Ülkemizde yargı sistemindeki aksaklıkları yargılamanın uzun sürmesine neden olmaktadır. Dava açıldıktan sonra dosyanın birçok kez bilirkişiye gönderilmesi, bilirkişi raporlarının çelişkili olması nedeniyle itirazlar yerle mahkemede dosyanın karara bağlanmasını geciktirmektedir. Karar verildikten sonra yüksek mahkemede yapılan temyiz incelemesi sonucu tekrar yargılama yapılabileceği de göz önünde bulundurulduğu dosyaların karara bağlanma süreci oldukça uzamaktadır. Bu gibi durumlara karşı iç hukukumuzda başvurulabilecek etkili bir çözüm mekanizması bulunmamaktadır.
Yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle dava konusu ettiği hakka kavuşması geciken kişiler, mağduriyetlerini gidermek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuruda bulunabilirler. Bu başvuruya dayanak yapılacak madde ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesidir. Anılan maddeye göre “Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir”. Görüleceği gibi herkes hukuki veya cezai uyuşmazlıklarının makul bir sürede çözüme kavuşturulması hakkında sahiptir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), makûs süre kıstasını çeşitli kriterlere göre tespit etmektedir. Buna göre yargılama süresinin uzunluğunun davanın koşulları ışığında ve davanın karmaşıklığı, başvuran ile ilgili makamların tutumu ve başvuran için davada neyin tehlikede olduğu gibi ölçütleri dikkate alarak değerlendirir.
AİHM, MUSTAFA AÇIKGÖZ / TÜRKİYE DAVASI’nda: “Göz önüne alınması gereken süre, 7 Mart 1994’te başlamış ve Yargıtay’ın, Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin son kararını onayladığı 21 Nisan 2003’te sona ermiştir. Bu nedenle, dava dosyasının birkaç kez yeniden incelendiği üç aşamalı yargılamada dokuz yıl bir ay sürmüştür.
AİHM, yargılama süresinin makul olup olmadığının, davanın koşulları ışığında davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili makamların tutumları ve ihtilafta yer alan başvuran için neyin tehlikede olduğu gibi kriterler göz önüne alınarak değerlendirilmesi gerektiğini yineler
AİHM, başvuran ve S.K. arasında sözleşmenin yorumlanması hususunun karmaşık olmadığı kanısındadır.
AİHM, başvuranın kendi tutumu ile – mahkemeye, tercih ettiği bilirkişi önerisini belirlenen süre içerisinde bildirmemesi – yargılamanın uzamasına yol açmış olsa da, bunun davanın toplamda bu kadar uzun sürmesini açıklamaya yetmediğini gözlemler.
AİHM, yetkili makamların tutumlarına ilişkin olarak, Yargıtay yedi karar verirken, Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin dört karar verdiğini gözlemler. Toplamda, dokuz yılda on bir karar verilmiştir. Gecikme esas olarak davanın yeniden incelenmesinden kaynaklanmıştır. Genellikle birinci derece mahkemelerinin yaptığı hatalar sonucu, dava dosyalarının, incelenmek üzere geri gönderilmesi öngörülür. Tek dava dahilinde bu kadar çok iade kararının alınmasıise, hukuki sistemin işleyişindeki yetersizliği ortaya koyar (AİHM, yukarıda kaydedilenlere ilişkin olarak, mevcut davada yargılama süresinin aşırı olduğu ve “makul süre” gereğine uymadığı kanaatindedir.
Dolayısıyla, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir” şeklinde hüküm kurmuştur.
Kural olarak, ulusal mahkemelerde iç hukuk yollarının tüketildikten sonra 6 ay içerisinde AİHM’ne başvuruda bulunulması gerekmektedir. Ancak iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının bir takım istisnaları bulunmaktadır. bu istisnalardan biri de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi kapsamında “makul süre” şartının ihlâlidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder