27 Aralık 2010 Pazartesi

Bahçe Bakımı

1.1. TÜRLÜ, TORBALI, TENEKELİ FİDAN DİKİMİ
(TOPRAKLI FİDAN DİKİMİ)
Fidanın kökünü saran toprak tabakasının her tarafından (yanlar ve alt kısım) 20-30 cm'lik boşluk kalacak genişlik ve derinlikte çukur açılır. Üst toprak (20-30 cm'lik üst kısım) bir tarafa, alt toprak bir tarafa konur. Çukur açıldıktan sonra kürek veya bel ile çukur dibi işlenir. Fidan çukura konduğunda, fidanın kök boğazı toprak seviyesinde olacak şekilde, çukur üst toprakla doldurulur.
Tüp, torba veya kabın dışına çıkmış kök varsa çıkan kısımlar kesilerek uzaklaştırılır. Fidan toprağı dağıtılmadan, kaptan çıkartılır, dip kısım 2 parmak kalınlığında toprağı ile birlikte kesilir. Böylece kök kıvrıklığı ortadan kaldırılmış olur. Fidan toprağı dağıtılmadan, çukur merkezine dik olarak konur. Önce üst toprak çukura doldurulur. Bu doldurma işlemi azar azar yapılır ve ayakla iyice sıkıştırılır. Birkaç defa yapılan bu işlemden sonra çukur tamamen doldurulup ayakla iyice sıkıştırıldıktan sonra sulama çanağı açılarak dikim tamamlanır. Fidan boylu ve herekleme yapılacaksa, yani fidan kazığa bağlanacaksa, çukur açıldığında önce kazık çukur dibine 15cm. çakılır, dikim bundan sonra yapılır. Fidan naylon torbada veya tüplü ise önce tüp dışına çıkmış olan kökler kesilir, sonra tüp dipten 2 parmak genişliğinde kesilir. Çukur merkezine dik olarak konup, tüp naylonu dikine kesilir., etrafı gevşek şekilde üst toprakla doldurulduktan sonra naylon çıkarılıp atılır. Bundan sonra çukur azar azar doldurularak ayakla sıkıştırılır. Dikim bittikten sonra sulama çanağı açılır. Can suyu verilir. Pamuk kolonla fidan kazığına bağlanır. Kolon ağaçla fidan arasında 8 şekilde bağlanır.

Topraklı fidan dikim şekli :
1- Çukur açılır.
2- Çukur dibine kazık çakılır. Çukur kap boyuna göre üst toprak doldurulur.
3- Çukur toprakla doldurulup ayakla sıkıştırılır. Sulama çanağı açılır. Pamuk kolonla bağlanır.

1.2. FİDANLARIN BUDANMASI

Budama, kök ve tepe budaması şeklinde olur. Fidanlıkta sökülen ve dikim sahasına nekledilecek olan çıplak köklü fidanların kökleri uzundur. Bunların kısaltılması gerekir. Aksi halde bunlar dikimde katlanır ve kök gelişmesi zorlaşır. Halbuki kesilen köklerde oluşan yeni yüzeyler, zengin kök teşekkülüne sebep olur. Köklerin budanmasıyla zarar görmüş, yahut tabii durumunu kaybetmiş olan fidan kökleri uzaklaştırılır. Boylu yapraklı fidanlarda, gövde ve kök dengesini sağlamak üzere tepe ve gövde budaması da yapılır. Kök, gövde dengesini sağlamak için yapılan budamalar esnasında fidanın tepesine uygun şekil verilir. Bu şekil ileride ağacın alması arzulanan şekle göre, piramit, konik, sütun şeklinde olabilir. Fidanlar gömüye alma esnasında budama tercih edilmelidir. Böylelikle gömüden alınan fidanlar, süratle dikim yerlerine sevkedilir.

2. ÇİM TOHUM EKİMİ
Yöre şartlarına ve kullanım amacına uygun çim tohumu seçilir. 1m2'ye 40-50gr. isabet edecek şekilde elle veya makine ile ekim işi rüzgarsız, donsuz günlerde yapılmalıdır. 15 Ekim - 15 Haziran arasında ekim yapılmalıdır. Toprak çamur yada çok ıslak, çok kuru olmamalı, hafif rutubetli ve tavında olmalıdır. Tohum sahaya eşit dağıtılmalıdır. Toprakla kapatılır ve ekimden sonra 1,5 cm. derinliğinde tırmıklanarak tohum toprakla karıştırılır. Bundan sonra sahada 25kg.'ı geçmeyen silindirle veya 35cm. x 35cm. ebadında bir tokmakla sıkıştırma işi yapılır.

3. ÇİM SAHANIN SULANMASI
Ekim işi bittikten sonra püskürtme veya yağmurlama metoduyla toprağın üstü 15cm. derinliğinde su işleyecek şekilde sulama yapılır. Sulama ilk biçime kadar günde 1 defa yapılmalıdır. Toprak yüzeyinden itibaren 3cm kalınlığında kısım nemini kaybettiği zaman sulama yapılmalıdır.

4. ÇİM BİÇME
İlk biçim işi çim 7.5 cm. boya ulaştığı zaman yapılır. Bundan sonraki biçimler maksada göre 5cm. veya 8 cm. boya ulaştığı zaman yapılır.

5. ÇİM ALANLARININ GÜBRELENMESİ
Nisan sonu Mayıs başında belirtilen kimyasal gübreler veya özel kompoze gübreler verilir. 1m2 çim saha için 30gr. azotlu gübre 25 gr. fosforlu gübre için 15 gr. potasyumlu gübre veya gübre karışımı kullanılır. Gübreleme zemin hafif nemli iken yapılır ve arkasından sulanır.

2. ÇİM SAHA  TANZİMİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
  • Toprak çamur, çok kuru olmamalı. Rutubetli ve tavda olmalı.
  • Yağmurlu, donlu çok kuru şartlarda toprak işlenmemeli.
  • Toprakta 5cm'den büyük taş, inşaat artıkları, bitki artıkları veya başka yabancı maddeler olmamalı.
  • Drenaj problemi olmamalı, yani sahada su birikmemeli.
  • Çim sahada ortaya çıkacak olan yabani otlar sahadan uzaklaştırılmalı.
  • Görülebilecek hastalıklarla mücadele edilmeli





BAHÇE  AYLIK  BAKIM  PROGRAMI

Ocak ayı bakımları



  • Bitkilerin üzerindeki karlarının temizlenmesi don etkisi ve kar kırılmalarının önlenmesi için gereklidir.
  • Kırılan dalların temizlenmesi, yaralı dokularını macunlanması, don tehlikesine karşı hassas türlerin sarılarak muhafaza edilmesi, drenaj sorunlarının giderilmesi, göllenmelerin drene edilmesi vb.
Şubat ayı bakımları



  • Şubat ayı bitki budamaları için en uygun zamandır.
  • Hava şartları gözönünde bulundurularak (yağışsız havalarda) yapraklı ağaçların, çalıların (meyve ağaçları, süsbitkileri vs) budama işlemi yapılabilir.
  • Ayın sonlarına doğru bakırlı ilaçlarla bitkilerin gövde ve yaprakları ile gövdenin toprağa bağlandığı toprak çevresi ilaçlanmalıdır.
Mart ayı bakımları



  • Kıştan çıkan bitkilerin budama ve form verme işleri mart ayı boyunca sürdürülebilir.
  • Bakırlı ilaçlarla yapılan koruma ilaçlaması da aynı şekilde bu ay içinde yapılmalıdır.
  • Azot ağırlıklı ilkbahar gübrelemesi yapılarak çimler kuvvetlendirilir.
  • Kış nedeni ile sararmış olan renkleri normale döner.
Nisan ayı bakımları



  • İlkbahar gübrelemesi bu ay içinde sürdürülmelidir.
  • Koruyucu mantar ve böcek ilaçlaması 15 günde bir tekrar edilmelidir.
  • Nisan ayı içersinde tava gelmiş toprak işlenmelidir.
  • Mevsimlik çiçekler , bazı soğanlı bitkiler ve çok yıllık yerörtücüler dikilebilir.
  • Mevsimlik çiçek tohumları bu ayda ekilebilir.
  • Tohum ekme yoluyla çim tesisi, meyve ağaçlarında göz aşısı için en uygun aydır.
Mayıs ayı bakımları



  • Mayıs ayında havaların birdenbire ısınması nedeniyle ilk haftadan sonra ekme çim tavsiye edilmez.
  • Çimler hava sıcaklığına bağlı olarak daha hızlı büyüdükleri için haftada bir kez biçilmeleri gerekir.
  • Çim alanların düzenli bir şekilde sulanması ve toprağın sürekli nemli kalması sağlanmalıdır.
  • Böcek ve mantar zararlılarına karşı mücadele bu aydan itibaren eylül sonuna kadar 10 günlük periyotlar halinde tekrar edilmelidir.
  • Bahçede herhangi bir zararlının görülmediği durumlarda da koruyucu ilaçlar atarak bitkiler ve çim alanlar çevreden gelebilecek zararlılara karşı korumuş olur.
Haziran ayı bakımları



  • Haziran ayı itibariyle çim boyları uzun tutularak kesilmelidir.
  • Yaz gübrelemesi için uygun zamandır.
  • Kuru ve sıcak hava çimlerde renk değişiklikleri ortaya çıkarmışsa Amonyum Nitrat kullanılabilir.
  • Yine zararlılarla koruma ve mücadele işlemlerine devam edilmelidir.
  • İlaçlama için havanın yağışsız olduğu günler tercih edilmeli ve gün içerisinde sıcaklığın en düşük olduğu akşam saatleri seçilmelidir.
Temmuz ayı bakımları



  • Havaların sıcak ve yağışsız olması nedeniyle sulama ve biçme işlerinin düzenli olarak yapılması gerekir.
  • Bu ay içerisinde çim alanlarda, havalandırma işleminin yapılması çimlerin sağlıklı olarak devamını sağlar.
  • Çim havalandırma işlemi, çim havalandırma makinası ile yada havalandırma tırmıkları yardımı ile yapılır.
  • Çimler boyları uzun tutularak sık sık biçilmelidir.
  • Zararlılarla mücadeleye devam edilmelidir.
Ağustos ayı bakımları



  • Temmuz ayında yapılması gereken işlemler yarım kalmış yada yapılmamış ise; bu ayda tamamlanabilir.
  • Zararlılara karşı mücadele ve koruma işlemlerine devam edilmelidir.
Eylül ayı bakımları



  • Çim alanların sonbahar bakımı, bu ayda başlanabilir.
  • Hastalık veya başka nedenlerle bozulan yerlerin ekme yoluyla tamamlanması yapılabilir.
  • Yaz boyunca uzun kesilen çimler bu aydan itibaren kısa tutularak
    biçilmelidir.
  • Solucanlar bu ayda aktif duruma geçerler.
  • Çim kökleri için tehlike oluştururlar.
  • Bu tür zararlılar için zirai mücadele yapılmalıdır.
  • Ekim yoluyla çim tesisi için uygun aydır.
  • Havaların sıcak ve kuru olması durumunda eylül ayının ikinci yarısı tercih edilmelidir.
Ekim ayı bakımları



  • Ekim ayı itibariyle bahçelerde yoğun olarak yaprak dökülmeleri başlar.
  • Dökülen yaprakların çim alanlar üzerinden toplanması gerekir.
  • Temizlenmediği takdirde böcek ve solucan probleminin artmasına dolayısı ile
    çimlerin zarar görmesine neden olur.
  • Ekim ayının sonuna doğru tohum ekme yolu ile çim tesisi sona erer.
  • Çimlere kış gübresi atmak için uygun zamandır.
  • Kış gübresi, kış mevsimi boyunca çimlerin potasyum ihtiyacını karşılayarak soğuktan ve dondan etkilenmesini önler.
  • Çim aların düzenli biçme işlemi sona erer.
  • Bahar ayında bahçelere dikilen mevsimlik çiçekler, bozulmaya başlayacağından onların toplanıp temizlenmesi yerlerinin hazırlanması gerekir.
  • Kış mevsimi boyunca çiçek açan mevsimlik çiçekler ( hercai menekşeler,çuhalar,
    kış nergisleri, vs.) ve soğanlı bitkiler ekilebilir.
Kasım ayı bakımları



  • Kasım ayı boyunca çim alarlarda yapılacak işler;dökülen yaprakların temizliği eğer böcek solucan gibi zaralılar görülüyorsa onların ilaçlanarak uzaklaştırılmasıdır.
  • Kasım ayının ikinci yarısından itibaren, bahçe içerisinde yeri değiştirilmek istenen bitkiler,söküm tekniğine uygun bir şekilde sökülerek istenilen yere dikilebilir.
  • Meyve ağaçları ve diğer bitkiler yanmış, elenmiş ve fumige edilmiş organik gübre veya inorganik gübre takviyesi ile kış aylarının etkilerinden korunabilir.
Aralık ayı bakımları



  • Aralık ayı boyunca bahçede yapılacak işler yok denecek kadar azdır.
  • Mevsim itibariyle kar yağışı olan bölgelerde bitkilerin üzerlerindeki karlar sürekli temizlenmeli soğuğa duyarlı bitkiler sarılmalıdır.
  • Islak veya donmuş çim alan üzerinde dolaşmaktan kaçınmalıdır.
  • Bahçe ekipmanlarının bakımı, temizlenmesi yeni sezona hazırlanması için
    uygun aydır.

