un silüetini bozacak girişimler kentsel dönüşüm olmaz” dedi.
‘Rant yasası değil’
Milletvekillerinin eleştirilerini yanıtlayan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “tasarının aceleyle çıkarılmaya çalışıldığı” yönündeki eleştiriler üzerine, “Biz bu yasayı çıkarmalıyız. Buna ’rant yasası’ diyemeyiz. Mecburi bir yasadır, bunu çıkarmalıyız. Vatandaşın canını korumalıyız” dedi.
Milliyet
Veysel Eroğlu: 2B Son İmzalara Kaldı!
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 2B kapsamındaki alanların yaklaşık olarak 410 bin hektarlık alanı kapsadığını belirterek, Geçmişte 2B’nin satılması konusunda herkes gayret etmiş. Ama altyapı ve gerekli tespitler olmadığı için satmaları mümkün değil, dedi
Tapulu orman…
‘Nereye satılacak, kime satılacak? Mülk sahibi kim?’ konularında düzenlemelerin yapıldığını ifade eden Eroğlu, şöyle devam etti: “Konu, Bakanlar Kurulu’nda imzaya açıldı. Şu an Meclis tatilde. İnşallah başlayınca konu komisyonlara sevk edilecek. Bu tarihi bir yaraydı. Kangren olan meseleyi çözmek istiyoruz. Buradan elde edilecek gelirle orman köylülerine destek verilecek, yeni ormanlık alanlar kurulacak. 410 bin hektardan çok daha büyük yeni ormanlık alanlar kuracağız. Bu gelirle ormanlık alanlarımız daha da artacak.” Eroğlu, bölge müdürlerden ormanların tapusu almaları isteyerek, 1 Ocak 2015’ten itibaren tapusu olmayan ormanı orman olarak kabul etmeyeceğini kaydetti.
Milliyet
Simsarlar 2B Arazisi Satıyor! Dolandırıcılara Dikkat !!!
2B arazileri daha satışa çıkmadan, dolandırıcılar cirit atmaya başladı. Maliye, ‘Danışmanım’ diyen simsarlara karşı uyardı
Devletin yaklaşık 25 milyar lira gelir beklediği orman vasfını yitirmiş yaklaşık 400 bin hektarlık 2B arazilerinin satışı için geri sayım sürerken; bu konuda yeni sektörler ortaya çıkmaya başladı. İnternet ve gazetelere ilan veren ’2B arazileri yönetim danışmanlığı’ şirketleri, geniş bir yelpazede hizmet vaat ediyor. İlanlarla boy gösteren 2B simsarları, tapulama işlemleri için defterdarlığa verilen dosyayı kendilerinin hazırlayacağını belirterek, özel kadastro çalışması, hava fotoğrafları, saha aplikasyonu gibi uygulamaların ek hizmet ve özel ücrete tabi olduğunu ifade ediyor. İlanlarda, “Ecrimisil ihbarnamenizi bize gönderin, araziniz hakkında size bilgi verelim. Dosyalarınız eksiksiz olarak tamamlanacak” deniliyor.
PAZARLIK USULÜ…
Şirketler, yapılacak işlemlere karşılık alınacak ücretleri özel pazarlık usulüne göre belirliyor. Maliye Bakanlığı yetkilileri ise simsarlara karşı vatandaşları uyardı. Tapulama işlemleri sırasında dolandırıcılığa karşı dikkatli olunması gerektiğini belirten Maliye yetkilileri, “Vatandaşlar kendi işlerini kendileri yapsın. Her türlü kolaylık gösterilecek” dedi.
Takvim
Nurettin Canikli: Yüzde 10 Peşin, 2B Senin!
Orman vasfını yitirmiş 2B arazileriyle ilgili kanunun detayları ortaya çıkmaya başladı. AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, arazi bedelinin yüzde 10’unun peşin alınacağını ve ödemede 5 yıl vade uygulanacağını açıkladı
Orman vasfını yitiren arazi olarak tanımlanan ‘2B’ler için engel kalmadı. Arazilerin satışının iptal istemini reddeden Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. Artık, 2B arazilerin satış bedellerinin nasıl belirleneceği merak ediliyor. NTV’nin yayınına katılan AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Türkiye’nin gündemini uzun süre meşgul eden konunun bundan sonra ne olacağı ile ilgili açıklık getirdi.
Canikli, “Milyonlarca metrekare arazi, mülkiyet problemi nedeni ile kullanılamıyor. Yani arsa başkasına, üzerindeki yapı bir başkasına ait. Üzerinde yasal anlamda bir yapılaşma olamıyor ve devletin kontrolü dışında çarpık yapılaşmaya da imkân sağlıyor” dedi. Canikli, arazi bedelinin yüzde 10’unun peşin alınacağını ve ödemede 5 yıl vade uygulanacağını belirtti. Konunun, Meclis açıldıktan sonra hemen gündeme alınacağını söyleyen Canikli, şunları söyledi: “Bu düzenlemeler, 31.12.1981 tarihi itibarıyla orman vasfını kaybetmiş arazilerin (2B) kullanıcılarına belli şartlarla satılması şeklinde olacak. Taslaklar hazır, TBMM’ye sevk edilme aşamasına geldi. Sadece bir kaç konu üzerinde karar verilmesi gerekiyor.”
