17 Şubat 2013 Pazar

İMAR UYGULAMALARINDA HİSSE ÇÖZÜMÜ VE KADASTRO MÜDÜRLÜKLERİNİN KONTROL YETKİSİ

İMAR UYGULAMALARINDA HİSSE ÇÖZÜMÜ VE KADASTRO MÜDÜRLÜKLERİNİN KONTROL YETKİSİ

 
Nevzat İhsan SARI / Tapu ve Kadastro Müfettişi
1- İmar Uygulamalarında Hisse Çözümü
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18 inci maddesi uyarınca yapılan imar uygulamalarında hisse çözümü (ferdileşme) yapılamamaktadır. Yani birden çok maliki bulunan taşınmazlarda, 18 inci madde uygulaması ile bir veya birkaç hissedara müstakil imar parseli tahsis edilememektedir. İmar uygulamalarında kök parselin tahsis edildiği imar parsellerinde maliklerin tümü hissedar olmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 692, 698 ve 699 uncu maddelerine göre, müşterek mülkiyet ya paydaşların rızası ile ya da mahkeme kararı ile sona erdirilebilir. Dolayısıyla 18 inci madde uygulamalarında belediye ve valiliklerin bir encümen kararı ile paydaşlığı ortadan kaldırarak müstakilleştirme yapmaları mümkün değildir. Aynı şekilde iştirak halinde mülkiyete konu taşınmazların imar uygulamasına tabi tutulması halinde oluşan tüm imar parsellerinin paydaşlara yine iştirak halinde mülkiyet şeklinde tahsis edilmesi zorunludur. (Danıştay 6. Daire E.1992/1205, K.1993/826 - E.1984/470, K.1986/879)
Kanun koyucu 3290 sayılı Kanun ile 2981 sayılı İmar Affı Kanunu’na bir madde ekleyerek (Ek-1 inci madde) bazı şartların varlığı halinde 18 inci madde uygulamalarında hisse çözümü yapılmasını mümkün kılmıştır. 2981 sayılı Kanun’un Ek-1 inci maddesi “İmar planı olan yerlerde, 9/5/1985 tarih ve 3194 sayılı İmar Kanununun 18 inci maddesi gereğince arsa ve arazi düzenlemelerinde, binalı veya binasız arsa ve arazilere bu Kanundan önce özel parselasyona dayalı veya hisse karşılığı satın alınan yerler dikkate alınarak müstakil, hisseli parselleri veya üzerinde yapılacak binaların daire miktarları göz önünde bulundurularak kat mülkiyeti esasına göre arsa paylarını sahipleri adlarına resen tescil ettirmeye valilik veya belediyeler yetkilidir.” hükmündedir.
Bilindiği gibi, 09.11.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18 inci maddesinin son fıkrası ile taşınmazları hisselere ayıracak özel parselasyon planlarının yapılması yasaklanmıştır. İşte 2981 sayılı Kanun’un Ek-1 inci maddesi ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 09.11.1985 tarihinden önce özel parselasyona dayalı veya hisse karşılığı satın alınan yerlerin imar uygulamaları ile hissedarlara müstakil olarak verilmesi imkanı getirilmiştir.
2981 sayılı Kanun’un Ek-1 inci maddesinin metninden de anlaşılacağı gibi, hisse çözümü yapılacak parseller binalı olacağı gibi binasız da olabilecektir. Ayrıca yapılan uygulamanın bir ıslah imar planına dayanması da gerekmemektedir. Bu değerlendirmelerden 2981 sayılı Kanun’un Ek-1 inci maddesinin, 18 inci madde uygulamalarında geçmişte özel parselasyona dayalı veya hisse karşılığı satın alınan yerlerin müstakil olarak, kullanan hissedarlara verilmesini mümkün kılan istisnai bir düzenleme olduğu anlaşılmaktadır.
Günümüzde belediye ve valiliklerin 1985 yılından sonra imar uygulaması ile oluşmuş taşınmazlardaki hisseleri de Ek-1 inci madde uygulaması ile çözerek hissedarlara müstakil imar parseli tahsis ettikleri görülmektedir. Oysa yukarıda da belirttiğimiz gibi, Ek-1 inci madde, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun yürürlük tarihi olan 09.11.1985 tarihinden önce özel parselasyona dayalı veya hisse karşılığı satın alınan yerlerde uygulanabilmektedir.
2981 sayılı Kanun’a eklenen Ek-1 inci madde ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun yürürlük tarihinden önce özel parselasyona dayalı veya hisse karşılığı satın alınan yerlerin müstakil olarak hissedarlara verilmesine olanak sağlanarak bir anlamda gayri resmi kullanılan bu tür taşınmazlara müstakil tapu verilmesi amaçlanmıştır. Aslında Ek-1 inci madde ile bu türden taşınmazların hukukileşmesi sağlanarak bu alanlara bir nevi af getirilmiş olmaktadır. Ek-1 inci madde, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18 inci maddesine göre yapılan imar uygulamalarıyla birlikte işletilmesine rağmen geçmişe yönelik bir af niteliğinde olmasından dolayı 3194 sayılı İmar Kanunu’na değil 2981 sayılı İmar Affı Kanunu’na eklenmiştir.
Yukarıda yapılan değerlendirmeler ışığında şunu belirtmek gerekir ki, 1985 yılından sonra imar uygulaması ile hisseli hale gelmiş taşınmazlarda Ek-1 inci madde uygulanmak suretiyle hisseleri çözerek müstakilleştirme yapmak mümkün değildir. Bu tür taşınmazlarda, maliklerin talebi ile ifrazen taksim şeklinde müstakilleştirme yapılmalı ya da ortaklık mahkeme kararı ile sona erdirilmelidir.
Belediye ve valiliklerin de 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 16/4 üncü maddesi gereği o taşınmazda hissedarmış gibi ortaklığın giderilmesi için dava açma hakkı bulunmaktadır. Ancak uygulamada, belediye ve valiliklerin bu yasal haklarını kullanmak yerine Ek-1 inci maddenin uygulanabilme koşulları taşımayan taşınmazlardaki hisseleri de bu maddeye istinaden resen çözdükleri görülmektedir. Bu tür uygulamalar ise Ek- 1 inci maddenin getirdiği kurala aykırı olduğu için yargı organları tarafından iptal edilmektedir.
2- İmar Uygulamalarında Kadastro Müdürlüklerinin Kontrol Yetkisi
2981 sayılı Kanun’un Ek-1 inci maddesi ile hisse çözümü yapılabilmesi için özel parselasyona dayalı veya hisse karşılığı satın alınan yerlerin zeminde bölünmüş halde bulunması ve bu yerlerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun yürürlük tarihi 09.11.1985 tarihinden önce hisselenmiş olması gerekmektedir. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün çeşitli talimatlarında, Ek-1 inci maddede belirtilen koşulların bulunup bulunmadığını belirlemek uygulamayı yapan belediye ve valiliklerin sorumluluğunda olduğu belirtilerek bu koşulların var olduğunun encümen kararında zikredilmesi koşuluyla hisse çözümü içeren imar uygulamalarının irdelenmeden tescil edileceği belirtilmiştir.
Kanaatimizce zeminde fiili bölüşüm olduğunu belirleme yetkisi belediye ve valiliklerde olsa da, hisseli hale gelmenin 09.11.1985 tarihinden önce olup olmadığını konusunda sorumluluk idaremize aittir. Zira hisse çözümü yapılan taşınmazın tapu kaydı idaremizce tutulmakta ve bu taşınmazın edinme sebebi ve hisseli hale gelme tarihi tapu kayıtlarından anlaşılabilmektedir. Bu durumda idaremiz taşra birimleri, kendilerine gelen hisse çözümü ile ilgili uygulamalarda hisse çözümü yapılan taşınmazın tapu kaydını inceleyerek hangi sebeple oluştuğunu ve hangi tarihte hisseli hale geldiğini belirlemeli ve işlemin bu anlamda kanuna uygun olup olmadığını irdelemelidir.
Bilindiği gibi hisse çözümüne yönelik imar uygulama dosyası ilk önce kadastro müdürlüğüne gelmekte, kadastro müdürlüğünce işlemin kadastro tekniğine uygun olduğu saptandıktan sonra dosya tescil edilmek üzere tapu müdürlüğüne gönderilmektedir. Hisse çözümüne ilişkin düzenlenen dağıtım cetvellerinden hangi taşınmazlarda hissenin çözüldüğü anlaşılabilmektedir.
Aslında 2981 sayılı Kanun’un Ek-1 inci maddesine göre yapılan 18 inci madde uygulamalarında, çözülen hisseleri gösterir bir cetvel mevzuatta tanımlanmamıştır. 18 inci Madde Uygulama Yönetmeliği’nde özet, tahsis ve dağıtım cetvelleri tanımlanmış ve bu cetvellerin örnekleri Yönetmelik ekinde gösterilmiştir. 18 inci Madde Uygulama Yönetmeliği’ne göre imar uygulamalarında özet, tahsis ve dağıtım cetvellerinin yönetmelik ekindeki örneklere uygun olarak malik ve hisse bilgisi olmadan ada ve parsel bazında düzenlenmiş olması gerekir.
2981 sayılı Kanun’un Ek-1 inci maddesi ile birlikte yapılan 18 inci madde uygulamalarında ise sadece hisse çözümü yapılan parseller için özet, tahsis ve dağıtım cetvellerine ek olarak malik ve hisse bilgileri bulunan bir cetvelin tapu müdürlüğüne yönelik olarak düzenlenerek uygulama dosyasına konulması gerekir. Uygulamada, hisse çözümünün gösterildiği bir cetvel mevzuatta tanımlanmadığından hisse çözümü yapılan taşınmazlar genellikle “tescil sayfası”, “şuyulandırma cetveli” veya “tescile esas dağıtım cetveli” adı altında düzenlenmektedir. Bu anlamda 2981 sayılı Kanun’un Ek-1 inci maddesine göre yapılan hisse çözümlerinde çözülen hisseleri gösterir malik ve hisse bilgileri bulunan cetvelin hukuki olarak 18 inci Madde Uygulama Yönetmeliği’nde tanımlanması ve bu cetvelin Yönetmelik ekinde gösterilmesinin gerektiği değerlendirilmektedir.
2981 sayılı Kanun’un Ek-1 inci maddesine göre yapılan hisse çözümünü içeren uygulama dosyası kadastro ve tapu müdürlüğüne geldiğinde bu cetveller dikkatlice incelenerek hisse çözümü yapılan taşınmazlar belirlenmeli ve bu taşınmazların hangi tarihte ne şekilde hisseli hale geldiği tespit edilmelidir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki burada asıl yetki ve sorumluluk kadastro müdürlüklerinde değil, tapu müdürlüklerindedir.
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün 2010/22 sayılı Genelgesi’nin 19/7 nci maddesinde “İşlem dosyası içerisindeki kadastro ve imar parsellerine sıralı malik isimlerinin bulunduğu dağıtım cetvellerine ilişkin çıktıların kontrolü tapu müdürlüğüne aittir.” denilerek bu konudaki kontrol sorumluluğunun tapu müdürlüklerinde olduğu açıkça belirtilmiştir. Tapu müdürlüğü işlem dosyasında gerekli incelemeyi yaparak, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun yürürlük tarihinden sonra hisseli hale gelen taşınmazların da Ek-1 inci madde kapsamında müstakil hale getirildiğini tespit ederse, bu kanuna aykırı tescil istemini reddetmesi gerektiği düşüncesindeyiz.
