3 Haziran 2012 Pazar

Mülkiyet Hakkını Güvence Altına Alan Hükümler Çerçevesinde İski Su Havzaları Mevzuatı

Mülkiyet Hakkını Güvence Altına Alan Hükümler Çerçevesinde İski Su Havzaları Mevzuatı
İski İçme Suyu Havzaları Koruma Yönetmeliği hükümlerinin içerikleri ve usulüne uygun bir kamulaştırma yada irtifak tesisi olmaksızın her bir alanda getirdiği mülkiyet hakkı kısıtlamaları, “mülkiyet hakkının özüne dokunan” ve de “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ile bağdaşmayan kısıtlamalar olduğu açıkça görülebilmektedir. Anayasa’nın açık hükümlerine göre temel hak ve hürriyetler, kesinlikle yönetmelikle sınırlanamaz ve kısıtlanamaz.
Özellikle; Anayasanın 13. Maddesinin “Ancak Kanunla sınırlanabilir” diyen ve mülkiyet hakkını düzenleyen 35/2 Maddesinin “Kanunla sınırlanabilir” diyen açık emirleri karşısında, sınırlama ancak Kanunla yapılabilir. Keza Anayasanın bu açık hükümlerine göre, temel hak ve hürriyetin Özünü zedeleyen ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olan sınırlamalar ve kısıtlamalar kanunla dahi getirilemez.