Çiftçilere kolaylık
Arazi devrinin Emlak Vergisi değeri üzerinden yapılacağını belirten Canikli, satış aşamasında dikkat edilecek ilkeleri de anlattı:
“Büyük şehirlerde yer alan bu araziler, bir bedel ödeyerek satın alınmıştır. Bu hususun dikkate alınması gerekir. Eğer bu arazileri, bedel ödeyerek satın alanlara tekrar rayiç rakam üzerinden satmaya kalkışırsanız bir haksızlık söz konusu olabilir. Emlak Vergisi üzerinden, makul bir rakamla devredilecek. Kırsal alanda, çiftçilerimize çok cüzi bir rakamla, Emlak Vergisi değeri üzerinden devretmeyi düşünüyoruz. Çiftçilerin kullandığı araziler için Emlak Vergisi esas alınacak, diğerlerinin fiyatı ise değeri ve konumuna göre katlanacak. Burada dikkat ettiğimiz nokta; çiftçinin mağdur edilmemesi. Onun için çiftçiye, makul fiyattan ve yüzde 10’u peşin şekilde, 5 yıl vadeli satış yapılacak.”
Para orman köylerine harcanacak
AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, “2B satışında amaç kesinlikle devletin para kazanması değil. Elde edeceğimiz paralar yine ormanların ve orman köylerinin ıslahı için kullanılacak” diye konuştu.
Bazı araziler TOKİ’ye devredilecek
Tüm arazilerin kullanıcılarına devredilmeyeceğine işaret eden Nurettin Canikli, “Eğer arazi üzerine çarpık yapılaşma var ve ilgili bakanlık tarafından dönüşüme konu edilmesi gerektiği karar verilmiş ise satış gerçekleşmeyecek. O araziler, dönüşüm için TOKİ’ye devredilecek” dedi. Bu devir sırasında hak sahiplerinin hiçbir şekilde mağdur edilmeyeceğini söyleyen Canikli, “Örneğin; İstanbul’da bir gecekondu semtinde, 2B arazisi üzerine yapılan çarpık bir yapılaşmayı kullanıcılarına aynen devrederseniz kalıcı hale getirirsiniz ve bozuk şehirciliği daha da ağırlaştırırsınız” diye konuştu.
Vatan
2B Arazilerinde Öncelik Hak Sahibine Tanınacak!
2B’ler, illerdeki değer tespit komisyonlarının cadde ve sokaklara göre belirlediği emlak vergi değeri ve rayiç bedel üzerinden satılacak. Öncelikle, kadastro kayıtlarında hak sahibi olarak geçen kişilere satılacak. Bu kişiler almazsa, ihale ile satışa çıkarılacak
Hükümetin hazırladığı kamuoyunda 2B olarak bilinen “Orman Köylülerinin Kalkındırılması ve Hazine Adına Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi Hakkında Kanun”daki araziler, illerdeki değer tespit komisyonlarının cadde ve sokaklara göre belirlediği emlak vergi değeri ve rayiç bedel üzerinden satılacak. Uzmanlar, emlak değerinin 1319 sayılı emlak vergisi kanununa göre il ve ilçelerde kurulan değer tespit belirleme komisyonu tarafından cadde ve sokağın durumuna göre belirlendiğini belediyelerin de bu değer üzerinden emlak vergisi aldıklarını hatırlattılar.
PEŞKEŞ ÇEKME OLMAYACAK
Uzmanlar, bu değerlerin sonu sıfırlı ve 5′li biten yıllarda yapıldığını, ara yıllarda da yeniden değerleme oranında artırıldığını kaydettiler.
2B’lere yönelik özel bir rayiç bedel uygulamasının yapılacağını kaydeden uzmanlar, emlak vergi değerinin düşük, rayiç bedelin ise yüksek olduğunu belirttiler. Bu düzenlemede, emlak vergi bedeli üzerinden satışa çıkarılması halinde “2B’ler peşkeş çekiliyor” denilmesi kaygısının da bulunduğunu ifade eden uzmanlar, sadece rayiç bedel uygulanması halinde ise bu yerlerin defalarca el değiştirdiği için piyasa değeri üzerinden satıldığını rayiç bedelin de vatandaşların tepkisine neden olacağını belirttiler. Uzmanlar, “Tüm bunların önünü kesecek orta yol bir formül olarak, bin metrekareye kadar emlak vergi değeri ile rayiç bedelin yarısının uygulanması kararı yer aldı” dediler.
Canikli: Rayiç bedel gerçekçi değil
AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli de rayiç bedel uygulamasının gerçekçi yaklaşım olmadığını belirterek, “Dolayısıyla rayiç bedel ile emlak değeri arasında fiyat dengesi bir yerde oluşacak. Ama nerede olacağı belli değil. Bölgeden bölgeye ilden ile değişecek. Cadde ve sokak itibariyle değişecek. Hangi itibariyle hangi detayda olacağı belirlenecek” dedi. Canikli, rayiç rakamların da şu anda kadastrosu yapılan 174 bin hektarın içinde değerlemesi ve kadastrosu yapılan 134 bin hektar için belli olduğunu söyledi.
Cahit Saraçoğlu / YENİ ŞAFAK
Gayrimenkul Satışında Ticari Kazanç ve Değer Artış Kazancı!