Kadastro müdürlüklerinin imar uygulamalarında kontrol yetkisi ise kadastro tekniğine uygunlukla sınırlıdır. Nitekim, 18 inci Madde Uygulama Yönetmeliği’nin 40 ıncı maddesinde “İmar parselasyon plânları ve eklerinin kadastro tekniğine uygunluğu, bu konudaki yönetmelik ve izahnamelere göre mahalli kadastro müdürlüklerince kontrol edildikten sonra, mahalli tapu sicil müdürlüklerine gönderilir.” denilerek kadastro müdürlüklerinin kontrol yetkisinin kadastro tekniğine uygunluk yönüyle sınırlı olduğu belirtilmiştir. Yani kadastro müdürlükleri imar uygulamalarını kadastro tekniği yönünden kontrol edebilir, bunun dışındaki kanuna aykırılıkları ise ancak tapu müdürlüğüne bildirerek işlemin reddini isteyebilirler.
Bu durumda kadastro müdürlüklerince imar uygulama dosyasının incelenmesi sırasında kanuna aykırı biçimde yapılan hisse çözümüne rastlanması halinde dosya tekrar değerlendirilmek üzere belediyeye ya da valiliğe iade edilmeli, ısrar edilmesi halinde ise işlem onaylanarak tapu müdürlüğüne gönderilmeli ve tapu müdürlüğünden işlemi reddetmesi istenilmelidir. Kadastro müdürlüklerinin kanuna aykırı hisse çözümü yapılmasından dolayı talebi reddetmesi söz konusu değildir. Zira kadastro müdürlüklerinin bu konuda kontrol yetkisi olmadığı için red yetkisinin de bulunmadığı değerlendirilmektedir.
Nitekim, Danıştay kararları da imar uygulamalarında kadastro müdürlüklerinin kadastro tekniğine uygunluk dışında işin esasına girerek değerlendirme yapamayacağını belirtmektedir. Danıştay 6 ncı Dairesi’nin 12.05.1999 tarih E. 1998/2248, K. 1999/2522 sayılı kararında, kadastro müdürlüğünce yapılan kontrol sonucunda, yapılan parselasyon işlemi ile kapanan sulama arkının devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğundan hazine adına tescili gerekirken belediye adına tescil edildiğinden bahisle işlemin onaylanmamasında, kadastro müdürlüğünün yetkisini aşarak mülkiyet durumunu incelediği belirtilmiş ve kadastro müdürlüğünce işlemin onaylanmamasının hukuka aykırı olduğuna hükmedilmiştir.
Ancak Danıştay’ın aynı Dairesi’nin 05.03.1993 tarih E.1992/1205, K.1993/826 sayılı kararında, kanuna aykırı yapılan hisse çözümünün tapuya tescil isteminin tapu müdürlüğünce reddedilmesinde isabetsizlik bulunmadığına karar verilmiş ve tapu müdürlüklerinin kanuna aykırı talepleri tescil etmemesinin yerinde olduğu vurgulanmıştır.
Bilindiği gibi, 27.08.2008 tarihinde yürürlüğe giren Tapu Planları Tüzüğü ile kadastro müdürlüklerine red yetkisi verilmiş bulunmaktadır. Tapu Planları Tüzüğünün 11 inci maddesinde de “teknik mevzuata aykırı taleplerin” kadastro müdürlüklerince reddedileceği belirtilmiştir. Ancak burada dahi “teknik mevzuat” tabirinin kadastro tekniği ile ilgili mevzuat olması gerektiği düşüncesindeyiz. Yani kadastro tekniği ile ilgili olmayan hususların kadastro müdürlüklerince reddedilmesinin söz konusu olamayacağı kanısındayız.
Nitekim, Danıştay 6 ncı Dairesi Tapu Planları Tüzüğü ile kadastro müdürlüklerine red yetkisi tanınmasından sonra verdiği 04.11.2009 tarih E.2009/4994, K.2009/10761 sayılı kararda da, imar uygulamasına tabi tutulan düzenleme sahasının bir imar adasından küçük olduğu gerekçesiyle kadastro müdürlüğünce işlemin onaylanmamasını, kadastro müdürlüklerine tanınan kadastro tekniği yönünden inceleme yetkisinin aşılması olarak değerlendirmiş ve kadastro müdürlüğünce işin esasına girilerek dosyanın onaylanmamasının hukuka aykırı olduğu tespitinde bulunmuştur.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi imar uygulanmalarında kadastro müdürlüğünün kontrol yetkisi kadastro tekniği yönüyle sınırlıdır. Yani kadastro müdürlükleri imar uygulamalarında kadastro tekniği ile ilgili hususları ret konusu yapabilir. Örneğin röleve ölçü krokilerinin düzenlenmesindeki eksiklikler, yüzölçümlerinin desimetrekareye kadar hesaplanmaması, ölçülerin kontrollü ölçü şeklinde yapılmaması, arazide yer kontrol noktaları ile ada ve parsel köşe nokta tesislerinin kadastro tekniğine uygun olmaması vb... Bunun dışında kadastro tekniği ile ilgili olmayan ve tescili ilgilendiren kanuna aykırı taleplerin tapu müdürlüklerince reddedilmesi gerektiği düşünülmektedir.
3- Özet, Sonuç ve Öneriler
İmar uygulamalarında hisse çözümü yapılabilmesi ve kadastro müdürlüklerinin kontrol yetkisiyle ilgili özet olarak şunlar söylenebilir :
  • 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18 inci maddesi uyarınca yapılan imar uygulamalarında hisse çözümü (ferdileşme) yapılamamaktadır.
  • 2981 sayılı Kanun’un Ek-1 inci maddesi ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 09.11.1985 tarihinden önce özel parselasyona dayalı veya hisse karşılığı satın alınan yerlerin imar uygulamalarında hissedarlara müstakil olarak verilmesi imkanı getirilmiştir.
  • Ek-1 inci madde ile geçmişte özel parselasyona dayalı veya hisse karşılığı satın alınan yerlerin hukukileşmesi sağlanarak bu alanlara bir af getirilmiştir. Bu madde, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18 inci maddesine göre yapılan imar uygulamalarıyla birlikte işletilmesine rağmen geçmişe yönelik bir af niteliğinde olduğundan 3194 sayılı İmar Kanunu’na değil 2981 sayılı İmar Affı Kanunu’na eklenmiştir.
  • 09.11.1985 tarihinden sonra imar uygulaması ile hisseli hale gelmiş taşınmazlarda Ek-1 inci madde uygulanmak suretiyle hisseleri çözerek müstakilleştirme yapmak mümkün değildir.
  • 2981 sayılı Kanun’un Ek-1 inci maddesinin metninden de anlaşılacağı gibi, hisse çözümü yapılacak parseller binalı olacağı gibi binasız da olabilecektir. Ayrıca yapılan uygulamanın bir ıslah imar planına dayanması da gerekmemektedir.
  • 2981 sayılı Kanun’un Ek-1 inci maddesine göre yapılan 18 inci madde uygulamalarında, çözülen hisseleri gösterir bir cetvel mevzuatta tanımlanmamıştır. Bu uygulamalarda malik ve hisse bilgileri bulunan cetvelin hukuki olarak 18 inci Madde Uygulama Yönetmeliği’nde tanımlanması ve bu cetvelin Yönetmelik ekinde gösterilmesi gerekmektedir.
  • 2981 sayılı Kanun’un Ek-1 inci maddesine göre yapılan hisse çözümünü içeren uygulama dosyası geldiğinde bu cetveller dikkatlice incelenerek hisse çözümü yapılan taşınmazlar belirlenmeli ve bu taşınmazların hangi tarihte ne şekilde hisseli hale geldiği tespit edilmeli ve kanuna aykırı bir hisse çözümü yapılıp yapılmadığı belirlenmelidir.
  • Hisse çözümü konusundaki kontrol yetkisi ve sorumluluğu kadastro müdürlüklerinde değil, tapu müdürlüklerindedir. Kadastro müdürlüğünün imar uygulamalarında kontrol yetkisi ise kadastro tekniğine uygunluk yönüyle sınırlıdır.
  • Tapu Planları Tüzüğü’nün 11 inci maddesinde “teknik mevzuata aykırı taleplerin” kadastro müdürlüklerince reddedileceği belirtilmiştir. Ancak burada dahi “teknik mevzuat” tabirinin kadastro tekniği ile ilgili mevzuat olması gerektiği değerlendirilmektedir.
  • Kadastro müdürlükleri kadastro tekniği dışındaki kanuna aykırılıkları tapu müdürlüğüne bildirerek işlemin reddini sağlamalıdır. Tapu müdürlüklerinin kanuna aykırı imar uygulaması taleplerini reddetme yetkisi bulunmaktadır.
Hisse çözümü ile ilgili sorunun temelinde belediye ve valiliklerin imar uygulamalarında hisseleri çözemiyor olması yatmaktadır. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18 inci maddesinde belediye ve valiliklerin taşınmazları “müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre” hak sahiplerine dağıtmaya yetkili olduğu belirtilmiştir. Buradaki “müstakil” tabirinden ne kastedildiği açık değildir. Ancak yargı kararları, buradaki tabirin hisselerin çözülerek hissedarlara müstakil ayrı birer imar parseli verilmesini değil, uygulamaya alınan taşınmazlara karşılık ayrı birer imar parseli verilmesini kastettiğini Medeni Kanun’a atıf yaparak açıklamışlardır.
Hal böyle olunca belediye ve valilikler, sadece 3194 sayılı İmar Kanunu’nun yürürlük tarihinden önce özel parselasyona dayalı veya hisse karşılığı satın alınan yerler için istisnai bir hüküm olarak getirtilen 2981 sayılı Kanun’un Ek-1 inci maddesini, bu kanın kapmasında olmayan diğer taşınmazlar için de işleterek hisseli durumu sona erdirmektedirler. Zira belediye ve valiliklerin elinde bu maddeden başka hisse çözümüne yönelik bir düzenleme bulunmamaktadır. Böyle olunca da itiraz durumlarında Ek-1 inci maddenin belirlediği koşulları taşımayan hisse çözümleri yargı tarafından iptal edilmektedir.
Kanaatimizce her türlü yapılaşma amacıyla taşınmazları hisselere ayıracak özel parselasyon planlarının yapılmasını yasaklayan 3194 sayılı İmar Kanunu, yeni oluşan imar parsellerinin çok hisseli olmasını değil tam tersine müstakil olarak hissedarlara verilmesini amaçlamaktadır. Nasıl ki, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu tarım arazilerinin hisseli olmasını değil tam tersine müstakil hale getirilmesini hedefliyorsa 3194 sayılı İmar Kanunu da arsaların müstakil olarak dağıtılmasını hedeflemektedir.
Bu nedenle, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18 inci maddesinin yeniden kaleme alınarak imar uygulamalarında hisselerin çözülerek müstakilleşme yapılabileceğinin açıkça belirtilmesi ve bu işlemin belediye ve valiliklerce nasıl yapılacağının objektif kriterlere bağlanarak esaslarının tespit edilmesi mülkiyet sorunlarına son vereceği gibi uygulamadaki karmaşayı ve sorunları da ortadan kaldıracaktır.