Çatı Bakımı

ÇATILARIMIZIN BAKIMI NE ŞEKİLDE OLMALIDIR.
 

Bir evin Çatısı  yalıtım işlevini yerine getiremeyecek hale geldiyse; çatı örtüsünde bazı hatalar mevcutsa yapıyı oluşturan diğer yapı elemanlarında da ciddi fonksiyonel bozukluklara neden olabilir.

Her sene kışın ağır hava koşullarına maruz kalan çatınızın periyodik olarak kontrol edilmesi gerekir. çatının yalıtım değerlerini azaltacak, birtakım etkenler engellenmeli veya mevcutsa çözüm  yolu aranmalıdır.

"Az eğimli çatılarda (% 33'den az ) baca dibi ve ışıklığin çatıyla birleşim yerleri gözden geçirilmeli varsa kir ve istenmeyen bitkisel oluşumlar çatınızdan uzaklaştırılmalıdır. Çatının herhangi bir yerinde sızmalar tespit edilirse, bu sızmaların engellenmesi gereklidir. çünkü sızmalar çatınızda rutubete neden olur.

Hasarlı bir çatının bakımını ne kadar bekletirseniz, meydana gelecek risklerin de o derece artmasına sebep olursunuz. Bazen catıdaki tek bir kiremitin yarattığı su sızıntısı problem olabilir. Bu durumda hasarlı kiremiti bulup onu yenilemek sorunu çözebilir. Ancak eğer çatıda çok sayıda hasarlı kiremit varsa bu daha zor bir durumdur.

eğer çatı  bu durumuyla uzun zaman ihmal edilmişse, çatıyı tamamen yenilemek daha akıllıca  bir çözüm olacaktır. çünkü büyük olasılıkla çatı konstruksiyonunu oluşturan ahşaplar da nem den etkilenmiştir. Ve en kötüsü iyi yalıtılmamış veya hasarlı çatının sızdırdığı su zamanla duvarda bile rutubete neden olur.

Yeni bir çatının yapılmında işi tecrübeli bir çatı  ustasına bırakmak,doğru çatı çözümünü elde etmek için en mantıklı yoldur.

Asansör Bakımı

Ülkemizde sık sık duyduğumuz ama pek ses getirmeyen asansör kazaları, aslında
asansörlerin insan taşıyan mekanik ve elektronik araçlar arasında son derece önemli bir kullanım trendine sahip araçlar olduğunun unutulduğunu gösteriyor.

Zaman zaman yerel ve ulusal basında yer alan asansör kazaları haberleri her nedense arzu edilen tahkikatlar yapılmadan, doğru dürüst yargıya intikal edip etmediği bile belli olmayan şekilde neticelenmektedir.

Kim bilir? Bunun nedeni belki de, asansörleri direktiflerine göre yapmayan şirketlerden, veya bakımını belli periyodlarda yaptırmaktan kaçınan apartman yöneticilerinin kazaları oldu bittiye getirme çabalarından ya da bilinçsizce hareket eden son kullanıcılardan kaynaklanmaktadır...

Asansörleri ‘canavar’a çevirmeyelim!

Asansörler, dikey yapılaşmanın vazgeçilmez unsurları haline gelen, modern çağın en önemli taşıma araçlarından biridir. Her gün milyonlarca insanın kullandığı asansörler yapılarındaki mekanik ve elektronik aksamları nedeniyle elbette ki çoğu zaman kaza riski taşımaktadırlar.

Bu kazaları önlemenin en önemli yolu da standartlara uygun montaj, bilinçli kullanım ve periyodik bakım ve muayenelerden geçmektedir. Özellikle ülkemizde   “imdat” diyen yaşları 20 yılı aşmış eski asansörler hâlâ kullanılmakta ve bu eski asansörlerin revizyonu konusu da sonuca gitmekten uzak bir platformda tartışılmaktadır.

Yapım aşamasındaki hatalar ya da demode aksamların kullanılması, bakımların belli periyodlarla yapılmaması ve son kullanıcılar tarafından yapılan kullanım hataları insan hayatını kolaylaştırması için icat edilmiş bu dikey taşıma araçlarının birer canavara dönüşmesine sebebiyet vermektedir.

Bir an önce önlem alınmalı!..

15 Şubat 2003 tarih ve 25021 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Asansör Yönetmeliği’nin 24. Maddesi’nde belirtilen “her asansörün yılda en az bir kez kontrolünün zorunlu olması” ibaresinin henüz 2003 yılında kanunlaştırılması ve uygulamaya sokulması, teknoloji çağının yaşandığı günümüzde ülkemizdeki durumu gözler önüne sermesi ve konunun üzerinde ne denli ciddi durulması bakımından önem taşımaktadır.

Hemen her ay ülkemizin değişik illerinden gelen asansör kazası haberleri; artık başta Sanayi Bakanlığı yetkilileri olmak üzere, asansör üreticileri, montaj ve bakım firmaları ile derneklerin ortak bir konsensüs sağlayarak önemli ve ciddi adımlar atmalarını zorunlu kılmaktadır. Haberimizin devamında yurdumuzda ve dünyada meydana gelen ve basına yansıyan asansör kazalarından örnekler ile bu konuda akademisyenlerin görüşlerini bulacaksınız.


Doç. Dr. C. Erdem İMRAK
İTÜ Makine Fakültesi


Asansör Kazalarından Notlar:
Asansörlerde yaşanan ve insan yaşamıyla ödenen kazaların belli başlıları, ara katta kalan asansörden kurtulamaya çalışırken düşüp ölme veya kabin kat hizasında olmadığı halde kapının açılarak asansör boşluğuna düşülmesi ve nadiren de olsa paraşüt sistemi olmayan asansörlerin düşmesidir.

Kazalardan sonra yapılan keşif ve inceleme sonunda aşağıdaki maddelerin kısmen veya tamamen olmadığı görülür.

Genel tespitlerde, asansör mekanik ve elektrik tesisat projelerinin olmadığı veya mevcut asansörle ilgili olmadığı Işletme Ruhsatı’nın olmadığı, periyodik bakım sözleşmesi olmadığı, varsa bile bakım defteri tutulmadığı, halat bağlama kelepçelerinin uygun şartta olmadığı, halat uçlarının çözülmesine karşı tedbir alınmadığı, tamponların TS standartlarına uygun olmadığı veya hiç bulunmadığı, katlarda ve kabin içinde KULLANMA TALİMATLARI’nın bulunmadığı, kat hizalamalarında problemler bulunduğu, asansör kuyusunun temiz olmadığı, makina dairesinin de temizliğinin yapılmadığı, bazılarında ise kabin içinde ALARM düğmesi ve diyafon sisteminin çalışmadığı, hız regülatörünün ve sınır emniyet kesicisinin mevcut durumu ile çalışmadığı, paraşüt sisteminin olmadığı veya çalışmadığı, ray bağlantılarının uygun olmadığı görülmüştür.

Ayrıca kabin kapı olmayan ve kat kapıları çarpma kapı şeklinde olan asansörlerde ölümcül kazaların meydana geldiği ve genellikle ara katta kalan kabinlerden kurtulmayı çalışma esnasında kazaların olduğu görülmüştür. Bütün bu sayılanlar ve incelemeler sonunda asansörlerin ne Asansör Yönetmeliği, ne de ilgili TSE standartları dikkate alınmadan monte edildiği ve genellikle kazaya karışan asansörleri yapan kişi ve şirketlerin asansör firması kimliğinden uzak oldukları ve konunun uzmanı mühendislerinin bulunmadığı tespit edilir. Bunun dışında pek çok asansörün işletme ruhsatı alınmadan çalıştırıldığı, pek azının periyodik bakım sözleşmesi bulunduğu, bakım sözleşmesi olanların ise bakım defteri ve bakım raporlarının düzenli tutulmadığı, kısacası nasıl bakım yapıldığının belli olmadığı anlaşılıyor. Bir diğer önemli eksik ise yıllık kontrollerin kazaya karışan veya karışmak üzere olan asansörlerde hiç yapılmamış olmasıdır. Bu kazalar nasıl önlenir? Bu sorunun klasik yanıtı eğitim. Ancak kanımca esas yolu bina sahibi ve kullanıcılara gerekli bilgilendirmelerin, tanıtımların ve gerekirse medya ortamı kullanılarak genel bir bilinç kazandırılmasıyla olacaktır.

Kaza habersiz seyahat dileğiyle.


Yrd. Doç. Dr. Zeki KIRAL
Dokuz Eylül Üniversitesi


“Ulaşım araçları günlük hayatımızda sıkça, sürücü veya yolcu olarak kullandığımız araçlardır. Gün içerisinde bazen ulaşım araçlarının karıştığı kazalara tanık oluruz. Bu kazalar göz önündedir ve çoğu zaman medya için haber kaynağı teşkil eder ve sürekli olarak ülke gündemindedir. Asansörler de günlük hayatımızda diğer ulaşım araçları kadar önemli bir yere sahiptirler. Bununla birlikte asansörler ile ilgili yaşanan problemler, öncelikli olarak yerel kullanıcılarını etkilediği için çoğu zaman gündemde değildir. Konu, ancak üzücü sonuçları olan asansör kazaları ile gündemimize taşınır ve tartışılır.

Asansör kazalarının oluşumundaki temel etkenler kullanım ve projelendirme ile ilgili hatalardır. Halihazırda konutlarda ve işyerlerinde kullanılan asansörlerin önemli bir kısmının eski teknolojiye sahip olması, güvenli kullanım bilincinin yeterince oluşmamış olması ve asansörlerin ilgili yönetmeliklerle belirlenmiş şartlarda işletmede tutulamaması, arzu edilmeyen, üzücü asansör kazalarına sebep olmaktadır.

Mevcut konutlardaki eski üretim asansörlerdeki yenileme veya teknolojik iyileştirmeler önemli miktarlarda mali kaynak gerektirmektedir. Üretim ile ilgili problemler, CE belgelendirmesi ile birlikte mümkün olan en düşük seviyelere indirilebilir. Bununla birlikte projelendirme ve uygulama aşamasında da aynı özenin sürekli olarak gösterilmesi gerekmektedir. Güvenli asansör kullanımı bilincini oluşturmak için, öncelikle ilköğretim öğrencilerine yönelik uygulamalı eğitim faaliyetlerini içeren projeler ilgili kurumların katkısı ile geliştirilmelidir. Dilimizde kaza kelimesini içeren çeşitli deyimler mevcuttur.

“Kaza geliyorum demez”, “Görünmez kaza” vb. Birçok mekanik ve elektronik parçadan oluşan elektromekanik bir sistem olan asansörlerde, uygun projelendirme, projelerin sağlıklı uygulanması, işletme süresince gerekli bakım ve onarım çalışmalarının zamanında ve özenli yapılması, toplumda asansör emniyeti ve güvenli kullanım bilincinin yerleştirilmesi, “geliyorum” diyen fakat duyulmayan asansör kazalarının işitilmesini, görünmez olarak nitelendirilenlerinin de aslında öngörülebilir ve önlenebilir olmasını sağlayacaktır.”


Yrd. Doç. Dr. H. Tarık DURU
Kocaeli Üniversitesi

“Asansör sistemleri modern yaşamın vazgeçilmez bir unsurudur. Güvenlik sözkonusu olduğunda da her an canımızı ve malımızı emanet ettiğimiz bir taşıma aracı olarak en az diğer taşıtlar kadar önemli bir taşıma sistemidir.

Asansör güvenliği denildiğinde zincirin ilk halkası asansör sisteminin yerleştirileceği yapının inşaat mühendisliği ve mimari açıdan uygunluğu ve kusursuz bir montaj için oluşturduğu alt yapıdır. Daha sonra sistemi oluşturan elektriksel ve mekanik komponentlerin her birinin norm ve standartlara uyumu ve kusursuz bir montaj gelmektedir. Bu önkoşullar öncelikle bir asansör sisteminin normal şartlarda güvenilir bir sistem olarak devreye alınmasını ve geçerli tüm direktiflerin bu sistem için sağlandığını garanti edecektir.

İşletmeye alınan bir asansör sistemi için ikinci önemli faktör, sistemin tasarlandığı çalışma koşullarında ve doğru olarak kullanılmasıdır. Burada özellikle kuyu ve makine dairesinin rutubet, sıcaklık ve yıpratıcı diğer faktörler açısından asansör sistemi için oluşturduğu ortam önem kazanmaktadır.