Gerçek kişiler tarafından yapılan gayrimenkul (ev, işyeri, arsa, arazi) satışından elde edilen kazançlar, vergilendirme açısından iki şekilde değerlendiriliyor. Duruma göre ya ticari kazanç ya da değer artış kazancı kabul ediliyor
600 bin vatandaştan biriyseniz…
Geçtiğimiz hafta 2011 Ocak-Haziran dönemi bütçe uygulama sonuçlarını açıklayan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, vergi gelirlerini artırmak için beklemeyeceklerini ve en iyi yöntemin vergi tabanını genişletmek olduğunu belirtip, bu yıl 600 bin vatandaşın kapısını çalacaklarını söyledi…
KİM BU 600 BVATANDAŞ?
Maliye Bakanının ifadesine göre 600 bin vatandaşı, başta gayrimenkul ve otomobil alım satımı yapanlar ile kira gelirini gizleyen ve kendisine miras kalanlar olmak üzere kazanç elde edip de vergi ödemeyenler oluşturuyor.
Gelir İdaresi Başkanlığı önümüzdeki dönemde bu kişilere mektup göndererek gönüllü vergi ödemeleri çağrısında bulunacakmış…
Biz de hedef kitle içinde yer alanlardan kimlerin beyanname verip vergi ödemesi gerektiğini özet bilgilerle hatırlatalım istedik.
Siz de hedef kitle içinde yer alıyorsanız öncelikle bu yazıyı ve önümüzdeki günlerde detaylarını ayrı ayrı ele alacağımız yazılarımızı mutlaka okumanızı ve durum değerlendirmesi yapmanızı öneriyoruz.
OTOMOBİL ALIM SATIMI YAPANLAR
Vergi kanunlarına göre, ticari faaliyet kapsamına giren bir işlemin aynı yıl içerisinde birden fazla veya aynı işlemin birbirini izleyen yıllarda yapılması o faaliyetin sürekli olarak yapıldığı şeklinde değerlendiriliyor.
Bu bağlamda yıl içinde birden fazla araç alım satımı yapanların, bu alım satımdan elde ettikleri kazancın ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilmesi gerekiyor.
GAYRİMENKUL ALIM SATIMI YAPANLAR
Gerçek kişiler tarafından yapılan gayrimenkul (ev, işyeri, arsa, arazi) satışından elde edilen kazançlar, vergilendirme açısından iki şekilde değerlendiriliyor. Duruma göre ya ticari kazanç ya da değer artış kazancı kabul ediliyor.
Gayrimenkul satışının devamlılık arz etmesi ve ticari bir organizasyon içinde sürdürülmesi halinde elde edilen kazanç, ticari kazanç olarak vergilendiriliyor. Gayrimenkulün devamlılık arz etmemek ve ticari bir organizasyon dahilinde yapılmamak koşuluyla satılmasından elde edilen kazanç ise değer artış kazancı sayılıyor.
İvazsız (bedelsiz) olarak iktisap edilenler hariç olmak üzere, gayrimenkullerin iktisap tarihinden itibaren beş yıl içinde elden çıkarılmasından sağlanan kazançların istisna tutarını aşması halinde beyan edilmesi ve aşan kısım üzerinden gelir vergisi ödenmesi gerekiyor.
İstisna tutarı 2010 yılı için 7 bin 700 liraydı. 2011 yılı için ise 8 bin lira.
Gayrimenkul alım satımının, otomobil alım satımı ile ilgili başlık altında yaptığımız açıklamalar çerçevesinde süreklilik arz edecek şekilde yapılması halinde ise elde edilen kazancın ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilmesi gerekiyor.
KİRA GELİRİ ELDE EDENLER
Sadece konut kira geliri elde edip, 2010 yılında elde ettiği konut kira geliri 2 bin 600 lirayı aşanların, elde ettikleri konut kira gelirlerini beyan etmeleri gerekiyordu. İstisna tutarı 2011 yılı için 2 bin 800 lira.
Sadece gelir vergisi tevkifatına (stopaja) tabi işyeri kira geliri elde edip, 2010 yılında elde ettiği işyeri kira tutarı 22 bin lirayı aşanların, elde ettikleri işyeri kira gelirini beyan etmeleri gerekiyordu.
2010 yılında hem konut hem de işyeri kira geliri elde edenlerin ise konut kira gelirinin istisna tutarını (2 bin 600 lira) aşan kısmı ile işyeri kira gelirleri toplamının 22 bin lirayı aşmış olması halinde, hem konut kira gelirini hem de işyeri kira gelirini, aşmaması halinde ise sadece konut kira gelirini beyan etmesi gerekiyordu.
KENDİLERİNE MİRAS KALANLAR
Ölüm halinde, veraset yoluyla intikal eden menkul ve gayrimenkul malların mirasçılar tarafından dört ay içinde veraset ve intikal vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi gerekiyor.
Eş ve çocuklara intikal eden miras payının belli bir kısmı ise veraset ve intikal vergisinden müstesna tutuluyor.
İntikal eden miras nedeniyle eşe ve çocukların her birine tanınan istisna tutarı 2010 yılı için 109 bin 971 lira idi… Miras payının 109 bin 971 lirası için veraset ve intikal vergisi ödenmesi gerekmiyordu.
Çocuk ve torun bulunmaması halinde eşe isabet eden miras hissesinde istisna tutarı ise 220 bin 73 lira idi.