Not : 2981 sayılı Kanun,makalemizin yayınlanmasının ardından kanunlaşan ve 29.05.2012 tarih 29309 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 23. maddesi ile yürürlükten kaldırılımıştır. Ancak 6306 sayılı Kanun’un bu kükmü (23. maddesi) üç yıl sonra yürürülüğe girecektir. Yani 2981 sayılı Kanun üç yıl daha yürürlükte olup sonrasında yürürülükten kalkacaktır.

KİRA VERGİSİNDEN MUAF OLMANIN YOLLARI ?

KİRA VERGİSİNDEN MUAF OLMANIN YOLLARI ? 01.01.2006
 Mehmet KEKLİK
Ev sahibi misiniz? Peki bir ev sahibi olarak haklarınızı biliyor ve uyguluyor musunuz? İşte mal sahiblerinin kira vergisi konusunda dikkat etmesi gereken noktalar...

Kira geliri olan ev sahiplerinin dikkatine! 25 Mart akşamına kadar elde ettiklerinizi beyan etmeyi unutmayın!

İşte kira gelirleri ile ilgili püf noktaları;

1) Kendisi de kiracı olan ev sahipleri için Kişi sahibi olduğu konutu kiraya verip kendisi de başka bir evde kiracı olarak oturabilir. Bu durumda olanlar için özel avantajlar söz konusu olabilir.

Bunlar;
1. Mal sahibi, kira gelirlerini vergi dairesine beyan etmek zorunda.
2. Kira gelirini beyan ederken, ödediği kirayı, aldığı kiradan düşüp, hiç vergi ödemeyebilir.
3. Ödediği kirayı, aldığı kiradan düşmek isteyenlerin "gerçek gider"
yöntemini seçmeleri gerekiyor.
4. Daha önce, konut kira gelirini beyan edenler, "götürü gider"
yöntemini seçmişlerse, iki yıl süre ile bu yöntemden vazgeçemezler.

2) Yurtdışında kira ödeyenler için
Yurtdışında geçici olarak oturanlar, yurt dışında oturdukları eve ödedikleri kiraları, Türkiyedeki evlerinden kira geliri elde ediyorlarsa, "gerçek gider" yöntemini seçmek suretiyle, Türkiyede tahsil ettikleri konut kirasından mahsup edebilirler. Yurt dışında işçi olarak çalışan Türk vatandaşları dar mükellef statüsünde oldukları için bu olanaktan yararlanamazlar.


3) Yeni ev alanlar için
Kiraya verdikleri evi yeni almış olanlar; satın aldıkları yıldan itibaren 5 yıl süre ile satın alma bedelinin yüzde 5ini, o evden aldıkları kira gelirinden düşüp, hiç vergi ödemeyebilirler.

4) Kredi ile gayrimenkul alanlar için
Kiraya verdikleri evi ya da işyerini, banka kredisi kullanmak suretiyle alanlar, beyan edecekleri kira gelirinden, ödedikleri faizi düşebilirler.

Aldıkları konut kirası tutarından;

1. Bankaya ödedikleri konut kredisini
2. Yeni evin satın alma bedelinin yüzde 5ini düşenler sonuçta büyük bir olasılıkla hiç vergi ödemeyecekler.

5) Taşınmazını işyeri olarak kiraya verenler

Üzerinden vergi kesilmemiş işyeri kiraları tutarı ne olursa olsun beyan edilir. Üzerinden vergi kesilmiş kira 19.800 lirayı aşmazsa beyan edilmez. Beyana tabi başka geliri olanlar, 19.800 liralık haddin hesabına beyan edilecek olan diğer gelirleri de dahil edecekler.
Örneğin, hem konut hem de işyeri kirası elde edenler konut kirasının istisnayı aşan kısmını da hesaba dahil edecekler.
Kiracı stopajı ödemezse mal sahibi açısından iki durum söz konusu olur. Eğer iade çıkmazsa yani ödenecek vergi çıkarsa veya kesinti yoluyla ödenen vergi ile gelir üzerinden hesaplanan vergi eşit olursa kiracının stopajı ödememesi sorun olmaz. Stopaj mahsup edilir. Ama iade çıkarsa kiracı vergiyi ödemeden iade yapılmaz. Kısacası devlet almadığı parayı vermez (iade etmez).

Kira gelirleriniz üzerinden alınacak vergide hesap nasıl yapılır?
Gelir vergisinde gelir yükseldikçe oran artar. Gelir dört dilime bölünmüştür. He dilime ayrı oran uygulanır. Geliri 7.800 liraya kadar olanların ödeyeceği vergi oranı yüzde 15tir. Ama geliri daha yüksek olanlar da gelirinin 7.800 lirası için yüzde 15 vergi öder.
Verginin hesaplanması için toplam gelirin kaç lira olduğu ve hangi dilimde kaldığına bakılır. Altındaki gelir dilimi için ödenecek vergi bellidir. Gelirin içinde bulunduğu dilim içinde kalan kısım için de vergi hesaplanır ve toplam vergi bulunur.
Örneğin, 25.000 lira gelir üçüncü dilimdedir. Alt dilim 19.800 liradır ve vergisi 3.575 liradır. Kalan 5.200 lira için oran yüzde 27, vergi de 1.404 liradır. Toplam vergi 4.979 lira olur.

Vergiye tabi gelire aşağıdaki oranlar uygulanarak vergi hesaplanır:

7.800 TLye kadar yüzde 15
19.800 TLnin 7.800 lirası için 1.170 TL, fazlası yüzde 20 44.700 TLnin 19.800 lirası için 3.570 TL, fazlası yüzde 27 44.700 TLden fazlasının 44.700 lirası için 10.293 TL, fazlası yüzde 35

Kiraya verdikleri evi yeni almış olanlar gelir vergisi verecek mi?
Kiraya verilen evin yeni alınması kirasının beyan edilmemesini gerektirmez. Sadece gelirden evin bedelinin yüzde beşinin gelirden ayrıca indirilmesi olanağı verir. Bunun yanında bir de yüzde iki oranında amortisman ayrılır. Böylece gider yüzde yedi olur. Genel olarak vergi çıkmaması beyanname verilmemesi olarak anlaşılmamalıdır.
Kredi faizi de varsa vergi çıkmaz ama beyanname vermek zorunludur.

Kendi evini kiraya verip kiraya çıkan kişinin ne gibi avantajları olabilir?

Kendi evini kiraya verip kiraya çıkanlar ödedikleri kirayı aldıkları kiradan düşerler. Böylece ödedikleri kira daha yüksekse az bir farkla daha iyi evde oturmuş olurlar. Ödedikleri kira aldıklarından daha düşükse ek gelir elde etmiş ve sadece ek gelir için vergi ödemiş olurlar. Hatta evi yeni almışlarsa hiç vergi ödemeden ek gelir etmiş olurlar.
Örneğin, 200 bin liraya aldığı evi 1000 liraya kiraya veren bir kişi 500 liraya kiraladığı bir evde oturursa; aldığı kira 12 bin lira olur.
Bundan aldığı evin bedelinin yüzde beşini yani 10 bin lira, hem de ödediği kirayı düşer ve vergi ödemez.

Kredi ile gayrimenkul alanlar hangi durumlarda ödedikleri faiz düşebilirler?

Kredi ile gayrimenkul alanlar bu gayrimenkullerin kirasından faizleri düşebilirler. Başka gayrimenkullerden elde edilen kiralardan bu faizleri düşemezler.



--
Mehmet KEKLİK
AVRUPA YAKASI EMLAK MÜŞAVİRLERİ DERNEĞİ

Kaçak emlak piyasayı dağıttı, sektör dibe vurdu

Kaçak emlak piyasayı dağıttı, sektör dibe vurdu
Ülkede emlak satışlarınca ciddi düşüş yaşanıyor. Emlakcılardan edindiğimiz bilgilere göre ise emlak sektörü tarihinin en kötü döneminden geçiyor.


Kıbrıs Postası – Burcu Akkaya
Ülkede emlak satışlarınca ciddi düşüş yaşanıyor. Emlakcılardan edindiğimiz bilgilere göre ise emlak sektörü tarihinin en kötü döneminden geçiyor.
Öte yandan kaçak emlakcılığın önüne geçilememesi ise söz konusu sektörün önünü tıkıyor.
Kıbrıs Postası’nın sorularını yanıtlayan Remax Şirket kurucularından Dengiz Kürşat, sektöre ilişkin pekçok sıkıntıyı dile getirdi.
“KAÇAK EMLAK BU SEKTÖRÜN EN BÜYÜK SORUNU”
Kayıtdışı emlakcılıkla uğraşanların açtığı sorunlara değinen Kürşat, emlak satın almak isteyenlerin başına büyük dertler açtığına işaret etti.
Kürşat, “Birincisi, kaçak emlakcılık yapanların herhangi bir ofisleri olmadığı için bir yanlış emlak hesaplaşmalarında kaybolabiliyorlar. İkincisi devlet bacağıdır. Kaçak emlakcılar vergi ödemiyorlar. Üçüncüsü ve en önemlisi is
2007 yılında yürürlüğe giren yasa ile emlakcılık yapabilmek için lisans gerekiyor. O lisansı alabilmek için 8 maddeye uyum sağlamaları gerekiyor. Bu lisansı alamayacak olanehliyetsiz kişilerin alıcılar ve satıcılar üzerinden hata yapması yüksek oluyor” dedi.
“EMLAK TALEPLERİNDE ÇOK CİDDİ DÜŞÜŞ VAR”
Konuşmasının devamında Kürşat, emalk alıcı ve satıcıların konu üzerinden yasaların ve konunun bilincinde olması gerektiğini ifade etti.
Kürşat, “Emlak piyasasında artık bunun bilinir olması gerekiyor. Kaçak emlakcılık yapan büyük bir kesim var. Alış veriş sırasında bir problem olduğunda cep telefon numaralarını değiştirip ortadan kayboluyorlar. Bizim gibi şirketlerin ise hata yapma gibi bir lüksü yoktur” dedi.
Emlak alışlarında çok ciddi bir düşüş olduğuna da dikkat çeken Kürşat, özellikle orta gelirli ya da memur düzeyinde ki aile ve bireylerde emlak talebinde büyük bir azalma olduğunu söyledi.