İlk kurulum esnasında mükemmel koşullar sağlansa bile işletme sürecinde yukarıdaki faktörlerin değişebileceği unutulmamalıdır. Makine dairesi yağışlı havalarda su alan veya yaz aylarında aşırı sıcaklıklara maruz kalan bir sistemin güvenli çalışmasından bahsetmek olanaksızdır. Güvenlik açısından son ve en önemli husus asansör sisteminin doğru kullanımıdır.

Burada da bir çok diğer konuda olduğu gibi egitim ve kurallara uyma faktörü ön plana çıkmaktadır. Özellikle aşırı yükleme, öngörülenden yüksek trafik yoğunluğu gibi bilinçsiz kullanımın hem komponentlerin erken yaşlanmasına hem de güvenirliğin azalmasına neden olacağı açıktır. Bu açıdan özellikle okullarda öğrencilere yönelik eğitimlerin ve bina yöneticilerine yönelik eğitimin son derece önemli olduğu söylenebilir.

Sonuç olarak bir asansör sisteminin güvenliği açısından projendirme, işletmeye alma,kullanma ve periyodik bakım aşamalarının herbirine en üst düzeyde önem verilmesi, tüm direktiflerin eksiksiz uygulanması ve en önemlisi konu ile ilgili tüm kişi kurum ve kuruluşların yeterli bir eğitim sürecinden geçirilerek bilinçlendirilmesi gereklidir.”




EMO-MMO İZMİR ŞUBESİ’NİN HAZIRLADIĞI “HUKİKİ SORUMLULUKLAR
BİNA SORUMLUSUNUN YÜKÜMLÜLÜKLERİ NELERDİR?” ÇALIŞMASI


BİNA SORUMLUSU (7.Bölüm 22.Madde)

Bina sorumlusu, asansörün, bu Yönetmelik kurallarına uygun olarak güvenli bir şekilde çalışmasını sağlamak amaci ile ayda bir defa düzenli bakımını ve onarımını bu Yönetmelikte tarif edilen asansör firmasına veya yetkili servisine yaptirmaktan ve kullanıcıların can ve mal güvenliğinin tam olarak sağlanması amacı ile gerek kullanım hatalarından, gerekse harici müdahalelerden meydana gelebilecek olan tehlikelerin önlenmesi için yapının bağlı bulunduğu belediye veya valilik tarafından ilk kontrolünü asansörün işletmeye açılmasından iki yıl sonra, daha sonraki kontrollerini de her yıl yaptırmaktan sorumludur.



YILLIK KONTROL l7.Bölüm 24. Madde)
Yapının bağlı bulunduğu Belediyelerce veya Belediye hudutları dışındaki yapılar için valiliklerce yılda en az bir kere her asansörün kontrolü yapılacaktır. Ancak kadrosunda yeterli teknik eleman bulunmayan belediyeler veya valilikler yıllık kontrol işini, dışarıdan elektrik ve/veya makina mühendisine yaptırabilecektir. Bu mühendis emniyet ve işletme yönünden tesisin işletilmesine engel bulunmadığını belirten ve sorumluluğunu taşıyan bir rapor verecektir.

Bu rapor 3 nüsha olacak, Belediyede veya Valilikte, bakımcı firmada ve kullanıcıda kalacaktır. Bu raporun tanzim ettirilmesinin takibinden asansörün bulunduğu binanın yöneticisi ve bakımını yapan firma müştereken sorumludur.

Yukarıda belirtildiği gibi, kadrosunda yeterli teknik elemanı bulunmayan Belediyeniz, Yıllık Kontrol işini TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası ve Makina Mühendisleri Odası Izmir şubeleri'ne vermiştir. Anılan Odaların görevlendirdiği elektrik ve makina mühendislerince, yönetmelik hükümleri çerçevesinde asansörünüzün yıllık kontrolü yapılarak bir rapor düzenlenmiş ve asansörde bulunan eksik ve hataların durumuna göre kırmızı, mavi ve yeşil etiketten birisi asansöre yapıştırılmıştır.

Düzenlenen raporda belirtilen (varsa) eksik ve hataların can güvenliğiniz açısından bir an önce giderilebilmesi için, raporun fotokopisi bakımcı firmanıza iletilmelidir. Asansörün işletilmesine engel bulunmadığını bildiren raporun düzenlettirilmesinden yönetici ve bakımcı firma sorumludur.



ASANSÖRDE BAKIM ŞARTLARI NELERDİR?”

BAKIM 17.8ölüm 23. Madde1


Bu Yönetmelik kapsamındaki asansörün kûllanılması esnasında, temel sağlık ve emniyet gereklerinin devamlılığını teminen sürekli kontrol altında tutulabilmesi için;

a) Bina sorumlusu ile bir asansör firması veya onun yetkili servisi arasında garanti müddetince geçerli aylık bakım ve servis hizmetleri anlaşması yapılması zorunludur. Ayrıca, asansör firması arızaya müdahale zamanını söz konusu anlaşma metninde belirtmelidir.

b) Anlaşma yapılan firma, asansörü imal eden asansör firması veya onun yetkili servisi olabileceği gibi, bir başka asansör firması veya onun yetkili servisi olabilir. Ancak, garanti süresince aylık bakım ve servis hizmetleri için anlaşmaya bağlanan firma muhakkak asansörü imal eden asansör firması veya onun yetkili servisi olmalıdır.

c) Aylık bakım ve servis hizmeti verilen asansörde, orijinal yedek parça kullanılır.

d) Asansörü imal eden firma, yaptığı her tip ve özellikteki asansörün orijinal yedek parçalarını 10 yıl süreyle stokta bulundurmak ve kendisince imal edilen asansöre aylık bakım ve servis hizmeti veren bir başka asansör firması veya onun yetkili servisinin veya bina sorumlusunun bu konudaki talebini, acilen ve normal piyasa koşullarında mutlaka karşılamak zorundadır.





Avrupa Komisyonu’nca tavsiye olarak sunulan
95/216/EC direktifinde yer alan 10 güvenlik kuralı:


1- Kabin içinde kapı bulunmayan kabinlerin kapılı hale getirilmesi veya benzeri güvenlik şartlarını sağlayıcı tedbirler alınmalı ve buna uygun bir sinyalizasyon sistemi bulunmalı.

2- Askı halatları düzenli kontrol edilmeli ve aşınmış halatlar vakit geçirilmeden değiştirilmelidir.

3- Kabinin her katta durma seviye ayarları düzgün olmalı, giriş-çıkışlarda ayak takılması gibi durumların oluşması engellenmeli, engelli ve yaşlıların kolay geçişleri sağlanmalıdır.

4- Kabin ve katlarda çağrı ve kumanda buton takımlarının engelliler tarafından da kolaylıkla kullanılabilir halde tasarımlanmalı ve monte edilmelidir.

5- Kabin otomatik iç kapısında giriş-çıkış esnasında sıkışmayı önleyici elektriksel tertibat bulunmalıdır.

6- Asansörün mevcut paraşüt sistemi standardın öngördüğü beyan hızına uygun olarak seçilmeli ve yüksek hızlarda (0,6 m/sn üstü) yavaşlamalı fren tertibatı kullanılmalıdır.

7- Kabin içinden dışarı ile iletişim sağlayacak interkom (çift yönlü haberleşme tertibatı) kurulmalıdır.

8- Asbestli fren balataları kullanılmamalıdır. Bunlar insan sağlığı için tehlikeli olup pek çok sektörde yasaklanmıştır.

9- Kabinin yukarı yönde kontrolsüz hareketini engelleyecek tedbirler alınmalıdır.

10- Kabinde elektrik kesintisi sırasında kullanılmak üzere acil bir aydınlatma sistemi bulunmalıdır.



Asansörlerde karşılaşılan
kaza tipleri nelerdir?


1- Kabin katta yokken kat kapısının açılması sonucu oluşan kazalar.

2- Kapısız kabinlerde, kabin hareket halendi iken kabin ve kuyu duvarı arasında sıkışmalar sonucu oluşan kazalar.

3- Asansörün frenlerinin devre dışı kalması, fren balatalarının aşınması, fren tahrik kasnağı irtibatının kesilmiş olması, tahrik gücünün yetersizliği, kumand sistemi arızalarından kaynaklanan nedenlerle kontrolsüz aşağı ya da yukarı yönde hareket ile kazalara neden olması.

4- Ara katlarda kabin içindeki mahsur kalan kişilerin kurtarma yönergelerine uyulmadan bilinçsiz bir şekilde kabinden çıkmaya-çıkarılmaya çalışılmaları sonucu oluşan kazalar.

5- Bir yangın ve deprem anında asansörde mahsur kalınması sonucu oluşan kazalar.

6- Kabinin kat seviyesinde bulunmaması nedeniyle asansöre giriş-çıkışta oluşan kazalar.

7- Otomatik kapılı asansörlerde kapının giriş-çıkış sırasında kullanıcıları sıkıştırması ile oluşan kazalar.

8- Kabin içine konan yüklerin dengeli konumlandırılmamış olması ve seyir halinde bu yüklerin kayması sonucu oluşabilecek kazalar

EVE MUHTELİF ERKEKLER İLE GELME NEDENİ İLE TAHLİYE İSTEMİ

T.C. YARGITAY
18.Hukuk Dairesi
Esas: 1997/5489
karar: 1997/6171
karar Tarihi: 10/06/1997
ÖZET: Mesken niteliğindeki bağımsız bölümün randevu evi olarak kullanılması ancak işyeri olarak tanımlanabilirse de davalı R.’in kabule göre sabit olan eylemi geceleri dışarıda kalıp sabahın erken saatlerinde muhtelif erkeklerle birlikte eve gelmesidir.
Bu husus bağımsız bölümün randevu evi olarak kullanılması anlamına gelmediği gibi dinlenen tanıkların ifadeleri böyle bir kabule de yeterli değildir. Bu durumda mahkemece yasa hükümlerinin doğrudan uygulanması söz konusu olup hukuki nitelendirmenin mahkemeye ait olduğu ve bağımsız bölümün maliki ile kiracıları arasındaki akdin feshini isteme hakkının bağımsız bölüm malikine ait bulunduğu esasları göz önünde bulundurularak 33. maddenin 2 ve 3. fıkralarının uygulanması söz konusu iken, yasal dayanağı olmayan biçimde ve ihtar ile süre verilmeksizin doğrudan tahliyeye karar verilmesi doğru görülmemiştir.
(634 S. K. m. 18, 24, 33)
dava: dava dilekçesinde tahliye istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: dava ana gayrimenkulde kat maliki bulunan E. Çelik ile bağımsız bölümü davalılara kiralayan Y. Taşkale tarafından davalıların ahlaka aykırı yaşam sürdürdükleri, gürültü yapıp diğer kat maliklerini rahatsız ettikleri gerekçelerine dayanarak tahliye istemi ile açılmış olup, mahkemece kiraya verenin akde aykırılık nedeni ile açtığı davanın aktif husumet koşulunun gerçekleşmediği nedeniyle reddedilmiş, ancak davalıların kat mülkiyeti Kanununa aykırı davranışları varit görülerek bağımsız bölümü kullanan gerekçesi ile ve taşınmazın kiralama amacı dışında gayri ahlaki maksatla kullanıldığı belirtilerek tahliyeye karar verilmiştir.

kat mülkiyeti Kanununun 18. maddesi, kiracılar dahi kat malikleri gibi bağımsız bölümü kullanırken doğruluk kaidelerine uymalarını ve birbirlerini rahatsız etmekten kaçınmalarını, birbirinin haklarını çiğnememelerini öngörmüş ve bağımsız bölüm malikini bu konuda kiracılar ile birlikte müteselsilen sorumlu tutmuştur.

Aynı yasanın 33. maddesinde ise bu Kanunda öngörülen borç ve yükümlülüklerini yerine getirmeyenler hakkında diğer kat maliklerince mahkemeye başvurma hakkı tanınmış, hakimin iddiayı sabit görmesi halinde ilgililerin yasaya aykırı kullanım ve davranışlarına son verilmesine, bunun için belli bir süre verilmesine ve bunun tefhim veya tebliğine karar verileceğini hükme bağlamıştır.

Hakimce tespit edilen sürede bu kararın yerine getirilmemesi halinde maddenin son fıkrasında cezai müeyyide getirilmiştir.

Bu suretle 18. madde ile 33. madde birlikte incelendiğinde rahatsız edici durumlar sebebiyle bağımsız bölümlerin tahliyesinin öngörülmediği, bu hususun ancak 24. maddede öngörülen yasak işlerde geçerli olduğu görülür. Kötü kullanımın devam etmesi halinde ve koşulların gerçekleşmesi durumunda kat mülkiyeti Kanununun 25. maddesinde öngörülen devir ancak söz konusu olabilir ki böyle bir dava açılmamış ve koşulları da araştırılmamıştır.