Şimdilik ön bilgi verdik. Önümüzdeki günlerde, gayrimenkul satış kazanları ve kira gelirlerinin beyanı ile kendilerine miras kalanların veraset ve intikal vergisi beyanıyla ilgili detayları ele alacağız.
Kaç gün prim ödersem emekli olurum?
03.02.1949 doğumluyum. İşe giriş tarihim 01.06.1973 SSK, çıkış 13.10.1977. 21.08.2008 tarihinde tekrar SSK’lı oldum ve halen devam ediyor. Toplam 2080 SSK günüm var. 27.03.1994-18.04.1999 tarihleri arasında 5 yıl 21 gün (1.821 gün) Bağ-Kur sigortam var. 550 gün askerlik hizmetimi borçlanmadım. Emekli olabilmek için kaç hizmet günümün olması lazım? Şu an yaştan Bağ-Kur veya SSK’dan emekli olma şansım var mı? Şu an emekli olma şansım yoksa en erken hangi kurumda emekli olabilirim? B. Can
Yaştan, Bağ-Kur’dan emeklilik için 5400 gün, SSK’dan emeklilik için ise 3600 gün prim ödemiş olmanız gerekiyor. 3600 prim gününüz var, ancak hem Bağ-Kur hem de SSK statüsünde prim ödemiş olanların hangi statüden emekli olacaklarının belirlenmesinde son yedi yıllık fiili prim ödemeleri dikkate alınıyor. Son yedi yıllık prim ödeme süresinde en fazla hangi statüde prim ödenmiş ise o statüden emekli olunuyor. Buna göre, Bağ-Kur’dan (21.08.2008 tarihinden) sonraki SSK kapsamında prim ödeme gün sayınızı 1260 güne tamamlamanız gerekiyor. 21.08.2008′den itibaren başlayan ve devam etmekte olan SSK sigortalılığınızda boşluğunuz yoksa 8 ay daha prim ödediğinizde 1260 günü tamamlamış olursunuz ve SSK’dan emekliliğe hak kazanırsınız. Askerlik borçlanmasının yararı olmayacağından borçlanmanıza gerek yok.
GÜNÜN SÖZÜ
‘Yaşlanmak bilge olmak değildir, eğer gençken aptalsan yaşlandığında sadece yaşlı bir aptal olursun.’ Osh
Akşam/Metin Taş-Sezgin Özcan
Dekorasyon, Çocuğun Zihinsel Gelişimini Etkiliyor!
Uzmanlar, çocukların kendi odalarına sahip olmalarının hem özgüvenlerini artıracağını, hem de özel hayat kavramlarının yerleşmesi açısından önemli olduğunu belirtiyor
Bu noktada odaların doğru şekilde dekore edilmesi ve sağlığa zararlı malzemelerin kullanılmaması çok önemli.
Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı (TÜİK) verilerine göre, 2010 yılında doğan çocuk sayısı 1.238.970. Buradan hareketle her yıl en az 1 milyon ailenin bebek odası dekore ettiğini söylemek yanlış olmaz. Ancak çocukların kendi odasına sahip olması, yeterince önem verilen bir konu değil. İş sadece kendi odası olmasıyla da bitmiyor; çalışma ve uyuma alanlarının ayrılması, doğru şekilde dekore edilmesi ve yeni doğan bebeklerin çocuklukları boyunca kullanacakları eşyaları olmasına da özen gösterilmesi gerekiyor.
Memorial Şişli Hastanesi’nden Pedagog Dr. Melda Alantar, her çocuğun özel olduğunu ve her yetişkin gibi kendine ait bir yaşam alanına, kendi odasına ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Bebeklerin 6. aydan itibaren kendi odalarında kalabileceklerini belirten Alantar, bunun çocuğa özgüven sağlayacağını söyleyerek, “Son yıllarda özellikle büyük şehirlerde çalışan anneler ve babalar bebekleriyle birlikte aynı odada ve yatakta uyumayı tercih etmektedirler. Bebeklerin gece sık uyanmaları, iş yoğunluğu nedeniyle çocukla birlikte yeterince zaman geçirememe, deprem v.b. travmatik olaylar bu durumu tetiklemektedir. Günümüzde 10-11 yaşında olup halen anne-babayla birlikte uyuma alışkanlığı olan pek çok çocuk bulunmaktadır. Karanlık korkusu, gece yalnız uyuyamama endişesi çocukların özgüven gelişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Bu nedenle anne-baba bebeğin odasını hazırlayarak ayırmayı, sıklıkla gece yataklarından kalkarak onun bebeği doyurup sakinleştirerek, yeniden uykuya dalmasını sağlamayı önemsemelidir” diyor.
Herkes kendi odasına
Alantar özellikle yaşı yakın kardeşlerin, Türk ailelerinde adet olduğu üzere aynı odayı paylaşmaması gerektiği görüşünde “2 ya da daha fazla kardeşin aynı odayı paylaşması, özellikle peş peşe doğan ve aynı cinsiyette olan kardeşler arasında kıskançlığın yoğun olarak yaşanmasına neden olabiliyor. Özellikle küçük kardeşi olan çocuklar eşyalarını, oyuncaklarını alıp kaçan, ya da kullanan kardeşlerine karşı öfke duyarlar. Bu nedenle ayrı odaların tahsis edilmesi çocukları rahatlatıp, ev içindeki gerilimi azaltabilir. Farklı cinsiyet özelliklerine sahip olan çocukların odaları ise, mahremiyet anlayışının kazandırılması doğrultusunda, 4-5 yaştan itibaren ayrılmalıdır.”