TMK'ya başvuran 'emlakçı - arabulucular'

TMK'ya başvuran 'emlakçı - arabulucular'
Simerini gazetesinde bugün yer alan bir haberde, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvuruda bulunmak isteyen Rumlara, başvurularında yardımcı olan bir kişinin gazeteye anlattıklarına yer verildi.


Emlakçılık mesleğiyle uğraştığını belirttiği bu kişinin, Vokolida (Bafra) göçmeni bir Rum olduğunu ve daimi olarak İngiltere’de ikamet etmekte olduğunu yazan gazete, bu iş için sürekli Güney Kıbrıs’a gelip gitmekte olduğunu anlatan bahse konu kişinin, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun kurulmasından bu yana arabuluculuk işi yaptığınıifade etti.
İsminin bilinmemesini isteyen bahse konu kişinin, Kıbrıs Türk veya Rum toprağı satın almak isteyenlere yardımcı olmakta olduğunu anlatan gazete, bahse konu kişinin, başvuru sahipleri adına Komisyon’a başvurmakta olduğunu anlattığını belirtti.
Gazeteye açıklamasında, tüm işi kendisinin yaptığını, başvuru sahiplerinin de sadece başvurunun sonucunu beklemekte olduğunu kaydeden bu şahıs, sık sık KKTC’ye gelip gittiğini ve sürekli yeni başvurular yaptığını ekledi.
Bu işi yapan 500 kişi olduklarını dile getiren arabulucu, bu işi bedava yapmadığınıbelirtti.
Gazetenin “emlakçımısınız” sorusuna, hayır değilim yanıtını veren bahse konu kişi, sadece formları doldurduğunu ve başvuruları yaptığınıyineledi.
Haber adı belirtilmeyenşahıs, Kıbrıs Türk toprağı satışına ilgi olup olmadığının kendisine sorulması üzerine ise, bunları satmaya hakkı olanlar tarafından ortada bir ilgi bulunduğunu, ancak alıcı bulunmadığınısözlerine ekledi.
Haberde, gazetenin bir okuyucusunun, emlakçılık yapan bu kişinin kartvizitini gazeteye faksla ilettiği belirtildi.
TAK

Güney Kıbrıs'taki emlak fiyatlarında düşüş

Güney Kıbrıs'taki emlak fiyatlarında düşüş
Güney Kıbrıs’taki emlak piyasasının akıbetindeki belirsizliğin sürdüğü ve fiyatlarda büyük oranda düşüş kaydedildiği bildirildi.


Politis gazetesi, emlak fiyatlarının, 2008 yılından bu yana yüzde 30 oranında azaldığını, bu yılın Haziran-Temmuz-Ağustos aylarında da, geçtiğimiz yılın Haziran-Temmuz-Ağustos aylarına göre yüzde 5,9 oranında düşüş kaydedildiğini yazdı.
Haberde, Troyka’nın, borç almak için bankalara ipotek ettirilen 50 bin ev olacağıdeğerlendirmesinde bulunduğu ve bu değerlendirmenin, piyasada daha fazla çalkantıya sebep olduğu belirtildi.
KERAVNOS: “İNSANLARI SOKAĞA ATAMAYIZ”
Öte yandan Simerini gazetesi de, Hellenic Bank Müdürü Makis Keravnos’un, Troyka’nın bu değerlendirmesi üzerine, konuyla ilgili birtakım öneriler bulunduğunu ve bunları değerlendireceklerini kaydederek,“insanları bir gecede sokağa atamayacaklarını” söylediğini yazdı.
Haberde, Keravnos’un, ekonominin bu hale gelme sebebinin “bugüne kadar hep eldekinden çok daha fazla harcanması” olduğunu söylediği belirtildi.
BANKA DENETİMLERİ“PİMCO” ADLI ŞİRKETE VERİLDİ
Simerini gazetesi de, Güney Kıbrıs’taki bankaların denetlenmesi için “Pimco”adlı şirkete yetki verildiğini yazdı.
Gazete, ilgili kararın dün, Rum Meclisi Ekonomi Komitesi’nde alındığını ve şirket yetkililerinin, önümüzdeki günler içerisinde gelerek denetimlerine başlayacağını kaydetti.
STANDART&POOR’S GÜNEYDE
Alithia gazetesi de, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından“Standart&Poor’s”un (S&P) Güney Kıbrıs’ta olduğunu bildirdi.
Haberde, S&P’un dün, Rum Merkez Bankası yetkilileriyle görüştüğü ve bugün de, Maliye Bakanı Vasos Şarlis ile görüşeceği belirtildi.
TAK

DAÜ PER-SEN, 500 konutluk proje için 3 emlak ve inşaat firmasıyla protokol ve sözleşme imzaladı

DAÜ PER-SEN, 500 konutluk proje için 3 emlak ve inşaat firmasıyla protokol ve sözleşme imzaladı
Doğu Akdeniz Üniversitesi Personel Sendikası (DAÜ PER-SEN), 500 konutluk proje için 3 emlak ve inşaat firmasıyla protokol ve sözleşme imzaladı.


Sendikadan verilen bilgiye göre, Beylerbeyi Emlak Ltd. (Hasan SUNGUR of Companies), Döveç Construction Ltd. ve Northernland Construction Ltd. ile anlaşmalar çerçevesinde yapılacak müstakil villa ve apartman dairesi tipi konut projelerinden DAÜ PER-SEN üyeleri ile sendikanın bağlı bulunduğu Hür-İş Federasyonu’na üye sendikalar; Kamu-iş, Bay-Sen, Büro-İş, Memur-Sen, Bel-Sen, Din-Gör-Sen ve BAAS üyeleri yararlanabilecek.
Proje, Türkiye’deki Türk-İş Konfederasyonu ve ona bağlı sendikaların üyelerine de açık olacak.
Halk Bankası’ndan 10 yıl vadeli konut kredisinin kullanılabileceği belirtilen açıklamada, projelerin; Bafra, Dörtyol, Lefkoşa, Girne, Girne Boğazı, Esentepe, Gazimağusa, Mutluyaka, Ötüken ve Yenierenköy’de yer alacağı bildirildi.
TAK

KONUT DA YENİ KDV ORANLARI

KONUT DA YENİ KDV ORANLARI

1 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemeye göre; büyükşehirlerde olmak ve lüks veya birinci sınıf inşaat olarak yapılmak kaydıyla, 1 Ocak 2013 tarihinden sonra ruhsatı alınan ve sayılan iki şartı aynı anda sağlayan 150 metrekare altındaki konutlardan arsa metrekare birim değeri 500-1.000 lira arası olanların tesliminde yüzde 8, 1.000 lira ve üzeri konutların tesliminde yüzde 18 oranında KDV uygulanmasına karar verilmiştir
Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bu konuyu tam olarak sektöre ve halkımıza anlatamadığını savunuyorum. Satılacak olan konutun arsa bedeli sadece 1000 TL/m2 üzerinden hesaplama yeterli olmayacaktır. Çünkü konutun lüks sınıfında inşa edilmesi gerekiyor, diğer bir konu KDV oranı 150m2 altındaki konutlar için yapılan bir düzenlemedir zaten mevcut da 150m2 üzerindeki konutlarda zaten %18 KDV oranı uygulanmaktadır.
Bu değişiklik daha çok lüks yapılacak ve arsa m2 rayiç bedeli 1000 TL üzerinde olacak olan lüks sınıfına girecek olan 1+1 ve 2+1 daireleri, kısaca 150m2 altındaki konutları etkileyecektir.
Bu yapılan değişiklik sektöre bir canlılık getirecektir. Mevcut da var olan ve 2013 ocak ayından önce ruhsat almış olan konutların satışında bir hareketlilik olacaktır. Kentsel dönüşümün bu uygulamanın dışında tutulmasından dolayı kentsel dönüşümün önü açılacaktır.
Kısaca yapılan bu değişikliğin mevcut da olan konut stoklarının eritmeye yönelik olduğunu ve kentsel dönüşüm önünü açmak için yapıldığını savunuyorum.

Tapu ve Kadastro Faaliyetlerine İlişkin İşbirliği Protokolü hayata geçti

Tapu ve Kadastro Faaliyetlerine İlişkin İşbirliği Protokolü hayata geçti
Tapu ve Kadastro Dairesi Müdürlüğü ile Türkiye Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü “KKTC’de Yapılacak Tapu ve Kadastro Faaliyetlerine İlişkin İşbirliği Protokolü” hayata geçti.