Mesken niteliğindeki bağımsız bölümün randevu evi olarak kullanılması Kat Mülkiyeti Kanununun 24. maddesi kapsamında ancak işyeri olarak tanımlanabilirse de davalı R.’in kabule göre sabit olan eylemi geceleri dışarıda kalıp sabahın erken saatlerinde muhtelif erkeklerle birlikte eve gelmesidir.

Bu husus bağımsız bölümün randevu evi olarak kullanılması anlamına gelmediği gibi dinlenen tanıkların ifadeleri böyle bir kabule de yeterli değildir.

Bu durumda mahkemece yasa hükümlerinin doğrudan uygulanması söz konusu olup hukuki nitelendirmenin mahkemeye ait olduğu ve bağımsız bölümün maliki ile kiracıları arasındaki akdin feshini isteme hakkının bağımsız bölüm malikine ait bulunduğu esasları göz önünde bulundurularak yukarıda sözü edilen 33. maddenin 2 ve 3. fıkralarının uygulanması söz konusu iken, yasal dayanağı olmayan biçimde ve ihtar ile süre verilmeksizin doğrudan tahliyeye karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10.06.1997 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

1000 M2'NİN ÜZERİNDE MERKEZİ SİSTEM ISITMA ZORUNLU OLUYOR

Türkiye'de 5 Aralık'tan itibaren inşa edilecek binalarda merkezi ısıtma sistemi zorunlu hale gelecek. Bu uygulama ile yıllık 2 milyar dolar tasarruf sağlanacağı tahmin ediliyor.


Binalarda Enerji Performansı (BEP) Yönetmeliği, 5 Aralık 2009 tarihinden itibaren düzenlenerek uygulamaya giriyor.

Kazan ve Basınçlı Kap Sanayicileri Birliği Derneği (KBSB) Başkanı Ali Eren, yönetmeliğin 1000 metrekare inşaat alanını geçen tüm binaları etkileyeceğini söyledi. Eren, şu sıralar yönetmeliğe son şeklinin verildiğini vurgulayarak; BEP yönetmeliği şu anda Başbakanlık’ta son düzenlemelerin yapıldığı aşamada. Sayın Başbakanımız için enerji verimliliğinin büyük önem taşıdığını göz önünde bulundurarak, yönetmeliğin doğalgazda tasarrufu ön plana alan değişikliklerle yürürlüğe girmesi için gereken tüm hassasiyetin gösterileceğine inanıyoruz” şeklinde konuştu.   

KOMBİDE AVRUPA'NIN İKİNCİ PAZARIYIZ

Ali Eren, yönetmelik çerçevesinde, yeni yapılan 1.000 metrekare ve üzerindeki binalarda merkezi ısıtma sisteminin zorunlu hale getirilmesinin büyük önem taşıdığını ve verimli enerji kullanımı açısından büyük bir adım olduğunu belirterek, bu uygulamanın özellikle ekonomik anlamda bir rahatlama sağlayacağının altını çizdi.

Eren; “1989 yılında Türkiye’nin doğalgaza geçmesi ile birlikte, bireysel ısınma sistemleri, yani kombiler, hızla Türkiye pazarına girerek, yaygınlık kazandı. Avrupa ülkelerinde CO2 emisyonlarının düşürülmesi ve gaz tasarrufu  amacı ile merkezi ısıtma sistemleri ile ilgili  düzenlemeler yapılırken, Türkiyede trend tersine ilerleyerek  konvansiyonel  kombi satış rakamları ile Avrupa’nın ikinci büyük pazarı konumuna geldi” şeklinde konuştu.

Türkiye de her yıl yaklaşık 600 bin yeni konut ihtiyacı olduğunu belirten Eren, yılda ortalama 400 bin adet yeni konut inşaatı yapılacağı  varsayımı altında bile bu binalarda merkezi ısıtma sistemi kullanılması ile yıllık 500 milyon Dolar tutarında tasarruf elde edileceğini bildirdi.

Eren; “BEP yönetmeliğinde yer alan merkezi sistem zorunluluğunun mevcut binaları da kapsayacak şekilde düzenlenmesi durumunda söz konusu tasarruf 4 katına çıkarak, ülke ekonomisine her yıl 2 milyar dolar katkı sağlayacak.” dedi.

KOMBİLER DAHA FAZLA TÜKETİYOR

Ali Eren, 2008 yılı sonu itibarı ile Türkiye’de çalışır durumda 5.3 milyon adet kombi bulunduğunu ve her yıl yaklaşık 500 bin adet kombi satıldığını söyledi. Eren, "Kombi ısıtma sistemleri, merkezi sistemlere oranla yüzde 10-30 oranında daha fazla doğalgaz tüketiyor. Bu fark yıllık ortalama 1 milyar dolara denk geliyor. Hali hazırda kullanılan kombilerin 500 milyon dolar tutarında bakım masrafını ve her yıl 500 milyon dolarlık yeni kombi satışını da göz önüne aldığımızda, ülke olarak mevcut sistemde yıllık zararımızın 2 milyar dolar olduğu ortaya çıkıyor" dedi.

APARTMAN BOŞLUĞUNA KONAN EŞYALAR YANGINA SEBEB OLDU

Zonguldak'ın Ereğli İlçesi'nde gece yarısı meydana gelen yangın site sahiplerine korkulu anlar yaşattı. Yangının kısa sürede büyümesi sonrasında üst katta mahsur kalan yaşlı bir vatandaş, itfaiye merdiveni ile indirildi. Yangının merdiven boşluğuna konan fazla eşyaların elektrik kontağından tutuşmasıyla çıkması, apartman sakinlerini birbirine düşürdü. Çıkan kavgayı polisler ek takviye isteyerek yatıştırdı.

Edinilen bilgiye göre Ereğli'ye bağlı Bağlık Mahallesinde yeni yapılan Göl Evleri Yapı Sitesi B Blok'ta elektrik kontağından çıktığı belirlenen yangın kısa sürede apartman sakinlerinin merdiven boşluğuna koyduğu eşyalara sıçradı. Bazı vatandaşlar, apartman içerisinde yoğunlaşan dumandan etkilendi.

Olay yerine gelen emniyet ekipleri çevrede güvenlik önlemi alırken, itfaiye ekipleri de yangına müdahale etti. Kısa sürede siteye ulaşan 112 acil yardım ekipleri de dumandan etkilenen apartman sakinlerine ambulans içinde müdahale etti. İtfaiye ekiplerinin apartman içinde yangına müdahale ettiği esnada aniden yükselen alevler büyük korku yaşattı. Alevlerin birden parlamasının gaz sıkışmasından kaynaklandığı belirtildi.

Yangının meydana geldiğini haber alan basın mensupları da olay yerine geldi. Zonguldak' ta yayın yapan televizyon kanalının Ereğli Temsilcisi İlhan Çetin, görüntü almak için girdiği binada bir anda alevlerin parlaması sonucu elinden yaralandı.

İtfaiye ekiplerinin yangına müdahale ettiği sırada apartman sakinleri de kendi aralarında, apartman boşluğuna eşya konmasından dolayı tartışmaya başladı. Tartışma kısa sürede kavgaya dönünce ilk önce polisler daha sonra da mahalle sakinleri kavgaya müdahale etti. Polisler olayların daha da büyüme ihtimaline karşı takviye ekip istedi. Takviye ekibin gelmesi ile birlikte site sakinleri sakinleşti.

Bu sırada B Blok'un üst katında oturan yaşlı bir kadının yardım sesi duyuldu. Dumandan etkilenen yaşlı kadını 110 ekipleri merdiven ile indirerek ambulansa taşıdı. İlk müdahalesi ambulansta yapılan yaşlı kadın daha sonra Ereğli Devlet Hastanesine götürüldü.

Yangın uzun uğraşlar sonrasında iki itfaiye ekibinin müdahalesiyle söndürüldü. Yangının çıkış sebebinin apartman boşluğun da bulunan elektrik kablolarının ark yapmasından kaynaklandığı ve çıkan kıvılcımların burada bulunan eşyaları tutuşturması sonrasında çıktığı ifade edildi.

Yangının söndürülmesinden sonra itfaiye ekipleri soğutma çalışmalarına başladı. Emniyet Müdürlüğü ekipleri gerekli tutanakları hazırladıktan sonra apartman sakinlerini bilgilendirdi. Son kontrolleri yapan ekipler, daha sonra olay yerinden ayrıldı. Yangın ile ilgili soruşturmanın devam ettiği öğrenildi.

(CİHAN) (Cihan Haber Ajansı) 30.12.2009 02:36

KİRACI ZAM YAPMASIN

Yeni yılla birlikte akaryakıttan iletişime bir çok temel ürüne zam geldiğini hatırlatan Büyüknohutçu, “Bu zamlar aslında olmaması gerekirken, kira fiyatları üzerinde de baskı yaptı. Ev sahipleri, zamlara ve enflasyona karşı kendilerini korumak için kira fiyatlarını artırma eğilimine girdi” dedi.

Danıştay Hukuk Dairesi'nin yaklaşık 3 ay önce aldığı bir kararı hatırlatan Büyüknohutçu, Danıştay'ın bu kararla, “Kriz ortamında kiraya zam yapılamaz” dediğini aktardı.

KİRACI ZAM YAPMASIN

İlgili davanın kiracının kontratta belli oranda artış yazılı olmasına rağmen kirasını artırmadığı için ev sahibi tarafından yerel bir mahkemede açıldığını anlatan Büyüknohutçu, şunları söyledi: “Yerel mahkeme ev sahibi lehinde karar vermiş ve kiracıya, 'kontratta yapılan zammı yapmalısın' demişti. Kiracı da bu kararı üst mahkemeye taşıdı. Danıştay Hukuk Dairesi de aldığı kararla, 'Kriz ortamında kiraya zam yapılamaz. Kiranın zamlanmasıyla ilgili ev sahiplerinin açacakları davaları yerel mahkemeler kabul etmemeliler' diyor.

DANIŞTAY'IN KARARI GEÇERLİ

Kontratta yıllık artış olarak belli bir oran taahhüt edilmiş olsa bile kiracıya zam yapmama hakkı doğduğunu belirten Büyüknohutçu, “Bir yanda kontrat var, bir yanda da Danıştay'ın kararı… Geçerli olan Danıştay'ın kararıdır” diye konuştu.

Kontratta yazan kadar artış yapılmalı

İzmir Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Mesut Güleroğlu, kira artışlarının enflasyon oranında yapılacağını yönünde yasal bir mevzuatın olmadığını söylerken, 1990'lı yıllarda enflasyon oranlarının yüksek olması nedeniyle, kiraların yüzde 85-90 oranında artırıldığını belirtti. Buna yönelik bir kanun olmadığını ifade eden Güleroğlu, "Enflasyon oranları son yıllarda yüzde 10'larda seyretmeye başlayınca insanlar kira kontratlarındaki artışları psikolojik olarak yüzde 10-12 olarak saptadı. Yalnız bir kira akdine, artış hanesine ne yazarsanız o aynen geçerli olur. Yani yüzde 20 artış yazılıysa kontratta, kiracı o oranda artırmak zorunda. Kiracının, 'Ben bu kanuna göre yüzde 6,25 artırırım' deme lüksü yok” diye konuştu.

İŞ SÖZLEŞMESİNİN İŞVEREN TARAFINDAN DERHAL (BİLDİRİMSİZ) FESHİ

Özlem PEKDURANER
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir


İŞ SÖZLEŞMESİNİN İŞVEREN TARAFINDAN DERHAL (BİLDİRİMSİZ) FESHİ

I.        GİRİŞ
Bildirimsiz fesih, işçinin ya da işverenin iş akdini (sözleşmesini) haklı sebeplere dayanarak derhal feshetmesidir. Bildirimsiz fesih hakkı, haklı bir sebebe dayanmak zorundadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesi, kanunda belirtilen sebeplere istinaden işverene belirli süreli ya da belirsiz süreli iş akdini sürenin bitiminden önce veya bildirim önelini beklemeksizin feshetme hakkını tanımıştır. İşveren, feshin geçerli bir nedene dayandığını ispat etmekle yükümlüdür.