Oyun alanı, çalışma alanına dönüştürülmemeli
Özellikle okul çağından itibaren ayrı bir çalışma alam düzenlenmesi gerektiğini belirten Alantar, “Çalışma masasının kapı ve pencereden uzak olmasına, televizyon ve bilgisayar gibi dikkat dağıtıcı cihazların odaya konulmamasına özen gösterilmelidir. Bazı anne-babaların okul dönemiyle birlikte oyun odalarım çalışma alanlarına dönüştürmeleri çocuğun psikolojik gelişimi açısından sağlıklı bir yaklaşım değildir. Okulla birlikte çocuğun oyun oynama gereksinimi azalmaz. Çocuklar günlük hayatta yaşadıkları olumsuzlukların etkisinden oyun oynayarak arınırlar. Bu nedenle anne-babalar çocuğun oyun oynama gereksinimini göz ardı etmeden, onlarla birlikte yeni oyun köşeleri yaratmaya özen göstermelidir” diyor.
Büyüyünce de kullanabilsin
IKEA Türkiye Pazarlama İletişim Müdürü Özge Kocaoğlu, Türkiye’de ailelerin fonksiyonelliğe ve güvenliğe önem verdiğini belirtiyor. “Özellikle aileler bebek odaları ve sonrasındaki çocukluk dönemi için değişen ihtiyaçlara cevap veren nitelikteki ürünlerden tercih ediyorlar. IKEA’nın ürün gamında, büyüyen bebeğe göre ölçüleri değişebilen, uzayan ve alçalan yatak bazaları, çıkartılabilen kenarlıkları olan karyola çeşitlerine yer veriliyor. Ayrıca aileler, birden fazla fonksiyonu içeren ürünlerini de tercih ediyorlar. Örneğin birbirlerine ekleyerek genişletilip uzatılabilen kapalı ve açık depolama alanları ile üzerine yeni üniteler eklenebilen alt değiştirme masaları da ilgi görüyor.”
Ne istediklerini sorun
Shape Mimarlık’tan Meral Bağcı, 5 yaşından itibaren çocukların odalarının dekorasyonunda söz sahibi olmaları gerektiğini belirtiyor. “Çocuk biraz büyüdükten ve ne istediğini belirtebilir yaşlara geldikten sonra, 4-5 yaşından itibaren çocukların da fikri alınmalı. Çocukların o yaşta kişilikleri gelişiyor, kendi istekleri oluşmaya başlıyor. Dolayısıyla, evet 4-5 yaşına kadar anne babalar bu tür şeylere dikkat edebilir. Ama sonrasında o odayı kullanacak çocuk da bu etkileşime, odasının şekillenmesine muhakkak katılmalı. Onların da fikirlerinin alınması gerekiyor. Dekorasyondan ve oranın mimari şekillenmesinden çok daha mühim bir konu bu.”
Shape Mimarlık’tan Meral Bağcı, çocuk ve bebek odası dekorasyonunda yapılan hataları sıralayarak şu tavsiyeleri veriyor:
Fazla düz, fazla beyaz ve tek renk odalar yapılmamalı 0-10 yaş arası, çocukların her şeyi yeni yeni öğrendikleri ve fark ettikleri bir dönem. Hem ruhsal gelişimlerine, hem de algılama gelişimlerine katkıda bulunması için, farklı renklerde bir oda yapılmalı. Tek renk olmamalı, ama karmakarışık, rengarenk, cümbüş şeklinde de olmamalı. Önemli olan, oranını iyi ayarlamak. Çocuğun uyumasına yetecek kadar bir dinginlik de verilmeli. Çok cümbüşlü bir oda olursa, çocuk sürekli etrafa bakmaktan uyuyamaz.
Mümkünse çocuğun giyinme ve çalışma alanı ayrı olmalı. Hemen yatağın yanına bir çalışma masası koymak doğru değil. Çalışma masasının elbise ve dolapların içinde olması da doğru değil. Çalışma masasına kitaplarını, okulla ilgili malzemelerini koyuyor. Ama uykuya gittiğinde dersten kurtulup, sadece uykuya odaklanması ve rahatlıkla uyuması gerekiyor. Uyku alanı bu yüzen daha sakin ve sade olmalı.
Mobilyalar mümkün olduğunca doğal ürünlerden yapılmış olmalı. Mesela laminat yerine doğal ahşap kullanılmalı. Sentetik perdelikler yerine doğal, pamuklu ürünler kullanılmalı. Metal yerine ahşap kullanılmalı.
Çocuklar yerde oynuyor, emekliyor. Bu yüzden halı kullanımı gerekli. Ama bazı çocukların toza karşı hassasiyeti oluyor. Özellikle perde ve halı çok fazla toz tutan ve kendi parçacıklarını döken ürünler. Bu, çocukların sağlıklarım olumsuz yönde olmalı.
Mesela laminat yerine doğal ahşap kullanılmalı. Sentetik perdelikler yerine doğal, pamuklu ürünler kullanılmak Metal yerine ahşap kullanılmalı.
Çocuklar yerde oynuyor, emekliyor. Bu yüzden halı kullanımı gerekli. Ama bazı çocukların toza karşı hassasiyeti oluyor. Özellikle perde ve hah çok fazla toz tutan ve kendi parçacıklarını döken ürünler. Bu, çocukların sağlıklarını olumsuz yönde etkiliyor. Hah kondu diye hasta olmuyorlar, var olan rahatsızlık tetikleniyor. Bu yüzden sentetik bir hah ya da boyalı bir halı olmamalı. Kir tutmayacak bir ürün olmalı. Bu tip rahatsızlıkları olan çocukların odasında kesinlikle jaluzi kullanılmamalı. Onun yerine yıkanabilen, temizlenebilen, doğal yapılı, organik kumaşlardan yapılmış perdeler kullanılabilir.
Yaz mevsiminde klima kullanılmamalı. Merkezi soğutma sistemi varsa, çıkışların konacağı yerler mümkün olduğunca uyuma alanından uzak, onları etkilemeyecek noktalarda yapılmalı. Çocukların nefes almasını ve rahat uyumasını sağlamak için radyatör ve benzeri ısıtıcıların yataktan uzak olması gerekiyor. Aksi takdirde uyurken ağzında ve burnunda ekstra kuruluk yaratıyor ve enfeksiyon yapıyor.
Odalar güney cepheli olmalı. Gün boyunca aydınlık ama bütün öğleden sonra o sıcağı içine çeken bir oda olmamalı.
Onu soğutmak problem yaratıyor.
Çocuk odası karanlık olmamalı. İyi havalanan bir oda olmalı. Aydınlatma 2 şekilde düşünülmeli.Öncelikle oyun oynarken, ödev yapabilecek kadar, baktığı ürünleri seçebileceği kadar bir aydınlatma sağlanmalı. İkincisi de uyku vakti geçtiği anda daha loş ışık veren bir gece lambası konulmalı. Eğer 8-10 yaşlarında bir çocuksa bir çocuksa, masasının üzerinde de bir masa lambası olmalı.
Eda Utku / HÜRRİYET
Odalar Oyun Parkına Döndü!
Boyama yaptıkları sehpalar ve minderlerden, duvardaki kalorifere kadar bütün dekorasyon öğeleri, çocuklar için eğlenceli bir hale geliyor
Uzmanlar, bebeklerin 6. ayından sonra kendi odalarına geçmelerini tavsiye ediyor. Çocukların zihinsel gelişimi açısından kendilerine ait bir alan olması gerektiğini belirten pedagoglar, bu yolla kendi kendilerine oyunlar oynamaya başlayacaklarını ve hayal güçlerinin gelişeceğini belirtiyorlar. Bu noktada çocuk odasının dekorasyonu önem kazanıyor.
Köpekli sehpa
Belçikalı endüstriyel tasarımcı Quentin de Coster’in “Animal” (Hayvan) isimli masası, çocuklar tarafından tasarlandı. 5 yaşındaki çocuklardan oluşan bir grupla yürütülen projede, çocukların sevecekleri bir mobilya yapılmaya çalışıldı. Çocuklardan hayallerindeki sehpayı çizmeleri istenildi ve yaptıkları resim ve boyamalar toplanarak köpek şeklindeki bu masa yapıldı. Yan taraftaki çekmece, çocukların boyama kalemleri ve diğer malzemeleri için alan yaratıyor.
Her bölümü yeni bir oyun alanı
Küçük çocuklara genelde küçük alanlar ayrılır. Odaları ufak olur ve mobilyalar yüzünden yeterince oyun alanları da kalmaz. Paris’in 10. bölgesinde bulunan ve h2o Architects firmasının tasarladığı bu çocuk odasında ise, 13 metrekarelik odanın her bölümü ayrı bir oyun alanına dönüşmüş. 2009 yılında bu proje yapılırken, ebeveynler hem yeni doğan bebeklerine, hem de o gün 5 yaşında olan oğullarına alan yaratmak istemişler. Mimarlar da odayı dikine kullanarak, iki ayrı alan yaratmış. Büyük çocuğun yatağı, birimin üst katında bulunuyor. Alt katta ise oyun için ayrılmış bir alan var. Buranın en önemli özelliği, yerlerdeki kapakların açılıp, saklama alanlarının ortaya çıkması. Odanın diğer tarafında, bebeğin beşiği bulunuyor. Odanın içine yapılan birimin her bir bölümü kimyasal içermeyen MDF, yani orta yoğunluktaki fiber panellerden oluşuyor. Bu sayede de sağlıklı bir alan elde ediliyor.
Geleceğin radikal kaloriferleri
Normalde kaloriferler benzer tasarımlarda olur. Beyaz renkte olur ve üzerinde desen filan da olmaz. Koreli tasarımcılar KyungRyul Lim ve Miyeon Kim’in “Radiator for children” (çocuklar için radyatörler) isimli tasarımı, çocuk odalarına eğlenceli bir hava katıyor. Basket potası gibi yuvarlak bir çıkıntısı olan kalorifer, renkli oluşuyla da çocukların ilgisini çekiyor.