İçişleri ve Yerel Yönetimler BakanıNazım Çavuşoğlu, bugün Türkiye Kadastro Genel Müdür YarımcısıAbdullah Burak Keser, Şube Müdürü Nihat Erdoğan ile Kontrol Mühendisi Özgen Sadu Çağlar’ı kabul etti.
Bakanlık’tan yapılan açıklamaya göre, işbirliği protokolüyle İngiliz döneminde yapılan ilçe ve köylerin kadastrosu yenilenecek.
İçişleri ve Yerel Yönetimler BakanıÇavuşoğlu yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
“KKTC'nin yüzey ağının (nirengi ağının) oluşturulması, kadastral haritaların yenilenmesi, tapu ve kadastro otomasyonuna geçilmesi için başlatılan çalışmalar uyarınca, havadan fotoğraf alımı, sayısal harita üretimi, sayısal ortofoto üretimi, kadastro yenileme ve sayısallaştırma, kadastro ve tapu verilerinin güncellenmesi ve Türkiye’deki TAKBİS benzeri bir bilgi sisteminin kurulması, gayrimenkul değerleme uygulamasının yerleştirilmesi, KKTC’nin ilgili diğer kurumlarıyla işbirliği halinde mekansal bilgi sisteminin altyapısının oluşturulması, teknik ve idari altyapı konularında araştırma, planlama, teknik yardım, karşılıklı uzman değişiminin yapılması, eğitim ve diğer gerekli tapu kadastro hizmetleri ile ilgili işlemlerin yapılması ile tarihi sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz.”
Bakan Çavuşoğlu, proje kapsamında yapılanlar hakkında bilgi vererek, bu çalışmanın toplumun her kesinini yakından ilgilendirdiği, bu çalışmaya bu dönemde katkıda bulunmaktan gurur duyduğunu söyledi.
Bakanlığı’nın e-devlet projesinin başlangıcı ve lokomotifi olduğunu, Türkiye’nin de desteğiyle projenin gerçekleştirilmesinin önemli olduğunu anlatan Çavuşoğlu,şöyle dedi:
“KKTC'de değişik şekillerde derlenen pafta kopyaları yardımıyla yürütülmeye çalışılan kadastronun uygulanmasında, vatandaşımızın zorluk ve sıkıntılar yaşaması bizleri harekete geçirmiştir. Bunun için, KKTC’de I.derece nirengi ağı (21 adet) Harita Genel Komutanlığı’nca oluşturulmuştur. Haritaların yenilenmesi çalışmalarına yönelik olarak, 1998 yılında başlanan çalışmalar sonucunda toplam 266 adet sıklaştırma noktası tesis edilmiştir.CORS-TR (TUSAGA-Aktif) sistemi Türkiye ile paralel olarak KKTC’nde de hayata geçirilmiştir. Bu kapsamda KKTC’de 4 adet istasyon kurulmuştur. Ortofoto üretimine altlık olmak üzere, 184 adet C3 derece nirengi noktası tesis edilmiştir.”
“TAPU’DA REFORMU LEFKOŞA’DA BAŞLATTIK”
İçişleri ve Yerel Yönetimler BakanıNazım Çavuşoğlu, Tapu’da reformu Lefkoşa’da başlattıklarına dikkat çekerek, mevcut kütüklerin çok eski ve yıpranmışolması, ikinci nüshalarının olmaması, 1974 öncesine ait kayıtların çoğunun dayanağı belgelerin bulunmaması gibi nedenlerle öncelikle mevcut kütüklerin fotoğraflarının çekilerek, bilgisayar ortamına yedeklerinin alınmasının kararlaştırıldığını anlattı.
Çavuşoğlu, bu çerçevede, Aralık 2010 ayında Lefkoşa Tapu Amirliği’nde fotoğraflama çalışmalarına başlandığını hatırlatarak, Lefkoşa’dan sonra Güzelyurt, Girne ve Gazimağusa Tapu Amirlikleri’nde de çalışmaların sürdüğünü söyledi.
“Eylül 2011’de tüm KKTC’nin tapu kütüklerinin fotoğraflanması tamamlanmıştır. 4 ilçede, 2 bin 604 adet kütüğün 927 bin sayfasının fotoğrafıçekilmiştir. Daha sonraki güncellemelerle bu sayı 1 milyon adede yaklaşmıştır” diyen Çavuşoğlu, fotoğrafların ‘ilçe, kasaba/köy, mahalle, blok, koçan no, resim no ve sayfa no’bilgilerine göre tasnifi ve indekslenmesi yapılmış ve tüm fotoğraflar koçan numarası baz alınarak veritabanına aktarılmaya hazır hale getirildiğini vurguladı.
“YAZILIM ÇALIŞMALARI BAŞLADI”
Çavuşoğlu, proje kapsamında yazılım çalışmalarına başlandığını işaret ederek, “Fotoğrafıçekilen kütüklerin koçan numarasına göre sorgulanması,kütüklerdeki ve mal sahipleri sicillerindeki bilgilere ilişkin veri girişlerinin yapılması, girilen verilerin sorgulanabilmesi, devir, ipotek, diğer engellerin konulması, araştırma belgesi çıkarılması işlemlerinin bilgisayar ortamında yapılmasına yönelik yazılım çalışmaları tamamlanmıştır” dedi.
Lefkoşa, Gazimağusa ve İskele ilçelerinde toplam 420 bin 432 koçan, 855 bin 691 malik, 91 bin 589 engel girişi yapıldığını anlatan Çavuşoğlu, yenileme çalışmaları tamamlanan 13 köyde, Tapu ve Kadastro Dairesi Müdürlüğü’nce (hudut tespiti, ifraz, birleştirme, parselasyon gibi) bazı değişiklik işlemleri yapıldığınısöyledi.
Çavuşoğlu, yenilemesi yapılmışköylere ait harita ve grafik verilerle ilgili her türlü sorunun çözümlenerek, vatandaş ve kamu kurumlarının bilgi isteklerinin karşılandığına işaret ederek, “Bu köylerde yapılan tüm değişiklik işlemlerinin fen klasörlerinde ve bilgisayar ortamında grafik verilerinde güncelleme işlemleri yapılmaktadır” dedi.
TAK

7 Şubat 2013 Perşembe

İSTANBUL’UN TARİHÇESİ


İSTANBUL’UN TARİHÇESİ


İstanbul’un yerleşim tarihi 300 bin yıl öncesine kadar uzanır. Bilinen kentsel tarihi ise, Marmaray kapsamında gerçekleştirilen Yenikapı Kazıları’nda ortaya çıkarılan “URNE” tipi mezar sayesinde 3 bin yıldan 8 bin yıla çıktı. Neolotik (Cilalı Taş Devri) döneme ait bataklık içerisinde bulunan mezar, Anadolu tarihinde bir ilk olma özelliğini de taşıyor.

Başkentlik tarihi 1600 yıla kadar uzanan, Avrupa ile Asya kıtalarının kesiştiği noktada bulunan İstanbul, çağlar boyunca farklı uygarlık ve kültürlere ev sahipliği yapmış, yüzyıllar boyu çeşitli din, dil ve ırktan insanların bir arada yaşadığı eşsiz bir mozaik halini almıştır. Çağlar boyunca her alanda merkez olmayı ve iktidarda kalmayı başaran dünyadaki ender yerleşim yerlerinden biri olan İstanbul, geçmişten günümüze bir dünya başkentidir.


İlk yerleşimler

İnsan kültürüne ait ilk izlere, Küçükçekmece Gölü civarında bulunan Yarımburgaz Mağaras’nda yapılan kazılarda rastlanmış. Bu dönemde gölün çevresinde, Neolitik ve Kalkolitik dönem insanlarının yaşadığı tahmin edilmektedir. Çeşitli dönemlerde yapılan kazılarda, Dudullu yakınlarında Alt Paleolitik Çağ'a, ağaçlı yakınlarında ise, Orta Paleolitik ile Üst Paleolitik Çağ'a özgü aletlere rastlanmıştır. M.Ö.5000 yıllarından itibaren başta Kadıköy-Fikirtepe olmak üzere, Çatalca, Dudullu, Ümraniye, Pendik, Davutpaşa, Kilyos ve Ambarlı'da yoğun bir yerleşimin başladığı sanılmaktadır.

Bugünkü İstanbul'un temelleri, M.Ö. 7. yüzyılda atılmış. M.S. 4.yüzyılda İmparator Constantin tarafından yeniden inşa edilip, başkent yapılmış; o günden sonra da yaklaşık 16 asır boyunca Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde başkentlik ünvanını sürdürmüş. İmparator Constantin ile Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri olan İstanbul, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildikten sonra da Müslümanların en önemli kentlerinden biri sayılmıştır.


İstanbul’un adı

Tarihi kaynaklara göre, İstanbul’un en eski adı Buzantion, daha sonra ki telaffuzlara göre Byzantion dur.

Roma, Bizans, Latin ve Osmanlı imparatorluklarına başkentlik yapan kentin adı, Osmanlı devlet arşivi (Hazine-i evrak) belgelerinde Asitâne, Âsitâne-i Saadet, Âsitane-i Âliyye, Belde-i Tayyibe, Dâr-ı Saadet, Dâr'us Saltana, Dâr'us Saltanat'il Âliye, Dâr'us Saltanat-us Seniyye, Dâr'ûl Hilâfe, Derâliye, Der-i Devlet, Der-i Saadet, Dersaadet, Konstantiniyye, Konstantiniyye-i Mahrusi şeklinde geçer.


İstanbul’u Yöneten Devletler

Antik Yunan Şehir Devleti (M.Ö. 667-M.Ö. 196)

Roma İmparatorluğu (M.Ö. 196-395)

Bizans İmparatorluğu (395-1204), (1204-1453)

Latin İmparatorluğu (1204-1261)

Osmanlı İmparatorluğu (29 Mayıs 1453-13 Kasım 1918)

İtilaf Devletleri (13 Kasım 1918-6 Ekim 1923)

Türkiye Cumhuriyeti (6 Ekim 1923-∞)


İstanbul’un Başkentlik Yaptığı Devletler

Roma İmparatorluğu (330-395)

Bizans İmparatorluğu (395-1204), (1261-1453)

Latin İmparatorluğu (1204-1261)

Osmanlı İmparatorluğu (1453-1922)


29 Kez Kuşatıldı

Çağlar boyunca her alanda merkez olmayı ve iktidarda kalmayı başaran İstanbul, M.Ö. 477 yılından 1453 yılına kadar 29 kez kuşatılmış, kent 29 Mayıs 1453 tarihinde Osmanlı Padişahı 2. Mehmed ( Fatih Sultan Mehmed) tarafından feth edilmiştir. Bu fetih aynı zamanda Ortaçağın kapanması ve Yeniçağ’ın da başlaması olarak kabul edildi.


Dört Halife Devri Kuşatmaları

İstanbul, tarihte 29 kez çeşitli millet, devlet ve topluluklar tarafından kuşatılmış ve işgal edilmiştir.

İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in İstanbul muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdar ne güzel hükümdar ve onun askerleri ne güzel askerlerdir” hadis-i şerifi, bütün İslam hükümdar ve kumandanlarının bu kenti fethetmek arzu ve gayretlerini harekete geçiriyordu.

İslam aleminde Dört Halife (632-661), Emeviler (662-750), Abbasiler (750-1517) ve Osmanlılar devrinde en büyük ideal haline gelen İstanbul’un fethine ilk teşebbüs; Üçüncü Halife hazret-i Osman devrinde (655) yapıldı.

Suriye valisi Muaviye 654 Kıbrıs Seferi’nin ardından Bizans’a bir donanma gönderdi. Bizans İmparatoru Kosntantin’in komuta ettiği donanmanın Finike açıklarında cereyan eden savaşta ağır kayıplar vermesi üzerine İstanbul’un deniz yolu Müslümanlara açılmış oldu.

Muaviye’nin Halifeliği devrinde oğlu Yezid kumandasındaki İslam ordusu, İstanbul surları önüne gelerek şehri kuşattı (668). Bu kuşatmada büyük sahabelerden Ebu Eyyub-i Ensari de bulunuyordu. 669 baharında gerçekleştirilen bu kuşatma sırasında dizanteri hastalığından vefat eden Ebu Eyyub-i Ensari, İstanbul surları yakınına defnedildi.

673-716 Yılları arasında karadan ve denizden gerçekleştirilen taarruzlarda, donanmanın Haliç’e gerilen zincire, karadan da surlara kadar ulaşılmasına rağmen yeterli ikmalin yapılamaması ve kötü hava şartları nedeniyle fetih gerçekleşemedi.