II. BİLDİRİMSİZ FESİH NEDENLERİ
İş akdinin işveren tarafından derhal (bildirimsiz) feshi 4857 sayılı İş Kanunumuzun 25. maddesinde 4 kategoriye ayrılarak açıklanmıştır.
A - Sağlık Nedenleri
            B - Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri
            C -  Zorlayıcı Nedenler
            D -  İşçinin gözaltına alınması veya tutuklanması

A - Sağlık Nedenleri
İşçinin kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğünden doğacak bir hastalığa veya sakatlığa uğraması halinde, bu sebeple doğacak devamsızlığın ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi  halinde işveren iş sözleşmesini derhal feshedebilecektir.   
Bu sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17. maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar. Doğum ve gebelik hallerinde bu süre 74 üncü maddedeki sürenin bitiminde başlar. Ancak işçinin iş sözleşmesinin askıda kalması nedeniyle işine gidemediği süreler için ücret işlemez.
      İşçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olduğu ve işyerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun Sağlık Kurulunca saptanması durumunda işveren bu maddeyi gerekçe göstererek iş akdini feshedebilir.

B - Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri
      İş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek, yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvereni yanıltması.
       İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnadlarda bulunması.
       İşçinin işverenin başka bir işçisine cinsel tacizde bulunması.
       İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması veya 84 üncü maddeye aykırı hareket etmesi.
      İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması.
       İşçinin, işyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemesi.
      İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi.
      İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi.
      İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması.
C- Zorlayıcı Nedenler         
İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkması halinde işveren işçinin iş akdini derhal feshedebilecektir . Zorlayıcı sebeplere şiddetli kar yağışı, su basması gibi nedenler zorlayıcı nedenlerdir. 
D -  İşçinin gözaltına alınması veya tutuklanması
İşçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığın 4857 sayılı İş Kanunun 17. maddesindeki bildirim sürelerini aşması bildirimsiz fesih nedenidir .
II.  BİLDİRİMSİZ FESİH KULLANMA SÜRESİ
İş Kanunu iş sözleşmesinin bildirimsiz feshini belirli bir süreye bağlamıştır. Buna göre kanunun  25. maddesinde belirtilen  ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hallere istinaden fesih yetkisi, “öğrenme gününden başlayarak altı iş günü geçtikten ve olayın gerçekleşmesinden itibaren bir yıl” geçtikten sonra kullanılamayacaktır. Bu durum hem işçi hem de işveren açısından geçerli olup, sağlık nedenleri ve zorlayıcı nedenlerle akdin feshedilmesinde süre kısıtlaması belirtilmemiştir. İşçinin olayda maddi çıkar sağlaması halinde söz konusu bir yıllık süre dikkate alınmaz.

SONUÇ

İşverenin, İş Kanununun kendisine vermiş olduğu fesih hakkını kullanabilmesi için 4857 sayılı kanunun 25. maddesinde  belirtilen şartlardan en az birinin gerçekleşmiş olması, fesih hakkının süresi içerisinde kullanılması ve fesih nedeninin ispat edilmesi gerekmektedir. İşverenin, iş sözleşmesini haklı sebeplere dayanarak ispat edememesi, fesih hakkını süresi içinde kullanmaması derhal fesih hakkını doğurmamaktadır ve yapılan fesih “haksız fesih” olmaktadır.

İşverenin, iş sözleşmesini sağlık sebeplerini ve zorlayıcı sebepleri gerekçe göstererek feshetmesi halinde işçi kıdem tazminatını hak kazanmanın diğer şartlarını da taşıması suretiyle kıdem tazminatını hak kazanabilecektir. Ancak sözleşmenin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerlerinden biri nedeniyle feshedilmesi halinde işçi kıdem tazminatı almaya hak kazanamayacaktır. Sağlık nedenleri, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri ve zorlayıcı nedenler yüzünden iş akdinin feshedilmesi halinde ihbar tazminatı da ödenmeyecektir.

Not: Bu yazı www.MuhasebeTR.com adresinden alınmıştır.

APARTMAN VE SİTELERDE ORTAK YERLERİN KİRAYA VERİLMESİ KARŞILIĞINDA ELDE EDİLEN GELİRLERİN VERGİLENDİRİLMESİ

Özgür BİYAN
Mali Hukuk Uzmanı
Marmara Üni. Mali Hukuk Doktora Öğrencisi
ozgurbiyan@hotmail.com





APARTMAN VE SİTELERDE ORTAK YERLERİN KİRAYA VERİLMESİ KARŞILIĞINDA ELDE EDİLEN GELİRLERİN VERGİLENDİRİLMESİ





Ekonomik veya sosyal gelişmeler yanında nüfus artışının da etkisi ile büyük şehirlerde yaşayan insanların önemli bir kısmı apartman ve sitelerde ikamet etmeye başlamışlardır. Isınma, elektrik, su, kapıcı ve bahçıvan gibi giderleri karşılamak amacıyla kat maliklerinden toplanan tutarların özellikle anakent il ve ilçelerde büyük rakamlara ulaşması, bunun yanında apartman ve sitelerdeki ortak kullanım alanlarının da kiraya verilerek gelir elde edilmesi beraberinde vergisel yükümlülükleri de gündeme getirmiş bulunmaktadır. Apartman ve sitelerde bulunan ortak yerlerin çeşitli şekillerde kiraya verilmesi ve buradan gelir elde edilmesi giderek daha sık rastlanan bir durum halini almıştır. Blok binaların dış cephelerine reklam verilmesinden, apartman ve site içindeki yerlerin kiraya verilmesi, hatta apartman veya site yakınına mobil telefon baz istasyonu kurularak kazanç elde edilmesine kadar çeşitlenmiş bu tip durumlar karşısında elde edilen kazançların vergi kanunları karşısında nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususu ortaya çıkmıştır.



Bu çalışma da bu tip gelirlerin vergi kanunları karşısında nasıl değerlendirilmesi gerektiğine açıklık getirilmeye çalışılacaktır. 



A. Kat Mülkiyeti Kanunu Açısından “Ortak Yer” Kavramı



Apartmanların ortak yeri veya yerleri denildiği zaman neler olduğu 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 4. maddesinde hüküm altına alınmıştır.



Bu yasal belirlemeye göre; temeller ve ana duvarlar, bağımsız bölümleri ayıran ortak duvarlar, tavan ve tabanlar, avlular, genel giriş kapıları, antreler, merdivenler, asansörler, sahanlıklar, koridorlar ve buralardaki genel tuvaletler ve lavabolar, kapıcı daire veya odaları, genel çamaşırlık ve çamaşır kurutma yerleri, genel kömürlük ve ortak garajlar, elektrik, su ve havagazı saatlerinin korunmasına mahsus olup bağımsız bölüm dışında bulunan yuvalar ve kapalı kısımlar, kalorifer daireleri, kuyu ve sarnıçlar, yapının genel su depoları, sığınaklar, her kat malikinin kendi bölümü dışındaki kanalizasyon tesisleri ve çöp kanalları ile kalorifer, su, havagazı ve elektrik tesisleri ve aynı zamanda telefon, radyo ve televizyon için ortak şebeke ve antenler, sıcak ve soğuk hava tesisleri, çatılar, bacalar, genel dam terasları, yağmur olukları, yangın emniyet merdivenleri apartmanlara ait ortak yerler olarak sayılabilmektedir. Aynı Kanun’un 16. maddesinde kat maliklerinin, ana gayrimenkulün bütün ortak yerlerine arsa payları oranında ortak mülkiyet hükümlerine göre malik olacağı hüküm altına alınmıştır.



Diğer taraftan anılan Kanun’un 27. maddesinde ise; “Ana gayrimenkul kat malikleri kurulu tarafından yönetilir ve yönetim tarzı kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartıyla bu kurul tarafından kararlaştırılır” denilmekle birlikte söz konusu Kanun’un 34. maddesinde de kat malikleri kurulunun yönetim işlevini aralarında veya dışarıdan seçecekleri bir kişi veya üç kişilik kurul aracılığıyla yerine getirebilecekleri ifade edilmiştir.



Ayrıca ana yapının dış duvarlarının, çatı veya damının reklam maksadıyla kiralanması gibi önemli yönetim işlerinin bütün kat maliklerinin oy birliği ile verecekleri karar üzerine yapılabileceği söz konusu Kanun’un 45. maddesinde, yöneticinin kat maliklerine karşı aynen bir vekil gibi sorumlu olduğu da 38. maddesinde hüküm altına alınmıştır.



Bu kanun çerçevesinde apartman yönetimleri tarafından kiraya verilen ortak kullanıma mahsus yerlerin mülkiyet hakkı hisseleri oranında kat maliklerine ait olduğundan söz konusu bölümlerin malikler tarafından bireysel olarak veya yönetim tarafından kendiliğinden kiraya verilmesi mümkün değildir. Bu bölümlerin kiralanabilmesi ancak kat malikleri kurulunun oy birliği ile alacakları karar sonucu olabileceğinden, yönetim kat malikleri adına kiralama işlevini yerine getirmiş olacaktır[i].



B. Ortak Yerlerin Kiraya Verilmesinden Elde Edilen Gelirlerin Vergi Kanunları Karşısındaki Durumu



Tüzel kişiliğe sahip olmayan apartman yönetimlerinin gelir veya kurumlar vergisi yönünden mükellefiyeti bulunmadığı gibi, ortak kullanıma mahsus yerlerin mülkiyeti de bu yönetimlere ait değildir. Ayrıca VUK’un 8. maddesinin 2. fıkrasında vergi kanunları ile kabul edilen haller müstesna olmak üzere, mükellefiyete veya vergi sorumluluğuna müteallik özel mukavelelerin vergi dairelerini bağlamayacağı hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla anılan yerlerin kiralanmasında elde edilen gayrimenkul kira gelirleri ile ilgili vergisel yükümlülüklerin bu gelirleri elde edenlerce yerine getirileceği açıktır. Nitekim, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 45. maddesi uyarınca kat maliklerinin oy birliği ile aldığı karar sonucu, apartman yönetimi tarafından kat malikleri adına kiraya verme işlemi söz konusudur. Bu kira ödemeleri yönetim veya yönetim kuruluna yapılsa dahi elde edilen gelir maliklerin geliridir.



Kat mülkiyeti, arsa payı ve ana gayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyettir (KMK md. 3/1). Bağımsız bölümlerin başkasına devri, kayıtlanması veya kiralanması halinde, eklentiler ve ortak yerler de kendiliğinden devredilmiş, kayıtlanmış ve kiralanmış olur (KMK md. 6/4).



Görüldüğü gibi, ortak mahallerden olan kapıcı dairesi ve benzeri yerlerin gerçek sahipleri kat malikleridir. Dolayısıyla buraların kiraya verilmesinden elde edilen gelirler, esasen kat maliklerinin geliri sayılır ve GVK’nun ilgili maddelerine göre vergilendirilecektir[ii].



Bu bağlamda olmak üzere, apartmanlardaki ortak yerlerin kiraya verilmesi durumu aşağıda ilk olarak Gelir Vergisi Kanunu açısından ve sonra da Katma Değer Vergisi Kanunu açısından ele alınacaktır.



1. Gelir Vergisi Kanunu Açısından



Gelir Vergisi Kanunu’nun 70. maddesinde “bu maddede yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratlar gayrimenkul sermaye iradıdır.” şeklinde tanımlanmıştır. Bir binanın mütemmim cüz’ü sayılan duvarı, çatısı, bir geminin dış cephesi, bir stadyumun dış cephesi ve tribünlerinin reklam amaçlı kiraya verilmesi, bir kimsenin yol kenarında bulunan arazisinin belli bir kısmına reklam amaçlı panolar yerleştirilmesi yoluyla kiralanması vb. halinde kiralama konusu gayrimenkulün ticari işletmeye dahil olmaması şartıyla elde edilen gelirler gayrimenkul sermaye iradı olarak vergiye konu olacaktır. Gayrimenkul ve hakların ticari veya zirai bir işletmeye dahil olduğu takdirde bunların çeşitli şekillerde reklam amaçlı kiralanmasından elde edilen gelirler ticari veya zirai kazancın tespitine müteallik hükümlere göre vergiye konu teşkil edecektir. Ancak aynı maddenin 8. bendinin 2. fıkrasında “Tüccarlara ait olsa dahi, işletmeye dâhil bulunmayan gayrimenkullerle haklar hakkında bu bölümdeki hükümler uygulanır” şeklindeki düzenleme ile işletmeye dahil olmayan gayrimenkullerin kiralanması karşılığında elde edilen gelirler gayrimenkul sermaye iradı olarak adlandırılmıştır.



Günümüzde şehirleşme ile birlikte zamanında mesken olarak kullanılan binaların geçiş sürecinde işyerine dönüştüğü, aynı binanın bir kısmının işyeri bir kısmının ise konut olarak kullanıldığı, şehirleşme olgusunun tamamlanmasıyla birlikte şehir merkezindeki binaların işyeri amacına hizmet ettiği bilinmektedir. Aynı binada yer alan dairelerin bu şehirleşme olgusunun tamamlanma sürecinde bir kısmının mesken bir kısmının ise işyeri olarak kullanılması durumunda, binanın mütemmim cüzü sayılan kısımlarının reklam amaçlı kiraya verilmesi sebebiyle elde edilen gelir, daireyi mesken olarak kullananlar açısından gayrimenkul sermaye iradı, daireyi işyeri olarak kullananlar açısından ise bu işyeri işletmeye dâhil ise ticari kazanç işletmeye dahil olmayıp tüccarın şahsi malvarlığına dahil ise yine gayrimenkul sermaye iradı olacaktır[iii].