Halka oyuncaktan ilham aldı
“Mound of Rounds” (Yuvarlak yığıntılar) isimli tasarım, üst üste konmuş farklı büyüklükteki minderlerden oluşuyor. Kanada’daki Vancouver kentinde kurulan Cumulus Project isimli tasarımcı ekibi, tasarımda halka oyunundan ilham almış. Minderlerin üstüne konduğu beyaz bölüm, sehpa olarak kullanılabiliyor. Çocukların kullanımına daha uygun ufak parçalardan oluşan minderler, büyüklerin de ilgisini çekiyor. Minderler üst üste konduğunda 86 santimetre yükseklikte ve 76 santimetre genişlikte bir yer kaplıyor.
Düz duvara tırmanmanın adabı
Hareketli çocuklar için kullanılan “düz duvara tırmanıyor” sözü, güvenli ve eğlenceli bir hale geliyor. “Buskas Indoor Climbing Tree” (Buskas ev içi tırmanış ağacı) isimli tasarım, İskandinav ormanlarından ilham almış. Tasarım, Oslo merkezli Mikromakaroni endüstriyel tasarım firmasından, Kaja Osholm Kjølås’a ait. Buskas’a daha fazla parça eklenerek, daha büyük bir tırmanış alanı yaratılabiliyor. Kjølås’ın bu tasarımı, çocuklar büyüyüp de duvara tırmanma konusunda ilgisini yitirdiği zaman, duvar askılığı olarak da kullanılabiliyor.
Çocuk odalarının boyanması için öneriler
- Çocuk odaları için boya rengi seçerken, çocuğunuzun zevkini ve karakterini göz önünde bulundurmakta fayda var. Renk seçimini tamamen çocuğunuza bırakabileceğiniz gibi, beraberce eğlenceli seçimler de yapabilirsiniz. Okul çağındaki çocuk odaları için zeka gelişimlerini olumlu etkileyecek sarı ve mor tonlar birlikte kullanılabilir. Kırmızı, turuncu ve sarı ve tonlarındaki renkler özellikle 11 – 12 yaşlarındaki çocukların coşkulu karakterleriyle tam bir uyum sergileyecektir. Ancak bu renkleri mutlaka yeşil ve mavi tonlar ile dengelemelisiniz.
- Ders çalışırken konsantrasyon eksikliği yaşayan çocuklar için yeşil renkli duvarlar faydalı olacaktır. Daha büyük çocuk ve genç odaları için güven telkin eden, yatıştırıcı etkisi olan mavinin açık tonları tercih edilebilir.
- Çocuk odalarının bir diğer fonksiyonu da aslında bir oyun alanı olmasıdır. Derslerini yaparken, sınavlara hazırlanırken kendilerine eşlik eden odaları, oyunlarında da bazen bir saray, bazen bir orman ya da bir uzay mekiği olabilir. Yaratıcılıkta sınır tanımayan çocuklar odalarını bu tarz hayali mekanlara çevirirken duvarlarda birkaç değişiklik yapabilirler. Bu yüzden akşam eve döndüğünüzde çocuğunuzun duvarlarında yıldız, güneş ve ağaç resimleri görürseniz şaşırmayın. Böyle durumlarda her türlü lekenin kolayca temizlendiği bir boya tercih ettiyseniz endişe etmenize gerek yok.
- Çocukların kimyasal solumamaları için, çabuk kuruyan ve kokusuz boyalar tercih edilmeli. Uygulandığı yüzeylerin daha iyi nefes almasına izin veren Dyo Nanoipekmat ve Teknoplast, kokusuz ve çevre dostu bir ürün. Yüzeylere kolayca uygulanan ve silinebilen bu ürünler, ayrıca yüksek seviyede örtücülük özelliği de taşıyorlar.
Eda Utku / HÜRRİYET EMLAK
Kentsel dönüşüm TBMM Bayındırlık Komisyonu’ndan geçti!
Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı, TBMM Bayındırlık Komisyonunda kabul edildi
Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı, TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda, bazı değişikliklerle kabul edildi.
Tasarıya göre, riskli yapıların tespiti, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanacak yönetmelikte belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde masrafları kendilerine ait olmak üzere öncelikle yapı malikleri veya kanuni temsilcileri tarafından, bakanlık tarafından lisanslandırılan kurum ve kuruluşlara yaptırılacak. Çalışmanın sonucu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı veya ilgili idareye bildirilecek.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, riskli yapıların tespitini süre vererek, maliklerden veya kanuni temsilcilerinden isteyebilecek. Verilen süre içinde yaptırılmadığı takdirde, tespitler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı veya idare (belediyeler veya il özel idareleri) tarafından yapılacak veya yaptırılacak. Bu tespitlere karşı malikler veya kanuni temsilciler, 15 gün içerisinde itiraz edebilecek. Bu itirazlar, bakanlıkça, üniversitelerden 4 ve bakanlıkta görevli iki kişiden oluşturulan teknik heyet tarafından incelenerek, karara bağlanacak.
Yenileme projelerinin gerektirdiği uygulamalar, verilen süre içinde yapı malikince yapılmadığı takdirde il özel idaresi veya belediye tarafından yapılarak masrafı yapı malikinden tahsil edilecek. İl özel idaresi veya belediye, yapı malikinin uygulama masraflarını ödemesini kolaylaştırıcı tedbirler alabilecek.
Bakanlığın talebi üzerine Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu kapsamında bulunan yerler de dahil olmak üzere, riskli alanlarda ve rezerv yapı alanlarında olup Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlardan; Kamu idarelerine tahsisli olanlar, MSB’nin uygun görüşü alınıp Bakanlar Kurulu kararıyla, kamu idarelerine tahsisli olmayanlar, ilgili kamu idaresinin görüşü alınarak bakanlığa tahsis edilecek veya bakanlığın talebi üzerine TOKİ’ye ve idareye bedelsiz devredilebilecek.
Hazine dışındaki kamu idarelerin mülkiyetinde olan taşınmazlar da TOKİ’ye veya idareye bedelsiz devredilebilecek.
Tahsis ve devir tarihinden itibaren 3 yıl içinde ve gerekli görülen hallerde bakanlığın talebi üzerine Maliye Bakanlığınca uzatılan süre içinde maksadına uygun olarak kullanılmadığı ilgili bakanlıkça tespit edilen taşınmazlar, bedelsiz olarak ve resen tapuda Hazine adına tescil edilecek veya önceki maliki olan kamu idaresine devredilecek.
Uygulamayı yürüten kurum veya kuruluş, riskli alanlarda kanun kapsamındaki proje ve uygulamalar süresince her türlü imar ve yapılaşma işlemlerini geçici olarak durdurabilecek.
Uygulamaya konu olan taşınmazlar, tahsis ve devir işlemleri sonuçlandırılıncaya kadar Maliye Bakanlığınca satılamayacak, kiraya verilemeyecek, tahsis edilemeyecek, ön izne veya irtifak hakkına konu edilemeyecek.
İlgili bakanlık, idare ve TOKİ tarafından talep edilmesi halinde, riskli alanlardaki yapılar ile riskli yapılara elektrik, su, doğalgaz hizmetleri verilmeyecek ve verilen hizmetler ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından durdurabilecek.
Yıkım için 30 gün süre
Riskli yapıların yıktırılmasında ve bunların bulunduğu alanlar ile riskli alanlar ve rezerv alanlarındaki uygulamalarda öncelikli olarak malikler ile anlaşma yoluna gidilmesi esas olacak.
Anlaşma ile tahliye edilen yapıların maliklerine kira yardımı yapılabilecek.
Riskli bulunan yapıların maliklere, bu yapıların yıktırılması için 30 günden az olmamak üzere süre verilecek. Bu süre içerisinde yapı, malik tarafından yıktırılmadığı takdirde, yapının ”idari makamlarca yıktırılacağı” belirtilip, tekrar süre verilerek tebligatta bulunulacak.
Üzerindeki bina yıkılarak, arsa haline gelen taşımazlarda, malik ile yapılan anlaşmanın şartları tapu kütüğünde belirtilerek, malikleri adına payları oranında tescil edilecek.
Bayraktar: Bu yasaya ‘rant yasası’ diyemeyiz.
TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda, afet riski altındaki alanların dönüştürülmesine ilişkin kanun tasarısının görüşmelerinde, CHP’li üyeler, tasarıya ilişkin itirazlarını dile getirdi.
Muhalefet milletvekilleri, tasarıda rekabetçi olmayan ihale usulünün benimsendiğini, bunun yolsuzluklara zemin hazırlayacağını ileri sürdü. CHP’li üyeler, tasarının vatandaşa itiraz etme hakkı bırakmadığını, Bakanlığı özel yetkilerle donattığını, bazı kanunları yok saydığını öne sürdüler.
Milletvekillerinin eleştirilerini yanıtlayan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, tasarıda yer alan ihale usulünün rekabeti önlemediğini söyledi. Bayraktar, “Biz ihale çıkıyoruz diyoruz ki ‘Bu arsanın değerini bize ödeyeceksin. Hasılat artışından da pay vereceksin’ diyoruz. Bizden sonra özel sektörde bu uygulamaya başladı. Biz sahtekarlık yapamayız” diye konuştu.
Bayraktar, “tasarının aceleyle çıkarılmaya çalışıldığı” yönündeki eleştiriler üzerine, “Biz bu yasayı çıkarmalıyız. Buna ‘rant yasası’ diyemeyiz. Mecburi bir yasadır, bunu çıkarmalıyız. Vatandaşın canını korumalıyız” dedi.
Erdoğan Bayraktar, Atatürk Kültür Merkezi’ne ilişkin maddeyle ilgili eleştirilere de katılmadığını söyledi. Bayraktar, yapmak istediklerinin, söz konusu bölgeyi Atatürk’ün ismine yakışır hale getirmek ve bunun için gerekli düzenlemeleri yapmak olduğunu dile getirdi. Bayraktar, muhalefet milletvekillerinin itirazlarını anlamadığını, aslında bunun orayı ihya edecek bir düzenleme olduğunu kaydetti.
AA
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bir gayrimenkul satışında gayrimenkulün satışında satış bedeli üzerinden değer artış kazancı hangi formüle göre hesaplanır ? Bu hesaplanan değer ile elde edilen gelir de yıllara göre ödenecek vergi tutarı nedir ?
*Not: Vergi dilimleri ve istisna tutarları her yılın başında Resmi Gazete'de yayımlanan Yeniden Değerleme Oranına göre Maliye Bakanlı...
-
T.C. ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ VE PLANLAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ ÇED VE PLAN İZLEME KONTROL DAİRESİ BAŞKANLIĞI 8/8/2...


