Abbasi halifesi El-Mehdi devrinde oğlu Harun Reşid kumandasındaki İslam ordusu, Bizans İmparatorluk ordusunu İzmit yakınlarında yenerek (781) Boğaziçi sahillerine kadar geldi. Bizanslıları haraca bağlanıp, geri döndü. İstanbul’un fethi için Osmanlılara kadar daha başka teşebbüsler de oldu.


Osmanlı Kuşatmaları ve Fetih

Malazgirt Zaferi (1071) ile Anadolu’ya yerleşen Türkler, iki yıl sonra Marmara Denizi’nden başka, Boğaziçi’nin Anadolu sahillerine kadar bütün yerlere hakim olup, İstanbul’u tehdide başladı. Bizans, Papa dahil bütün Hıristiyan devletlerden, yardım talebinde bulundu. On birinci yüzyılın sonlarında Papalık öncülüğünde yapılan Haçlı Seferleri, İstanbul’un fethini geciktirdi.

Sultan Yıldırım Bayezid tarafından gerçekleştirilen kuşatma (1391), İstanbul’da bir Türk garnizonu, mahallesi, cami, mahkeme kurulması ve kadı (hakim) bulundurulması ile her sene on bin altın haraç verilmesi şartıyla kaldırıldı. Bu şartlardan bazılarının Osmanlıların kuşatmayı kaldırmasından sonra Bizanslılar tarafından yerine getirilmemesi üzerine İstanbul 1395’te tekrar kuşatıldı. Haçlıların Niğbolu’ya gelmesi nedeniyle bu kuşatma gevşetildi. Yıldırım Bayezid, 1396 Niğbolu Zaferi sonunda Bizanslıların Haçlılardan yardım almasını önlemek için Karadeniz sahilindeki Şile’yi zaptedip, Boğaziçi’nde Anadolu (Güzelce) Hisar’ı yaptırdı. Kuşatmanın şiddetlenmesi üzerine (1497) Bizans, eski antlaşma şartlarını yerine getirmeyi kabul etti. Yıldırım Bayezid’ın 1400’de başlayan son kuşatması, Timur’un Osmanlı hududuna girmesiyle (1402) son buldu.

İstanbul 1411’de Şehzade Musa Çelebi, 1422 yılında da Sultan İkinci Murad Han tarafından şiddetle kuşatıldı. İkinci Murad Han’ın büyük bir orduyla katıldığı dört ay süren kuşatma, ünlü Bizans entrikası tatbik edilerek, Anadolu’da Osmanlı’ya karşı ittifak tesis edilince, iki düşmanla uğraşmanın güçlüğünden kaldırıldı.

Sultan II. Mehmed, İstanbul'un fethine karar verdiğinde o zamanki başkent Edirne'de, İstanbul'un aşılamaz olarak bilinen surlarını yıkabilmek için o güne kadar görülmemiş büyüklükte toplar döktürdü. II. Mehmed ayrıca, hazırlanmakta olan bu topların yanısıra, Bizans'a denizden gelebilecek yardımları engellemek amacıyla Yıldırım Bayezid tarafından inşa edilmiş olan Anadolu Hisarı'nın karşısına Rumeli Hisarı'nı (Boğazkesen Hisarı) yaptırdı.

Yaklaşık 100 bin kişilik bir ordu ile 2 Nisan 1453’de başlayan şiddetli kuşatma, donanmanın karadan yürütülmesi de dahil dünya harp tarihinde eşi görülmemiş taktik ve stratejiler kullanılarak, 29 Mayıs 1453 tarihinde zaferle sonuçlandı.

Fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, FATİH unvanını alarak, Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlanmıştır. Fetihle birlikte tarihteki en önemli devletlerden olan Doğu Roma İmparatorluğu sona ererken, Orta Çağ kapanmış, 1789 Fransız ihtilali'ne kadar sürecek olan Yeni Çağ açılmış oldu.




İstanbul'un Fethinden Görüntüler için Tıklayın


Birzamanlar İstanbul Resim Galerisi İçin Tıklayın

Kuşatmalar Kronolojisi

1. Kuşatma: M.Ö. 477 de Yunanlı AVSANİLUYAS tarafından kuşatıldı.
2. : M.Ö. 410 Yunanlı komutan ALKİBİYADES.
3. : M.Ö. 347 İskender’in babası PHİLİPE.
4. : 194 yılında Roma İmparatoru SEPTİMUS SEVERUS. 3 yıl süren kuşatma sonucu ele geçirilen şehir yağmalarla harap edilmiş ve halkı da kılıçtan geçirmiştir.
5. Kuşatma: 313 yılında Roma İmparatoru SEZAR MAKSİMUS.
6. : 315 Büyük KONSTANTİN.
7. : 616 İran Hükümdarı HÜSREV.
8. : 636 AVARLAR.
9. : 654 3. Halife HZ. OSMAN devrinde, Şam Valisi Muaviye komutasındaki Arap ordusu.
10. : 668 Halife MUAVİYE’ nin oğlu YEZİD komutasındaki Arap ordusu.
11. : Emevi Halifesi SÜLEYMAN ABDÜLMELİK’in kardeşi Mesleme tarafından gerçekleştirilen kuşatma sonucu sur içine bir cami yaptırılması sağlandı.
12. Kuşatma : 715 Ömer ABDÜLAZİZ.
13. : 739 Abdülaziz’ in Oğlu SÜLEYMAN.
14. : 764 Bulgar Kralı PANGOS.
15. : 785 Halife Mehdi’ nin Oğlu HARUN REŞİT. Vergi ödeme karşılığı kuşatma kaldırıldı.

16. : 801 Halife HARUN REŞİD.
17. : 810 Slav Kralı KREMAS.
18. : 820 Slav despotu TOMAS.
19. : 914 Bulgaristan Kralı SİMON.
20. : 1048 TORYİMÜS.
21. ve 22. Kuşatma: ALEKSİ KANEN.
23. Kuşatma: 1204 de LATİNLER tarafından kurulu Haçlı ordusu. Bir süre şehri ele geçiren Latin ordusu, kentte taş taş üstünde bırakmadı.
24. Kuşatma: 1261 de İZNİK RUM İMPARATORLUĞU tarafından yapılmış. Şehir Latinlerden alınarak Bizans İmparatorluğu yeniden kuruldu.
25. Kuşatma: 1391 yılında itibaren kuşatma sırası OSMANLI’ ya geçmiş, 6 ay süren 25. kuşatma YILDIRIM BAYEZİD tarafından yapılmıştır.
26. Kuşatma: 1396 yılında YILDIRIM BAYEZİD tarafından gerçekleştirilen kuşatmada, Bizans İmparatoru Emanoel Poaleolog’ un diz çöküp yalvarması üzerine;
a) İstanbul Surları içinde bir İslam Mahallesi kurulacak ibadetler için camiye imam getirilecek.
b) Yapılan Yeni Cami de Cuma namazlarında Yıldırım Bayezid adına hube okunacak.
c) Bizans İmparatorluğu yılda 10.000 filorin vergi ödeyecek.
27. Kuşatma: 1402 Osmanlı Hükümdarı YILDIRIM BAYEZİD tarafından yapılmış ancak, Timur ile kızışan Ankara Savaşı nedeniyle kuşatma kaldırıldı. Bunu fırsat bilen Bizanslılar, 1396 yılındaki kuşatma hükümleri gereğince yapılan İslam Mahallesini ve camiyi yıktılar.
28. Kuşatma: 2. MURAD tarafından 1422 yılında yapılmış, Mustafa Çelebi’nin Anadolu’da ayaklanma çıkarması yüzünden kaldırılmıştır.
29. Kuşatma ve FETİH: Doğu Roma İmparatorluğu’nun son Kayzeri Konstantin zamanında, Osmanlı Padişahı 2.MEHMED tarafından yapıldı. 2 Nisan 1453 tarihinde başlayıp, 57 gün süren şiddetli kuşatma sonucu 29 MAYIS 1453 Salı günü Fetih gerçekleşti.
Sultan II. Mehmed, FATİH unvanını alarak, FATİH SULTAN MEHMED olarak anılmaya başlandı.



Göçler-İstilalar

Bizantion dönemi:

Yunanistan'dan gelen Megara'lılar M.Ö. 680 yıllarında bugünkü Kadıköy'de Halkedon (Körler Ülkesi) adını verdikleri bir kent kurarlar. Aynı yıllarda Bizans adlı bir komutanın önderliğinde yola çıkan Megara'lıların bir kolu da bugünkü Sarayburnu'nun olduğu yerde başka bir kent daha kurdular. Komutanın adından hareketle buraya Bizantion adını verdiler. Bu yörede Megaralı'lardan önce bazı Trak topluluklarının yaşadığı biliniyordu.

Pek çok istilalara uğrayan Bizantion, M.Ö. 269 yılında Bithynialılar tarafından yağmalanarak ele geçirildi. Kent, M.Ö.146 yılında Roma'nın egemenliğine girdi. Bizantion, 73 yılında ise Roma'nın Bithynia-Pontus eyaletine bağlandı. Kent 313 yılına kadar Roma, Gotlar ve Bizantion arasında gitti, geldi. Bizantion, 330-395 Yılları arasında Roma'nın doğusunun yönetim merkezi olarak seçildi. Latinler tarafından işgal edilen ve yağmalanan kent, 11 Mayıs 330 tarihinde Constantinopolis adını aldı. Önce Aya İrini, 360 yılında da Ayasofya kiliselerini yaptıran I. Constantinus kenti Hıristiyan aleminin en önemli merkezlerinden biri haline getirdi.


Bizans İmparatorluğu dönemi:

Batı Roma imparatorluğunun yıkılmasından sonra Doğu Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğuna dönüşmüş ve İstanbul kenti de bu yeni imparatorluğun başkenti haline gelmiştir.

7-8 ve 9. Yüzyıllar İstanbul için kuşatma yılları olmuştur. 7. yüzyılda Sasaniler ve Avarlar'ın saldırısına uğrayan kenti 8. yüzyılda Bulagarlar ve Müslüman Araplar, 9. yüzyılda ise Ruslar ve Bulgarlar kuşattı. 1204 yılında kent, Haçlılar tarafından ele geçirildi ve yağmalandı. Bu işgal ve yağma sonrasında ortaçağın en büyük kenti olan İstanbul, 40-50 bin nüfuslu harap ve yoksul bir kente dönüştü. Bu dönemden sonra devamlı fakirleşmeye ve küçülmeye başlayan kentin zengin ve soyluları İznik'e taşındı. Latin İmparatorluğu sadece İstanbul ve yakın çevresinde egemenlik kurabildi. 1254 yılına gelindiğinde Bizans İmparatorluğu çepeçevre kuşatılmıştı. Bu arada Latin İmparatorluğu çok fakirleşmiş, hatta imparator II.Baudouin, ısınmak için sarayın ahşap bölümlerini yakmaya başlamıştı. Nihayet 1261 yılında Palailogos hanedanı İstanbul'u tekrar ele geçirdi ve böylece İstanbul'da Latin dönemi sona ermiş oldu.