Konu ile ilgili olarak, Maliye Bakanlığı’nın bir site yönetimine verdiği Özelgesi’nde[iv] şu açıklamalara yer verilmiştir:



“…………kat malikinin sahip olduğu ………… adet kapıcı dairesinin site yönetimi tarafından kiraya verilmesi sonucunda elde edilen kira gelirinin kat maliklerinin geliri olması nedeniyle, site yönetiminin kira gelirinden dolayı mükellefiyet tesis ettirmesi mümkün değildir. Bu durumda, anılan gayrimenkullerin mesken olarak kiraya verilmesi halinde;



GVK’nun 21. maddesinde “Binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hâsılatın 1999 yılı için 420 milyon TL’sı gelir vergisinden müstesnadır. İstisna haddi üzerinde hâsılat elde edilip beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi halinde, bu istisnadan yararlanılamaz. Ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olanlar ile gelirleri bunlar tarafından bildirilecek olanlar bu istisnadan faydalanamazlar” hükmüne yer verilmiştir.



Bu madde hükmüne göre, ortak oldukları kapıcı dairelerinin tamamının kat maliklerinin özel mülkiyetlerinde olması ve site yönetimi tarafından mesken olarak kiraya verilmesi durumunda, kat maliklerinin hisselerine düşen kira gelirinin, elde edildiği yıldaki istisna miktarını (1999 takvim yılı için belirlenen 420 milyon lira) aşması halinde, kat malikleri tarafından gayrimenkul sermaye iradı olarak yıllık beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir.



Ancak, kat maliklerinden ticari (basit usulde vergiye tabi mükellefler dahil), zirai veya mesleki kazançlarını yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olanlar ile gelirleri bunlar tarafından bildirecek olanlar bu istisnadan faydalanamayacaklardır. Kira miktarı ne olursa olsun bu kişilere isabet eden kısım beyan edilecektir.



Kat malikleri tarafından elde edilen kira gelirinin beyanında, aynı Kanunun 74. maddesinde; gerçek gider usulüne göre safi iradın bulunması için gayrisafi hasılattan indirilecek giderler sayılmış, aynı maddenin son bendinde ise mükelleflerin (hakları kiraya verenler hariç) diledikleri takdirde maddede yazılı giderlere karşılık olmak üzere hasılatlarından % 25’ini götürü gider olarak indirebileceklerdir.



Anılan gayrimenkullerin 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun  94. maddesinde sayılanlara kiraya verilmesi halinde;


193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun  94. maddesinin birinci fıkrasında, “Kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar.” denilmiş, aynı maddenin 5/a bendinde; 70. maddede yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığında yapılan ödemelerden gelir vergisi tevkif edileceği hükme bağlanmıştır.



Bu hükme göre, belirtilen kapıcı dairelerinin tamamının veya bir kısmının Gelir Vergisi Kanunu’nun  94. maddesinde sayılanlara kiraya verilmesi halinde, bu kiralama işlemlerinden elde edilen kira gelirlerinin özel mülkiyet sahibi gerçek kişilere isabet eden gayrisafi tutarı üzerinden, aynı Kanun’un 94/5-a maddesine göre gelir vergisi tevkifatı yapılması ve tevkif edilen vergi üzerinden de fon payı hesaplanması gerekmektedir.



Aynı Kanun’un 86. maddesi uyarınca, yukarıda belirtilen şekilde elde edilen gayrimenkul sermaye iratlarının tamamının tevkif suretiyle vergilendirilmiş bulunması ve gayrisafi tutarları toplamının da belirtilen hadleri aşmaması (1999 yılı gelirleri için 3.500.000.000 TL) ve anılan kişilerin beyana tabi başkaca bir gelirlerinin olmaması halinde, yıllık beyanname verilmeyecek; ancak kat malikleri tarafından elde edilen gayrimenkul sermaye iradının gayrisafi tutarının 86. maddede belirtilen hadleri aşması halinde ise elde edilen gayrimenkul sermaye iradı yıllık beyanname ile beyan edilecek ve seçilecek gider yöntemine göre gider indirimi yapılması mümkün olacaktır.



Yine aynı Kanun’un 121. maddesinde “Yıllık beyannamede gösterilen gelire dahil kazanç ve iratlardan bu Kanuna göre kesilmiş bulunan vergiler, beyanname üzerinden hesaplanan Gelir Vergisine mahsup edilir. Mahsubu yapılan miktar Gelir Vergisinden fazla olduğu takdirde aradaki fark vergi dairesince mükellefe bildirilir ve mükellefin tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde müracaatı üzerine kendisine ret ve iade olunur” hükmüne yer verilmiştir.



Bu madde hükmüne göre, tevkif suretiyle kesilen vergilerin hesaplanan gelir vergisinden mahsubu ve mahsubu yapılan miktarın gelir vergisinden fazla olması halinde iadesi mümkün bulunmaktadır.



Diğer yönden, belirtilen gayrimenkullerin mesken dışında, aynı Kanunun 94. maddesine göre tevkifat yapma mecburiyetinde olmayanlara kiraya verilmesi (Örneğin, basit usulde vergiye tabi olanlara kiraya verilmesi) halinde ise kat maliklerinin hisselerine düşen ve tevkifat suretiyle vergilendirilmemiş olan kira gelirlerini, miktarı ne olursa olsun gayrimenkul sermaye iradı olarak yıllık beyanname ile beyan etmeleri gerekir.



Ayrıca, aynı Kanun’un 70. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında, mal ve haklar ticari ve zirai bir işletmeye dahil bulunduğu takdirde, bunların iratlarının ticari veya zirai kazancın tespitine müteallik hükümlere göre hesaplanacağı, hükme bağlanmıştır.



Bu hükme göre, kat maliklerinin ortak mülkiyeti olan bu gayrimenkullerin ticari, zirai veya kurumlar vergisine tabi olan işletmelerin aktifinde kayıtlı olması halinde, bu gayrimenkuller anılan Kanunun 94. maddesinde sayılanlar tarafından kiralanmış olsa bile ödenen kira bedellerinden ticari, zirai veya kurumlar vergisine tabi işletmelere isabet eden kısım üzerinden herhangi bir tevkifat yapılmayacak, bu malikler elde ettikleri kira gelirlerini ticari, zirai veya kurum kazancı olarak beyan edecekler ve seçilecek gider yöntemine göre gider indirimi yapacaklarıdır.



Diğer taraftan, yukarıda açıklanan ve gayrimenkul sermaye iradı elde ettiği ifade edilen kat maliklerinin beyana tabi başkaca bir gelirinin bulunması halinde ise bu gelirin (Gayrimenkul sermaye iradının) beyannameye dahil edilip edilmeyeceği kat maliklerinin mükellefiyet özelliklerine göre belirlenecektir.”



denilmektedir.



Bir binanın mütemmim cüzü sayılan duvarı, çatısı, bir geminin dış cephesi, bir stadyumun dış cephesi ve tribünlerinin reklâm amaçlı kiraya verilmesi, bir kimsenin yol kenarında bulunan arazisinin belli bir kısmına reklâm amaçlı panolar yerleştirilmesi yoluyla kiralanması vb. halinde elde edilen gelir gayrimenkul sermaye iradı olduğu için GVK’nun 94/5-a maddesi uyarınca (70. maddede yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığı yapılan ödemelerden, (2003/6577 sayılı BKK ile %22, Yürürlük: 01.01.2004) kira bedelinin brüt tutarı üzerinden reklâm verenlerce tevkifat yapılması gerekmektedir. Konu hakkında Maliye Bakanlığı tarafından verilen bir özelge de; “apartmanların dış cephelerini reklam panosu olarak kiraya veren kat maliklerine ödenen kira bedeli üzerinden gerekli gelir vergisi tevkifatı yapılarak ödenecektir” şeklinde görüş bildirilmiştir[v].



Dolayısıyla, apartman yönetimlerince apartman ana duvarları ile çatılarına reklam alınması, bir başka ifade ile de bu yerlerin reklam amaçlı olarak kiraya verilmesi karşılığında elde edilen gelirler, gayrimenkul sermaye iradı olarak vergiye tabi bulunmaktadır. Bu nedenle, kapıcı dairelerinin kiraya verilmesine ilişkin yukarıda belirtilen özelgedeki açıklamaların, apartman ana duvarları ile çatıların reklam amaçlı kiraya verilmesi durumunda da geçerli olması gerekmektedir[vi].



Apartman yönetimi ile site yönetiminin birbirine paralel özellikler taşıması ve her iki yönetimde de ortak yerlerin kiraya verilebilmesi nedeniyle, Bakanlık tarafından bir site yönetimine verilen ve yukarıda da içeriği belirtilen özelgedeki açıklamaların, apartman yönetimlerinin bu yöndeki (ortak yerlerin kiraya verilmesi) faaliyetleri için de geçerli olacağı tabiidir. Ancak, 4842 sayılı Yasa ile fon uygulamasının yürürlükten kaldırıldığı ve vergilemeye ilişkin söz konusu özelgede geçen hadlerin değiştiği hususu da göz önüne alınmalıdır.



2. Katma Değer Vergisi Açısından



KDV Kanunu’nun 1/3-f maddesine göre, GVK’nun 70. maddesinde belirtilen mal ve hakların kiraya verilmesi işlemleri KDV’ye tabidir. Fakat KDV Kanunu’nun 17/4-d maddesine göre, iktisadi işletmeye dahil olmayan gayrimenkullerin kiralanması işlemleri KDV’den istisna edilmiştir.



17/4-d maddesinde belirtilen gayrimenkul kelimesi Medeni Kanun’un 632. maddesinde belirtilen gayrimenkul tarifini ifade etmektedir. Medeni Kanun’a göre “arazi, tapu sicilinde müstakil ve daimi olmak üzere ayrıca kaydedilen haklar, madenler” gayrimenkul sayılmıştır. Gayrimenkul mülkiyetinin mevzuu, yerinde sabit olan şeylerdir. Dolayısıyla Medeni Kanun’da belirtilen bu şeyler eğer iktisadi bir işletmeye dahil değilse KDV’den istisna olduğu için sorumluluk da söz konusu olmayacaktır. Gayrimenkul bir iktisadi işletmenin aktifine kayıtlı ise kiralama sonucu elde edilen gelirler ticari hasılata ve KDV hesaplanmasına konu olacaktır.



Maliye Bakanlığı 30 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinde gayrimenkullerin de zikredildiği GVK’nun 70. maddesindeki bütün mal ve hakların kiralanması işlemlerini sorumluluk kapsamına almıştır. KDV Kanunu’nun 17/4-d maddesindeki istisna dolayısıyla bu sorumluluğun gayrimenkuller açısından işlerliği yoktur. Bu husus 31 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nde gayrimenkul kiraları açısından KDV mükellefiyeti ve sorumluluğunun söz konusu olamayacağı, bu işlemlerin istisna kapsamında bulunduğu belirtilerek açıklanmıştır.


Buna göre GVK’nun 70. maddesinde belirtilen ve Medeni Kanun’a göre gayrimenkul sayılanlar dışındaki kıymetler iktisadi işletmeye dahil olsun ya da olmasın kiralanırsa bu işlem KDV Kanunu’nun 1/3-f maddesi uyarınca KDV’ye tabi olacaktır. İşte, KDV Kanunu’nun 1/3-f maddesi uyarınca KDV’ye tabi tutulan bu işlemlerde vergileme sorumlu tayini suretiyle yapılmaktadır[vii].



Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere kiralama işlemleri ile ilgili KDV;



- Kiraya verenin başka faaliyetleri nedeniyle gerçek usulde KDV mükellefiyetinin bulunmaması,



- Kiralayanın gerçek usulde KDV mükellefi olması; şartlarının birlikte var olması halinde, kiralayan tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilecektir. Bu kapsamdaki kiralamalarda kiraya verenler tarafından beyanname verilmeyeceği tabiidir.



Örnek vermek gerekirse; KDV mükellefiyeti bulunmayan bir kimse özel otomobilini (otomobil Medeni Kanun’da gayrimenkul olarak sayılmamakla birlikte, GVK’nun 70/8. maddesinde gayrimenkul sayıldığı için KDV Kanunu’nun 1/3-f maddesi uyarınca KDV’ye tabi olacaktır.) bir A.Ş’ye kiraya verdiğinde, A.Ş. tarafından brüt kira tutarı üzerinden KDV hesaplanarak sorumlu sıfatıyla beyan edilecek ve ödenecek, A.Ş ödediği bu KDV’yi aynı zamanda indirim konusu yapacaktır[viii].