Öte yandan 2560 sayılı İSKİ Kuruluş Ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 6 ve 20. Maddelerinde, yönetmelikle yapılan ve mülkiyet hakkının kullanılmasını imkansız kılan yada son derce zorlaştıran söz konusu kısıtlamalara cevaz verilmediği de görülmektedir
Bu durumda yönetmelikle yapılan düzenlemeler iki bakımdan anayasaya aykırıdır. İlk Olarak Yönetmelikteki mülkiyet hakkının içini boşaltan aşırı kısıtlamalar yasal dayanaktan yoksundur. İkinci olarak ta Yönetmelikle temel hak ve hürriyetler düzenlemez ve kısıtlamalar yapılmaz. Ancak Anayasaya ve Türkiye’nin taraf olduğu İnsan Hakları Sözleşmelerine aykırı olmamak şartıyla ve ancak kanunla yapılabilecek sınırlamalar ve kısıtlamalar, yönetmelik (AY.md.124) , Tüzük (AY md.115) hatta kanun hükmünde kararnameler(AY.md.91/1) ile yapılamaz.
Açıklanan nedenlerle; yönetmelikler iki bakımdan; Anayasaya aykırı olduğu gibi, dayanak olan 2560 sy. Kanunda, Anayasa maddelerine ve İnsan Hakları sözleşmelerine uygun düşmemektedir. Öncelikle bu aykırılıklar ortadan kaldırılmalı, Anayasa ve mülkiyet hakkı hükümlerine uygun düşen bir yasal düzenleme getirilmelidir.
Ne var ki; toplumun temiz içme ve kullanma suyu ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve “zorunlu toplumsal ihtiyaç baskısı”’na cevap verebilmek için açıklanan kısıtlamaların yapılması da kaçınılmazdır. Malum olduğu üzere,”zorunlu toplumsal ihtiyaç baskısı” şeklinde ifade edilen, meşru sebepleri ve amaç ile araç arasında makul ve adil orantı olmak kaydıyla; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları (AİHM da bu yöndedir. AİHS de; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde öngörülmüş meşru sebeplere, amaçlara, sınırlama ve kısıtlama şartlarına ve orantılılık ilkesine aykırı mülkiyet hakkı sınırlamalarını sözleşmeye aykırı bulmuştur.
Bu iki özet belirlemeden anlaşıldığı gibi bir yanda temel bir insan hakkı olan mülkiyet hakkı ve tasarruf hakları, öte yanda; kaçınılmaz bir toplumsal ihtiyacın sağlanılması zorunluluğu karşı karşıyadır. Başka ifade ile bireylerin temel insan hakkı cümlesinden olan mülkiyet ve tasarruf hakları ile kaçınılmaz bir toplumsal su ihtiyacı ve menfaati çatışmaktadır.
Gerçekten her bir alana ilişkin mülkiyet hakkı ve mülkiyet hakkından kaynaklanan tasarruf hakkı kısıtlamaları hemen, hemen tüm alanlarda(mutlak-kısa-orta-uzun mesafeli koruma alanlarında) tahlil edildiğinde; mülkiyet ve tasarruf haklarının kısmen ya da tamamen içlerinin boşaltılmış olduğu görülmektedir.
Bir toplumsal ihtiyaç olan içme ve kullanma suyu sağlanması zorunluluğu da en az mülkiyet ve tasarruf haklarının sağlanması ve güvenceye bağlanması kadar kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.
O halde; bu iki kaçınılmaz hak ve çıkarların nasıl bağdaştırabileceği üzerinde düşünmek ve buna çözüm aramak gerektiği kanısını taşımaktayız. Bu da kaçınılmaz bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek-1 . Protokol hükümleri Anayasanın 13,35,43,44,45. Madde hükümleri, MK hükümleri, Kamulaştırma Kanunu hükümleri, ve diğer yasa ve mevzuat hükümleri birlikte; mülkiyet ve tasarruf haklarının tanındığını, güvencelere bağlandığını ve hangi hallerde ve ölçülerde nasıl sınırlanabileceğini göstermektedirler.
Kaçınılmaz toplumsal ihtiyaç ve menfaatin karşılanması zorunluluğu; ancak mülkiyet ve kullanma haklarının bedellerinin ödenmesi suretiyle sağlanabilir. Anayasa, AİHS. EK-1 nolu protokol, Yasalar ve özellikle 2560 sayılı Kanun Kamulaştırma ve İntifa Hakkı tesisi yoluna esasen cevaz ve imkan vermiştir. Bu yollardan başka çıkar yol olmadığı görülmektedir.
Bu cümleden olarak;
A. Zorunlu kısıtlama alanlarında Kamu Hizmetleri için gereken taşınmazların tamamen kamulaştırılmaları gerektiği açıktır. İdare bu yola gitmeli, kamulaştırma kapsamını ve programını bu doğrultuda genişletmelidir.
B. Tamamen kamulaştırılmalarına zorunluluk olmayan söz konusu kısıtlamalar sebebiyle değer kaybeden taşınamazların bedellerinin ödenmesi suretiyle, intifa ya da irtifak hakkı tesisi yoluna gidilmesi de demokratik hukuk devletinde zorunlu bir ikinci çözüm yolu olarak, görülmektedir.
C. Ancak İSKİ, bu yönde yeni mevzuat ve proje geliştirmez yâda geciktirirse; mülkiyet hakkı sahiplerinin Mahkemelere yâda diğer yasal yollara başvurabilecekleri doğaldır.
D. Ne var ki yukarıda VIII/5 paragrafında açıkladığımız gibi İstanbul genelinde; zorunlu olarak kamulaştırılması gereken 23065 hektar mutlak koruma, 38250 hektar kısa mesafe olmak üzere toplam 75365 hektar alanın kamulaştırılması, İSKİ’nin mali gücünü aşan büyük bir işlem olarak görülebilir. Ayrıca 43438 hektar orta mesafe, 530.667 hektarda uzun mesafe koruma alanları toplamı olan 575.000 hektar arazi de, “makul ve adil” bir çözüm beklemekte olup,bunun imkansız bir iş olduğu da ileri sürülebilir. Bu sebeple bu sorunun, sadece İstanbul ve İSKİ’nin gücünü aşan Türkiye çapında devasa bir sorun olarak karşımıza çıktığı anlaşılmaktadır.
5-Konuyla İlgili Kongre ve Sempozyumlar:
A- 08.01.2001 de 1. Türkiye Su kongresi yapılmış ve Kongreye sunulan tebliğler 2 cilt halinde yayınlanmıştır.
B- Ayrıca daha önce İSKİ tarafından tertiplenen ve 6 Kasım 1991 de Su Toplama Havzalarını Koruma Stratejileri Uluslararası Sempozyumu yapılmış, sunulan tebliğler yayınlanmıştır.
Ne var ki gerek Kongreye, gerekse Sempozyuma sunulan tebliğlerin hiç birisinden, anayasada, yasalarda ve İnsan hakları sözleşmelerinde tanınmış ve güvenceye bağlanmış mülkiyet hakkı kısıtlamalarına ilişkin herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
C-Keza İSKİ, İTÜ ve Su vakfı tarafından müştereken 2-3 Haziran 1997 de Su Kaynaklarının Korunması ve İşletilmesi Sempozyumu düzenlenmiş ne yazık ki, tebliğlerin hiç birisinde de Mülkiyet hakkına ilişkin bir açıklama yer almamıştır.
D-Yapmış olduğumuz kaynak taramamızda çalışmamıza ışık tutan bir kaynağa da rastlayamamış bulunmaktayız.
Bunun anlamı; mülkiyet hakkı kısıtlamalarının farkında olunmaması ya da kısıtlamaların taşınmaz sahiplerince, kabullenilmiş olmasıdır. Gerçekte toplumun tümü için yapılmak zorunda kalınan mülkiyet hakkı fedakârlığının toplumun tümüne paylaştırılması adalet ve hakkaniyetin bir icabıdır. Mülkiyet hakkı kısıtlanan kişilerin, haklarının nispi bedelleri kendilerine ödenmelidir. Toplumda bu bedelleri ödemelidir. Mecellenin genel kuralları arasında yer alan 88.maddesine göre; “Nimetler külfetler, külfetler nimetler mukabilindedir.”

Hiç yorum yok:

Yeni Bina da Müteahhit Firmanin Sorumlulukları

 Yeni iskanı alınmış bir binada müteahhit firmanın teknik ve eksiklere dair sorumlulukları, hem Türk mevzuatı hem de genel inşaat hukuku çer...