Osmanlı imparatorluğu dönemi(1453-1923):

Kent, 1391 yılından itibaren Osmanlılar tarafından kuşatılmaya başlandı. 1396 yılında 2. Bayezid, Karadeniz'den gelecek yardımları önlemek için kentin Anadolu yakasına bir hisar (Anadolu Hisarı) yaptırdı.

Kenti almaya kararlı olan II. Mehmed de (Fatih Sultan Mehmet), Bizans'a kuzeyden gelecek yardımları önlemek için bu defa kentin Rumeli yakasına Rumeli Hisarı'nı inşa ettirdi. İstanbul'un fethi hazırlıkları bir yıl önceden başladı. Kuşatma için gerekli olan çok büyük toplar döktürüldü. 16 kadırgadan oluşan büyük bir donanma meydana getirildi. Asker sayısı iki kat arttırıldı. Kuzeyden ve güneyden gelebilecek yardımları engellemek için tüm noktalar kontrol altına alındı. Cenevizlilerin elinde bulunan Galata'nın, savaş esnasında tarafsız kalması sağlandı. 2 Nisan 1453 tarihinde ilk öncü Osmanlı kuvvetleri İstanbul önlerinde görüldü. Böylece kuşatma başladı. İki aya yakın süren bu kuşatma dönemi, 29 Mayıs 1453 tarihinde öğleden sonra kentin ele geçirilmesi ile son buldu. Bu tarihten itibaren İstanbul, bir Osmanlı kenti oldu.


İmar çalışmaları ve yeniden yapılanma

Fetih’ den hemen sonra şehrin kalkındırılması için, yeni iskan bölgeleri oluşturuldu. Bizans'ın son dönemlerinde görkemini yitirmiş olan kent de, öncelikle eskiden kalmış binalar ve surlar onarılmaya, yeni Osmanlı kurumlarının binaları yükselmeye başladı. Büyük su sarnıçlarının da korunması sağlandı. Osmanlı kimliğine uygun bir gelişme gösteren İstanbul, artık imparatorluğun başkenti olmuştu.

Nüfusu arttırmaya yönelik iskan çalışmalarıyla meydana getirilen mahalleler, idari yapının temelini oluşturdu. İstanbul, 1459 yılında her biri farklı demografik özellikler taşıyan dört idari birime ayrıldı. Bunlardan biri, idarenin merkezinin olduğu Suriçi, diğer üçü de sur dışında yer alan Bilad-i Selase olarak adlandırılan Eyüp (Büyük ve Küçükçekmece, Çatalca, Silivri dahil), Galata ve Üsküdar'dı. 1457 yılı sonunda, Eski başkent Edirne'nin uğradığı büyük yangın sonucu, şehre yeni göçmenler geldi ve şehir oldukça şenlendi. İstanbul, Fetihden 50 yıl sonra Avrupa'nın en büyük şehri haline geldi.

16. yüzyıla büyük bir şehir olarak giren İstanbul, küçük kıyamet olarak anılan 14 Eylül 1509 depreminde çok zarar gördü. Sekiz şiddetinde olduğu tahmin edilen ve artçı sarsıntılarla 45 gün süren depremde binlerce bina yıkıldı ve binlerce kişi öldü. İstanbul 1510 yılında 80 bin kişinin istihdamıyla neredeyse yeniden kuruldu. Bu yüzden, günümüze gelebilen eserlerin çoğu bu döneme ait.

1520-1566 yılları arasında Kanuni Sultan Süleyman yönetiminde ki İstanbul, bir çok değerli eser ve izleri günümüze kadar ulaşan bir kent planına kavuştu. Bu dönemde özellikle Mimar Sinan imzalı birbirinden değerli çok sayıda yapı inşa edildi. Veba salgını, yangınlar ve sellere rağmen Kanuni Dönemi, İstanbul için tam bir yükseliş dönemi sayılır.


Batılılaşma

Lale Devri olarak da anılan, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın sadrazamlığı (1718-1730) yılları, itfaiye teşkilatının kurulduğu, ilk matbaanın açıldığı ve çeşitli fabrikaların hizmete girdiği dönem oldu.

3 Kasım 1839 da Topkapı Sarayı'nın Gülhane Bahçesi’nde okunarak halka ilan edilen Tanzimat Fermanı ile İstanbul'da yeni bir dönem başlıyordu. Batılılaşma sürecinin hızlandığı bu dönemde, İstanbul'da; mimariden yaşam tarzına, eğitim kuruluşlarından sanayi kuruluşlarına kadar birçok alanda yenilikler getirildi.


Bu dönemde şehir, yeni alanlara doğru genişlemeye başladı. Suriçi Bakırköy yönünde, Galata ise Teşvikiye yönünde yayılırken, Boğaziçi'nde ise Sarıyer taraflarında iskan hızlandı. Anadolu yakası da bir taraftan Bostancı, diğer taraftan Beykoz'a doğru büyüdü. Bu yıllar, alt yapı ve kent hizmetlerinde de önemli gelişmelere sahne oldu.

Haliç üzerine köprü yapılması, Tünel, Rumeli Demiryolu, kent içi deniz taşımacılığı yapan Şirket-i Hayriye'nin kurulması, Şehremaneti (Belediye) örgütünün ve diğer belediye dairelerinin kurulması, ilk telgraf hattının çekilmesi, Zaptiye Nezareti'nin kurulması ve ona bağlı karakolların açılması, Vakıf Gureba Hastanesi’nin açılması ve atlı tramvay şirketi bu gelişmelerin sadece bazılarıdır.

23 Aralık 1876 'da I.Meşrutiyet ve 24 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet ilanlarına sahne olan ve halk arasında 310 Depremi denilen 1894 depreminde büyük zarar gören İstanbul, I. Dünya Savaşı’nın ardından 13 Kasım 1918 tarihinde İtilaf Devletleri donanmaları tarafından işgal edildi.

Cumhuriyet Dönemi

İstanbul, kesintisiz bin 600 yıl (330-1922) Roma, Bizans, Latin ve Osmanlı imparatorluklarına başkentlik yaptı. Bunlardan Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu, dünyanın en büyük güç ve iktidar sahibi devletleri olarak tarihe geçmiştir. Hepsinin İstanbul'dan yönetildiği düşünüldüğünde şehrin tarihsel önemi ve değeri daha iyi anlaşılabilir.

İstanbul’un bu muhteşem başkent hüviyeti, 13 Ekim 1923 tarihinde Ankara’nın Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti ilan edilmesiyle son buldu. 28 Mart 1930’ da Konstantinopolis (Konstantiniyye) adı da tamamen yürürlükten kaldırılmış ve kentin resmi adı İstanbul olmuştur.

İstanbul, 4. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar 14 yüzyıl boyunca koruduğu dünya kenti olma özelliğini Cumhuriyet tarihiyle birlikte tekrar kazanmaya başlamış, günümüzde Ortadoğu ve Avrupa’nın en önemli merkezleri arasındaki yerini almıştır.

İSTANBUL’UN TARİHÇESİ


İSTANBUL’UN TARİHÇESİ


İstanbul’un yerleşim tarihi 300 bin yıl öncesine kadar uzanır. Bilinen kentsel tarihi ise, Marmaray kapsamında gerçekleştirilen Yenikapı Kazıları’nda ortaya çıkarılan “URNE” tipi mezar sayesinde 3 bin yıldan 8 bin yıla çıktı. Neolotik (Cilalı Taş Devri) döneme ait bataklık içerisinde bulunan mezar, Anadolu tarihinde bir ilk olma özelliğini de taşıyor.

Başkentlik tarihi 1600 yıla kadar uzanan, Avrupa ile Asya kıtalarının kesiştiği noktada bulunan İstanbul, çağlar boyunca farklı uygarlık ve kültürlere ev sahipliği yapmış, yüzyıllar boyu çeşitli din, dil ve ırktan insanların bir arada yaşadığı eşsiz bir mozaik halini almıştır. Çağlar boyunca her alanda merkez olmayı ve iktidarda kalmayı başaran dünyadaki ender yerleşim yerlerinden biri olan İstanbul, geçmişten günümüze bir dünya başkentidir.


İlk yerleşimler

İnsan kültürüne ait ilk izlere, Küçükçekmece Gölü civarında bulunan Yarımburgaz Mağaras’nda yapılan kazılarda rastlanmış. Bu dönemde gölün çevresinde, Neolitik ve Kalkolitik dönem insanlarının yaşadığı tahmin edilmektedir. Çeşitli dönemlerde yapılan kazılarda, Dudullu yakınlarında Alt Paleolitik Çağ'a, ağaçlı yakınlarında ise, Orta Paleolitik ile Üst Paleolitik Çağ'a özgü aletlere rastlanmıştır. M.Ö.5000 yıllarından itibaren başta Kadıköy-Fikirtepe olmak üzere, Çatalca, Dudullu, Ümraniye, Pendik, Davutpaşa, Kilyos ve Ambarlı'da yoğun bir yerleşimin başladığı sanılmaktadır.

Bugünkü İstanbul'un temelleri, M.Ö. 7. yüzyılda atılmış. M.S. 4.yüzyılda İmparator Constantin tarafından yeniden inşa edilip, başkent yapılmış; o günden sonra da yaklaşık 16 asır boyunca Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde başkentlik ünvanını sürdürmüş. İmparator Constantin ile Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri olan İstanbul, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildikten sonra da Müslümanların en önemli kentlerinden biri sayılmıştır.


İstanbul’un adı

Tarihi kaynaklara göre, İstanbul’un en eski adı Buzantion, daha sonra ki telaffuzlara göre Byzantion dur.

Roma, Bizans, Latin ve Osmanlı imparatorluklarına başkentlik yapan kentin adı, Osmanlı devlet arşivi (Hazine-i evrak) belgelerinde Asitâne, Âsitâne-i Saadet, Âsitane-i Âliyye, Belde-i Tayyibe, Dâr-ı Saadet, Dâr'us Saltana, Dâr'us Saltanat'il Âliye, Dâr'us Saltanat-us Seniyye, Dâr'ûl Hilâfe, Derâliye, Der-i Devlet, Der-i Saadet, Dersaadet, Konstantiniyye, Konstantiniyye-i Mahrusi şeklinde geçer.