Dolayısıyla Apartman ve site yönetimlerine ait binaların dış cephelerine reklam verenlerin KDV mükellefiyeti bulunması halinde KDV hesaplanacak ve sorumlu sıfatı ile beyan edeceklerdir.



--------------------------------------------------------------------------------

[i] ÖZTÜRK, Mualla; “Apartmanlara Ait Ortak Kullanım Yerlerinin, Apartman Yönetimleri Tarafından Mobil Telefon Şebekelerini İşleten Firmalara Baz İstasyonu Olarak Kiraya Verilmesinden Elde Edilen Gelirlerin Vergilendirilmesi”, Yaklaşım, Sayı:111, Mart 2002, s.213.


[ii] GÜZEL, Bayram; “Apartman ve Site Yönetimleri ile İlgili Vergisel Sorunlar”, Yaklaşım, Sayı:100, Nisan 2001, s.142.


[iii][iii] GÜZEL, Bayram-Hamza SİVRİKAYA; “Gayrimenkuller Üzerine Reklam Alınmasından Elde Edilen Kazançların Vergisel Boyutu”, Yaklaşım, Sayı:156, Aralık 2005, s.66-67.


[iv] 03.04.2000 tarih ve 14440 sayılı Maliye Bakanlığı Özelgesi.


[v] Maliye Bakanlığı 14.01.1997 tarih ve 1447 sayılı Özelgesi, KIZILOT, Şükrü-Ekrem SARISU-Sezgin ÖZCAN-Zuhal KIZILOT; Gayrimenkul Rehberi, Yaklaşım Yayınları, 2.b., 2005, s.233.


[vi] AKDENİZ Bahtiyar-Hakan EKİNCİ, “Apartman Yönetimine İlişkin Faaliyetlerin Vergisel Boyutu”, E-Yaklaşım, Sayı:27, Ekim 2005.


[vii] ERGEN, Halim; “Binaların Dış Yüzeylerinin Reklam Panosu Olarak Kiraya Verilmesi”, Yaklaşım, Sayı:55, Temmuz 1997, s.41.


[viii] GÜZEL-SİVRİKAYA, a.g.m., s.68

KAPICI'NIN KARISININ GEÇİRDİĞİ KAZA İŞ KAZASIMIDIR?

Kapıcı eşi eşine yardım etmek için asansörü temizler iken kolunu asönsöre sıkıştırması neticesinde koparak uzuv kaybı olmasında bina yöneticisinin sorumluluğu varmıdır? Bu iş kazası sayılırmı?

Konuyu önce İş kanunu, sonra da SSK açısından inceleyelim.

4857 sayılı İş Kanunun 1 no.lu amaç ve kapsam maddesinde

“ Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve orumluluklarını düzenlemektir.”

Denilmekte, 8. maddesinin 2. fıkrasında ise:

“Süresi bir yıl ve daha fazla olan iş sözleşmelerinin yazılı şekilde yapılması zorunludur.”   Denilmektedir.

Bunlardan çıkarılan sonuç, İş Kanunu hükümlerine tabi olmak için sözleşme yapmanın şart olduğu, ancak, bir yılı aşmayan sözleşmelerin yazılı olmasının şart olmadığı dır. Bu durumda kapıcının karısının yazılı sözleşme yapmamış olması onun kazaya uğradığı işte iş akdi olmadığı anlamına gelmez..

Diğer taraftan istisnalar konusunu düzenleyen 4. maddesinde apartman içinde yapılan hizmetler istisna kapsamına alınmamıştır.

Kazaya uğrayan kişinin iş akdi ile çalışan bir kişi olduğunu böylece tespit ettikten sonra konuyu Sosyal Sigortalar Kanunu açısından inceleyelim.

Sosyal Sigortalar kanununun 2. maddesinde :

“Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar.”

Denilmiştir. Sigortalı sayılmayanları düzenleyen 3. maddede ise bahse konu kişinin çalışma alanı bu maddede sayılmamıştır.

Bu durumda bahsi geçen kişinin sigortalı sayılması gerekeceği aşikardır.

SSK’nun 10. maddesi bildirilmeyen sigortalılar hakkında yapılacak işlemi düzenlemiştir.

Buna göre, sigortalının bildirilmemesi onu sigorta ile sağlanan haklardan mahrum etmemekte, iş kazası halinde tüm giderler SSK tarafından karşılanarak, bu masraflar işverene rücu edilmektedir.

Bu durumda kazaya uğrayan kişi açısından bakarsak, SSK’nun sağladığı tüm imkanlardan faydalanacağı şüphesizdir.

Konuyu sorumlu kişi açısından incelersek:

634 sayılı kat Mülkiyeti Kanununun 38. maddesinde:

“ Yönetici, kat maliklerine karşı aynen bir vekil gibi sorumludur.”

Denilmektedir.

Konu ile ilgili bir Yargıtay kararı özeti aşağıdadır:

“Apartman yöneticisini ana taşınmazın korunması, yönetimi, onarım ve bakımı ile bunlardan doğan borçları ödemeye kat maliklerini temsilen yetkili kılındığına göre bunlardan doğan uyuşmazlıkta husumetin yöneltilebileceğinin de kabulü zorunludur. (Yarg. 15. HUKUK DAİRESİ E.990/5541 K.991/383 T.04.02.1991)”

Kararda görüleceği üzere, burada SSK’nın muhatabı apartman yöneticisi olmaktadır.

Vekilin (Burada yöneticinin) sorumluluğunun sınırı Borçlar Kanununun 390. maddesi ile düzenlenmiştir. Bu maddeye göre vekilin sorumluluğu işiçinin sorumluluğu gibidir. Buna göre her ne kadar husumet yöneticiye yöneltilse de onun sorumluluğu, işçinin sorumluluğu hududunu aşamaz. Bu sorumluluk İş kanunun 38. maddesi ile düzenlenmiştir. Buna göre işçinin parasal sorumluluğu bir ayda iki gündelikten fazla olamaz.

Bu durumda yine Borçlar Kanununun 55. maddesi ile düzenlenen “kusursuz sorumluluk” ilkesi gereği işveren durumunda olan kat malikleri SSK’ya karşı sorumluluğu üstlenme durumundadır. Ancak, yine bu madde gereği yöneticiye yüklenebilecek kusur nedeniyle kat maliklerinin ödediği tazminatı yöneticiye rücu hakları saklıdır.


Konu hakkında eksik kaldığını ve tereddüde yol açması muhtemel bir hususu da aydınlatma lüzumunu duydum. Bu da kapıcın eşinin ücretsiz çalışması hususudur. Belki de kocasına yardımcı olması nedeniyle ücret ödenmiyordur. Bu durum onun sigortalı sayılıp sayılmaması konusunda tereddüt yaratabilir. Ancak bu durum Yargıtay’ın bir çok kararında açıklığa kavuşturulmuş ve ücretsiz çalışmanın sigortalı sayılmak için bir engel teşkil etmeyeceği verilen kararlarla istikrar kazanmıştır.

Bu kararlar:

- 9. HD. 18.3.1966 T., 114 E., 2335 K.
- 10. HD. 6.12.1973 T., 5097 E., 2467 K.
- 10 HD. 18.2.1974 T., 1313 E., 2429 K.
- 10. HD. 2.5.1974 T., 2493 E., 3479 K.
- 10. HD. 20.12.1974 T., 6192 E., 7381 K.

Bu kararlardan birini özeti:

  "..506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, 1475 sayılı İş kanunundan farklı olarak, sigortalı yönünden "ücret" koşulunu öngörmemiştir. Bu husus, anılan Kanunun 3, I/B. bendiyle 78 nci maddesinin 2 nci fıkrasında açıklık ve seçiklikle anlaşılmaktadır..." (10 HD. 18.2.1974 T., 1313 E., 2429 K.)

Sonuç olarak konuyu sorulan soru çerçevesinde özetlersek:

1- Bu kaza işyerinde vuku bulduğundan bir iş kazasıdır,

2- Apartman yöneticisi bu kazada sorumlu ve husumet yönünden muhataptır, adli yönden de tedbirsizlik nedeniyle yaralanmaya sebebiyet verdiğinden cezai sorumluluğu vardır,

3- Kazaya uğrayan kişinin tazminat isteme hakkı vardır,

4- Tazminatın sorumlusu yönetici, fakat yükümlüsü kat malikleridir.

Apartman Yönetimi

Apartman
Yönetimi

varbak.com - Apartman Yönetimi
Apartmanlarda oturmak belli sorumlulukları da beraberinde getirir. Ortak yaşanan
binanın sorunlarına çözüm götürmek ve gerekli
hizmetleri yapmak için yönetim kurulları oluşturulmuştur. Çoğu zaman amatör bir
ruhla çalışan bu kurullar, aslında kanunlarla belirlenen maddeler ışığında
çalışmak zorundadır.

OTURMADIĞIM DAİRENİN APARTMAN GİDERLERİNE İŞTİRAK
ETMEK ZORUNDA MIYIM?

Dairenin maliki oldugunuz müddetçe; otursanız da
oturmasanız da giderlere iştirak etmek zorundasınız. Ödemelerinizi yapmadığınız
takdirde, yönetici aleyhinizde icra takibi yapabilir, mal varlığınıza haciz
koyabilir. Yönetici bunun yanında, sizden aylık yüzde 10 gibi yüksek bir faiz talep edebilir.
Yöneticinin yapacağı muamelelere karsı sizin savunulacak pek bir hakkiniz
olmayacaktır ve sonuçta borcunuzu faizi, icra masrafı ve avukat ücreti ile
birlikte ödemek zorunda kalırsınız. İste bu
nedenlerle, ortak giderlerden hissenize düsen payı ödemenizde yarar var.

YAKIT BEDELİNDE PAY ORANI
NEDİR?

Apartman sakinlerinin yakıt bedelini öncelikle apar?man yönetim
planından tetkik etmeleri gerekir. Yönetim planında hangi dairelerin ne oranda
yakıt bedeli ödeyeceği yazılı olmalıdır.
Apartman sakinleri yönetim planında
gösterilen sekle uymak zorundadır, planda bu konuda açıklık yoksa, Kat Mülkiyeti
Kanunu'nun ilgili hükümlerine göre, yakıt giderini arsa payı oranında ödemeniz
gerekecektir. Bu taktirde de dairenizin arsa payını öğrenmeniz gerekir. Bunu da
ya yönetim planından, ya da daireyi size kiralayan ev sahibinizin tapu senedinden öğrenirsiniz.

SU
SAATLERİ ORTAK OLUNCA NE YAPMALI?

Bu durumda olanlar için, ortak su
parasının bölüştürülmesi konusunda uygulanacak
muhtelif bölüştürme usulleri vardır ve bunlardan hiçbiri için tam adildir
denilemez. Ancak binanızda yazlığa gidenler, seyahate çıkanlar para ödemezse, gündüzleri çalışanlar da gündüz evde olmadıkları için yari para ödemeyi teklif edecek, küçük çocuğu olanlar küçüklerin
hesaba katılmamasını isteyecek, balkonu bulunmayanlar balkon yıkadıkları için
balkonu olanların diğer kat sahiplerinden daha fazla ödemesi gerektiğini ileri sürecek ve akla gelmeyen bin türlü ihtimal devreye
sokularak is içinden çıkılmaz hale gelecektir. Bunun için kanunun da öngördüğü
şekilde, bölüştürme sırasında yönetim planında temel alınan usul, herkese tam
olarak uygulanmalıdır. Buna göre hiç evde oturmayan kimseler dahi ortak giderlere katılacak ve
ortak ödemeler yapılacaktır.

MALİKLERİN İZNİ ALINMADAN, TERASA KAÇAK
KAT YAPILMIŞSA

İmar mevzuatını altüst eden ve adına kısaca İmar Affı
denen yasalar serisi hemen her yıl çıkarılmaktadır.
Uygulaması son derece zor olan ve bazen yerleşmiş hukuk kavramlarına ters de
düşebilen bir mevzuattır. Buna bağlı yatırım
kanunları hakkında Yargıtay'ın muhtelif içtihatları, özetle Kat Mülkiyeti Kanunu
hükümleri yürürlükten kaldırılmadıkça, su anda bu kanuna tabi binaların ortak
yerlerinin işgali, İmar Affı mevzuatına girmemektedir. Bu uygulucalar hakkında
idari yargı yoluna gidilmesi mümkündür. Ancak sonuç alınması 3 yıldan aşağı değildir.

GİRİŞ KATINDA OTURANLAR
ASANSÖR GİDERLERİNE KATILMAK ZORUNDA MIDIR?

Kat Mülkiyeti Kanunu'na tabi
binalarda ortak yerleri kullanmamaktan dolayı bunların masrafına iştirakten
kaçınılamaz. Ancak bunun aksine hükümler yönetim planına konabilir ve böyle bir
hüküm de geçerlidir. Çoğunlukla uygulamada
gördüğümüz, bu tür bağımsız kat maliklerinin asansör giderlerinden muaf
tutulduğudur. Eğer yönetim planında böyle bir madde yoksa, konuyu bağımsız bölüm
malikleri toplantısında gündeme getirerek, yönetim planı değişikliği talep
edebilirsiniz. Bu toplantıda adil bir karar alınmazsa, Kat Mülkiyeti Kanunu'nun
33. maddesine göre, açıkça adalet kurallarına aykırı durumun değiştirilmesi ve
adil bir hale getirilmesi için, bulunduğunuz yerdeki sulh hukuk mahkemesine
başvurabilir, yönetim planındaki hükmün değiştirilmesini talep
edebilirsiniz.

APARTMAN YÖNETİM PLANINDA TOPLANTI TARİHİ TESPİT
EDİLMEMİŞSE

Yönetim planında toplantı zamanı tespit edilmemiş oldugu
hallerde kanun gereği takvim yılının ilk ayı içinde
yapılması gereken toplantı, bu ayin birinci gününden sonuncu gününe kadar (son
gün dahil) yapılabilir. Son gün bir tatil gününe
rastlasa da, bu süre uzamayacaktır. Çünkü, Kat
Malikleri Kurulu'nun mutlaka is günü içinde yapılmasını gerektiren bir ihtiyaç söz konusu değildir. Aksine gerek tatil günleri, gerekse mesai saati dışındaki zamanlar,
kurul toplantısı için daha elverişlidir.

APARTMAN OLAĞAN TOPLANTISI,
YÖNETİM PLANINDA BELİRTİLEN ZAMANLARDA YA DA TAKVİM YILININ İLK AYI İÇİNDE
YAPILMAMIŞSA NE OLUR?

Bu gibi durumlarda, olağanüstü toplantıların
yapılması mümkündür. Fakat olağanüstü toplantıyı gerektirecek önemli sebeplerin
önceden görülebilmesi mümkün değildir ve hiçbir kat maliki, yönetim planında
belirlenmiş tarihlerin ya da Ocak ayinin dışındaki
bir zamanda yapılacak olan olağan toplantıyı beklemek durumunda
bırakılmamalıdır. Olağanüstü toplantılarda, toplantının 15 gün önce kat
maliklerine bildirileceğine ilişkin hüküm de bu husustaki sakıncayı nispeten
giderebilecektir.

APARTMAN YÖNETİM KURULU ÜYELİĞİNE SEÇİLECEK ÜYELERDE
ARANACAK ŞARTLAR NELERDİR?

Kanunda, yönetim kurulu üyeliğine seçilecek
kimselere? hangi niteliklerin bulunması gerektiği hususunda bir açıklık yoktur.
Sadece bu üyelerin kat maliklerinin dışındaki kimselerden de seçilebileceği
belirtilmiştir. Ancak, görevin özelliği dikkate alınırsa, bu üyelerde gene de
birtakım niteliklerin bulunması gerektiği sonucuna varılır. Yönetim kurulu
üyelerinde aranacak şartlarla yöneticide aranacak şartlar arasında bir fark söz
konusu değildir.

YÖNETİCİNİN KAT MALİKLERİ KURULU'NDAN KARAR
ALMAKSIZIN YAPABİLECEĞİ İSLER NELERDİR?

Yönetici (veya yönetim kurulu),
anatasinmazin yönetimiyle ilgili bütün islerde yetkilidir. Ancak, yönetim planı
ya da Kat Malikleri Kurulu, yöneticinin yetkili oldugu konuların sinirini çizmiş
olabilir. Bundan başka, yönetici, kat maliklerini çok önemli mali yükler altına
sokabilecek isleri de, ancak Kat Malikleri Kurulu'ndan karar aldıktan sonra
yapmalıdır. Hangi islerin kat maliklerine ağır yükler getireceğinin tayininde,
ilgili binanın konumu, nitelikleri ve oturanların ortalama gelir seyirleri ile
sosyal durumları gibi faktörler göz önüne
alınmalıdır.

YÖNETİMİN DENETÇİ TARAFINDAN DENETLENMESİ NASIL
YAPILIR?

Yönetici ( veya yönetim kurulu), denetçi tarafından yönetim
dönemi boyunca denetlenir. Denetçi, yönetim planında ayrı bir zaman
öngörülmemişse, Ocak ayı içinde Kat Malikleri
Kurulu'na denetimin sonucunu bildiren bir rapor verir. Bu rapor, daha önceden
çoğaltılarak kat maliklerine taahhütlü mektupla gönderilir.

DENETÇİNİN
TUTMAK ZORUNDA OLDUGU DEFTERLER VAR MIDIR?

Denetçi ( ya da denetim
kurulu), tıpkı yönetici gibi, birden başlayan sıra numaraları taşıyan ve her
sayfası noter mührüyle tasdik edilmiş bulunan ayrı bir defter tutmak zorundadır.
Bu deftere, denetçilerin kararları ve gerekli görülen diğer hususlar yazılır. Bu
defterin de, her yıl Ocak ayı içinde notere
kapattırılması uygun olur.

YÖNETİCİNİN
GÖREVİNİN SONA ERMESİ

Yöneticinin görevi, normal halde, görev süresinin bitiminde kendiliğinden sona erer. Öte yandan,
yönetici ile kat malikleri arasındaki ilişkinin vekalet oldugu da bilinmektedir.
Bu durumda, vekalet sözleşmesinin sona ermesine ilişkin hükümler de uygulama alanı bulacaktır. Genel olarak sözleşmelerin sona ermesiyle ilgili sayılabilecek
diğer hükümler de burada uygulanabilir.

YÖNETİM KURULU NASIL
OLUŞTURULUR?

Kat malikleri anatasinmazin yönetimini, kendi aralarında
veya dışarıdan seçecekleri bir yöneticiye, yahut üç kişilik bir yönetim kuruluna
verebilir. Kanun, yönetim kurulunun oluşması için üç kişinin bulunmasını
aramışsa da , bu sayının kesin olup olmadığı hususunda herhangi bir işaret
yoktur. Buna göre yönetim kurulu, Kat Malikleri Kurulu'nca bütün kat
maliklerinin şayi ve arsa payı bakımından çoğunluğunun oyu ile atanır. Kanun bu
atamanın bir yıl için yapılacağını, Kat Malikleri Kurulu'nun yıllık
toplantısında bu işlemin yenileneceğini
belirtmiştir (KMK 34/I ).

KİMLER YÖNETİM KURULU ÜYESİ
OLABİLİR?

Yönetim kurulu üyelerinin kat malikleri arasından seçilmesi
mümkün oldugu gibi, dışarıdan seçilmesi de mümkündür. (KM. 34/I). Kanunda,
yönetim kurulu üyeliğine seçilecek kimselerde hangi niteliklerin bulunması
gerektiği hususunda bir açıklık yoktur. Ancak görevin özelliği dikkate alınırsa,
bu üyelerde yine de birtakım niteliklerin bulunması gerektiği sonucuna varılır.
Yönetim kurulu üyelerinde aranacak şartlar (temyiz gücüne sahip, reşit olan, bedensel engeli olmayan, ahlaka,
kişilik haklarına ve kamu düzenine saygılı vb.), yönetti seçiminde aranacak
şartlardan farklı değildir.

BİNALARDA YÖNETİCİ BULUNMASI KANUNEN
ZORUNLU MUDUR?

Bağımsız bölüm şayisi 8 ya da daha
fazla
olan kat mülkiyetine tabi binalar için bir yönetici tayin etmek
kanunen zorunludur (34 / I ). Ancak anatasinmazin bütün bağımsız bölümleri tek
bir kişinin mülkiyetindeyse, malik kanunen yönetici
durumundadır.

YÖNETİCİNİN GÖREV VE YETKİLERİ NELERDİR?
Kanun,
yöneticinin görevlerinin yönetim planında gösterileceğini hükme bağlamıştır (
KM 35 ). Ancak kanun, yönetim planında aksine
hüküm yoksa, yöneticinin görevlerini kendisinin sayması yoluna gitmiştir. Buna
göre; Kat Malikleri Kurulu' nün aldığı kararların yerine getirilmesi; anayapinin
kullanılması, korunması, bakimi ve onarımı, sigorta ettirilmesi; avansların toplanması;yönetimle
ilgili bütün ödemelerin kabulü;yönetimi ilgilendiren tebligatın kabulü; süre
asımına veya bir hakkin kaybına sebebiyet verilmemesi; anatasinmazin korunması
ve bakimi için gerekli tedbirlerin alınması; dava ve icra takibi yapılması;
bankada hesap açtırılması; Kat Malikleri Kurulu'
nü toplantıya çağırma; isletme projesinin yapılması; bildirimde bulunma; kanuni
temsil yetkisini kullanması görevleridir.

YÖNETİCİNİN TUTMAK ZORUNDA
OLDUGU DEFTERLER NELERDİR?

Yönetici kanunen sadece karar defteri tutmak
zorundadır. Bu defterin her sayfası noter mührüyle tasdik edilmelidir. Karar
defterinin sayfaları mutlaka 1' den başlayan sıra numarası taşımalıdır. Ancak,
uygulamada pek çok yöneticinin isletme defteri, kasa defter gibi kanunen tutulması zorunlu olmayan
yardımcı nitelikteki defterleri tuttuğu da görülmektedir. Yönetici bütün
belgeleri bir dosya halinde düzenli biçimde saklamalıdır. Görev süresi bitiminde
ise , bütün defterleri yeni seçilen yöneticiye
devretmelidir.

YÖNETİCİ KİM TARAFINDAN NASIL ATANIR, GÖREV SÜRESİ NE
KADARDIR?

Kanunumuz yöneticinin her yıl yeniden atanacağını, yani
görevinin bir yıl süreceğini hükme bağlamış bulunuyor. Yöneticilik görevinin
uzun süre yahut süresiz olarak belirli bir kişiye
veya kurula verilmesi durumu, birtakım sakıncalar doğurabilir. Gerçi görevde
kalması sakıncalı görülen yöneticinin , Kat Malikleri Kurulu kararı ile görevine
her zaman son verilmesi imkanı da vardır. Yöneticinin görevden alınmasını
isteyen kat malikleri, bu konudaki isteğini ilk
önce Kat Malikleri Kurulu ' nah götürmek zorundadır. Ancak, bundan sonra bu
isteği reddeden kurul, kararın iptalini ve dolayısıyla söz konusu yöneticinin
görevden alınmasını hakimden istemelidir.

APARTMAN HATATINDAKİRACI
VEYA KAT MALİKİDİĞER SAKİNLERİ RAHATSIZ EDERSE NE YAPILABİLİR?

Öncelikle
rahatsızlık veren kişi veya kişilerin uyarılması gerekir.
Eğer taşkınlık
yapanlar kiracı ise ev sahibinin mutlaka olaydan haberdar edilmesi
gerekir.
Uyarılar sonuç vermediği takdirde kişi veya kişilerin yaptıkları her
taşkınlık bir suç teşkil etmektedir. Bu durumda alınabilecek en etkil önlem
diğer daire sakinlerinin her seferinde ayrı ayrı şikayetçi olmalarıdır. Konu ile
ilgili şikayet Sulh Ceza mahkemelerine yapılır.
Kat mülkiyeti kanuna göre bu
çekilmezlik hali süreklilik kazanırsa, diğer daireler tarafından birleşilerek
satın alınması da mümkündür. Bu yolla rahatsızlık veren daire sahibi apartmandan
uzaklaştırılmış olur.

APARTMAN BAHÇESİ OTOPARK HALİNE GETİRİLEBİLİR
Mİ?

Mimari projede belirtilmiş olması gereklidir. Aksi halde ortak yerler
tüm kat maliklerinin onayı olmaksızın kullanımında hiç bir değişiklik yapılamaz.
Kat maliklerinin oybirliği ile alacakları kararla da bahçe otopark olarak
kullanılabilir.

APARTMANIN KAT MALİKLERİ EVLERİND EEVCİL HATVAN
BESLEYEBİLİRLER Mİ?

Rahatsız edici derecede gürültü çıkarmayan veya
yargıya intikal ettiğinde bilirkişi tarafından; gürültünün rahatsız edecek
düzeyde olup olmadığı, katlanılabilir nitelikte olup olmadığı ve giderilip
giderilemeyeceğ i konularında yapılacak incelemeye göre evcil hayvanların
bağımsız bölümlerde beslenmesi mümkün olabilmektedir. Evcil olmayan hayvanlar
hiç bir şartta beslenemez.







Yeni Bina da Müteahhit Firmanin Sorumlulukları

 Yeni iskanı alınmış bir binada müteahhit firmanın teknik ve eksiklere dair sorumlulukları, hem Türk mevzuatı hem de genel inşaat hukuku çer...