İstanbul’u Yöneten Devletler

Antik Yunan Şehir Devleti (M.Ö. 667-M.Ö. 196)

Roma İmparatorluğu (M.Ö. 196-395)

Bizans İmparatorluğu (395-1204), (1204-1453)

Latin İmparatorluğu (1204-1261)

Osmanlı İmparatorluğu (29 Mayıs 1453-13 Kasım 1918)

İtilaf Devletleri (13 Kasım 1918-6 Ekim 1923)

Türkiye Cumhuriyeti (6 Ekim 1923-∞)


İstanbul’un Başkentlik Yaptığı Devletler

Roma İmparatorluğu (330-395)

Bizans İmparatorluğu (395-1204), (1261-1453)

Latin İmparatorluğu (1204-1261)

Osmanlı İmparatorluğu (1453-1922)


29 Kez Kuşatıldı

Çağlar boyunca her alanda merkez olmayı ve iktidarda kalmayı başaran İstanbul, M.Ö. 477 yılından 1453 yılına kadar 29 kez kuşatılmış, kent 29 Mayıs 1453 tarihinde Osmanlı Padişahı 2. Mehmed ( Fatih Sultan Mehmed) tarafından feth edilmiştir. Bu fetih aynı zamanda Ortaçağın kapanması ve Yeniçağ’ın da başlaması olarak kabul edildi.


Dört Halife Devri Kuşatmaları

İstanbul, tarihte 29 kez çeşitli millet, devlet ve topluluklar tarafından kuşatılmış ve işgal edilmiştir.

İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in İstanbul muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdar ne güzel hükümdar ve onun askerleri ne güzel askerlerdir” hadis-i şerifi, bütün İslam hükümdar ve kumandanlarının bu kenti fethetmek arzu ve gayretlerini harekete geçiriyordu.

İslam aleminde Dört Halife (632-661), Emeviler (662-750), Abbasiler (750-1517) ve Osmanlılar devrinde en büyük ideal haline gelen İstanbul’un fethine ilk teşebbüs; Üçüncü Halife hazret-i Osman devrinde (655) yapıldı.

Suriye valisi Muaviye 654 Kıbrıs Seferi’nin ardından Bizans’a bir donanma gönderdi. Bizans İmparatoru Kosntantin’in komuta ettiği donanmanın Finike açıklarında cereyan eden savaşta ağır kayıplar vermesi üzerine İstanbul’un deniz yolu Müslümanlara açılmış oldu.

Muaviye’nin Halifeliği devrinde oğlu Yezid kumandasındaki İslam ordusu, İstanbul surları önüne gelerek şehri kuşattı (668). Bu kuşatmada büyük sahabelerden Ebu Eyyub-i Ensari de bulunuyordu. 669 baharında gerçekleştirilen bu kuşatma sırasında dizanteri hastalığından vefat eden Ebu Eyyub-i Ensari, İstanbul surları yakınına defnedildi.

673-716 Yılları arasında karadan ve denizden gerçekleştirilen taarruzlarda, donanmanın Haliç’e gerilen zincire, karadan da surlara kadar ulaşılmasına rağmen yeterli ikmalin yapılamaması ve kötü hava şartları nedeniyle fetih gerçekleşemedi.

Abbasi halifesi El-Mehdi devrinde oğlu Harun Reşid kumandasındaki İslam ordusu, Bizans İmparatorluk ordusunu İzmit yakınlarında yenerek (781) Boğaziçi sahillerine kadar geldi. Bizanslıları haraca bağlanıp, geri döndü. İstanbul’un fethi için Osmanlılara kadar daha başka teşebbüsler de oldu.


Osmanlı Kuşatmaları ve Fetih

Malazgirt Zaferi (1071) ile Anadolu’ya yerleşen Türkler, iki yıl sonra Marmara Denizi’nden başka, Boğaziçi’nin Anadolu sahillerine kadar bütün yerlere hakim olup, İstanbul’u tehdide başladı. Bizans, Papa dahil bütün Hıristiyan devletlerden, yardım talebinde bulundu. On birinci yüzyılın sonlarında Papalık öncülüğünde yapılan Haçlı Seferleri, İstanbul’un fethini geciktirdi.

Sultan Yıldırım Bayezid tarafından gerçekleştirilen kuşatma (1391), İstanbul’da bir Türk garnizonu, mahallesi, cami, mahkeme kurulması ve kadı (hakim) bulundurulması ile her sene on bin altın haraç verilmesi şartıyla kaldırıldı. Bu şartlardan bazılarının Osmanlıların kuşatmayı kaldırmasından sonra Bizanslılar tarafından yerine getirilmemesi üzerine İstanbul 1395’te tekrar kuşatıldı. Haçlıların Niğbolu’ya gelmesi nedeniyle bu kuşatma gevşetildi. Yıldırım Bayezid, 1396 Niğbolu Zaferi sonunda Bizanslıların Haçlılardan yardım almasını önlemek için Karadeniz sahilindeki Şile’yi zaptedip, Boğaziçi’nde Anadolu (Güzelce) Hisar’ı yaptırdı. Kuşatmanın şiddetlenmesi üzerine (1497) Bizans, eski antlaşma şartlarını yerine getirmeyi kabul etti. Yıldırım Bayezid’ın 1400’de başlayan son kuşatması, Timur’un Osmanlı hududuna girmesiyle (1402) son buldu.

İstanbul 1411’de Şehzade Musa Çelebi, 1422 yılında da Sultan İkinci Murad Han tarafından şiddetle kuşatıldı. İkinci Murad Han’ın büyük bir orduyla katıldığı dört ay süren kuşatma, ünlü Bizans entrikası tatbik edilerek, Anadolu’da Osmanlı’ya karşı ittifak tesis edilince, iki düşmanla uğraşmanın güçlüğünden kaldırıldı.

Sultan II. Mehmed, İstanbul'un fethine karar verdiğinde o zamanki başkent Edirne'de, İstanbul'un aşılamaz olarak bilinen surlarını yıkabilmek için o güne kadar görülmemiş büyüklükte toplar döktürdü. II. Mehmed ayrıca, hazırlanmakta olan bu topların yanısıra, Bizans'a denizden gelebilecek yardımları engellemek amacıyla Yıldırım Bayezid tarafından inşa edilmiş olan Anadolu Hisarı'nın karşısına Rumeli Hisarı'nı (Boğazkesen Hisarı) yaptırdı.

Yaklaşık 100 bin kişilik bir ordu ile 2 Nisan 1453’de başlayan şiddetli kuşatma, donanmanın karadan yürütülmesi de dahil dünya harp tarihinde eşi görülmemiş taktik ve stratejiler kullanılarak, 29 Mayıs 1453 tarihinde zaferle sonuçlandı.

Fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, FATİH unvanını alarak, Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlanmıştır. Fetihle birlikte tarihteki en önemli devletlerden olan Doğu Roma İmparatorluğu sona ererken, Orta Çağ kapanmış, 1789 Fransız ihtilali'ne kadar sürecek olan Yeni Çağ açılmış oldu.




İstanbul'un Fethinden Görüntüler için Tıklayın


Birzamanlar İstanbul Resim Galerisi İçin Tıklayın

Kuşatmalar Kronolojisi

1. Kuşatma: M.Ö. 477 de Yunanlı AVSANİLUYAS tarafından kuşatıldı.
2. : M.Ö. 410 Yunanlı komutan ALKİBİYADES.
3. : M.Ö. 347 İskender’in babası PHİLİPE.
4. : 194 yılında Roma İmparatoru SEPTİMUS SEVERUS. 3 yıl süren kuşatma sonucu ele geçirilen şehir yağmalarla harap edilmiş ve halkı da kılıçtan geçirmiştir.
5. Kuşatma: 313 yılında Roma İmparatoru SEZAR MAKSİMUS.
6. : 315 Büyük KONSTANTİN.
7. : 616 İran Hükümdarı HÜSREV.
8. : 636 AVARLAR.
9. : 654 3. Halife HZ. OSMAN devrinde, Şam Valisi Muaviye komutasındaki Arap ordusu.
10. : 668 Halife MUAVİYE’ nin oğlu YEZİD komutasındaki Arap ordusu.
11. : Emevi Halifesi SÜLEYMAN ABDÜLMELİK’in kardeşi Mesleme tarafından gerçekleştirilen kuşatma sonucu sur içine bir cami yaptırılması sağlandı.
12. Kuşatma : 715 Ömer ABDÜLAZİZ.
13. : 739 Abdülaziz’ in Oğlu SÜLEYMAN.
14. : 764 Bulgar Kralı PANGOS.
15. : 785 Halife Mehdi’ nin Oğlu HARUN REŞİT. Vergi ödeme karşılığı kuşatma kaldırıldı.

16. : 801 Halife HARUN REŞİD.
17. : 810 Slav Kralı KREMAS.
18. : 820 Slav despotu TOMAS.
19. : 914 Bulgaristan Kralı SİMON.
20. : 1048 TORYİMÜS.
21. ve 22. Kuşatma: ALEKSİ KANEN.
23. Kuşatma: 1204 de LATİNLER tarafından kurulu Haçlı ordusu. Bir süre şehri ele geçiren Latin ordusu, kentte taş taş üstünde bırakmadı.
24. Kuşatma: 1261 de İZNİK RUM İMPARATORLUĞU tarafından yapılmış. Şehir Latinlerden alınarak Bizans İmparatorluğu yeniden kuruldu.
25. Kuşatma: 1391 yılında itibaren kuşatma sırası OSMANLI’ ya geçmiş, 6 ay süren 25. kuşatma YILDIRIM BAYEZİD tarafından yapılmıştır.
26. Kuşatma: 1396 yılında YILDIRIM BAYEZİD tarafından gerçekleştirilen kuşatmada, Bizans İmparatoru Emanoel Poaleolog’ un diz çöküp yalvarması üzerine;
a) İstanbul Surları içinde bir İslam Mahallesi kurulacak ibadetler için camiye imam getirilecek.
b) Yapılan Yeni Cami de Cuma namazlarında Yıldırım Bayezid adına hube okunacak.
c) Bizans İmparatorluğu yılda 10.000 filorin vergi ödeyecek.
27. Kuşatma: 1402 Osmanlı Hükümdarı YILDIRIM BAYEZİD tarafından yapılmış ancak, Timur ile kızışan Ankara Savaşı nedeniyle kuşatma kaldırıldı. Bunu fırsat bilen Bizanslılar, 1396 yılındaki kuşatma hükümleri gereğince yapılan İslam Mahallesini ve camiyi yıktılar.
28. Kuşatma: 2. MURAD tarafından 1422 yılında yapılmış, Mustafa Çelebi’nin Anadolu’da ayaklanma çıkarması yüzünden kaldırılmıştır.
29. Kuşatma ve FETİH: Doğu Roma İmparatorluğu’nun son Kayzeri Konstantin zamanında, Osmanlı Padişahı 2.MEHMED tarafından yapıldı. 2 Nisan 1453 tarihinde başlayıp, 57 gün süren şiddetli kuşatma sonucu 29 MAYIS 1453 Salı günü Fetih gerçekleşti.
Sultan II. Mehmed, FATİH unvanını alarak, FATİH SULTAN MEHMED olarak anılmaya başlandı.



Göçler-İstilalar

Bizantion dönemi:

Yunanistan'dan gelen Megara'lılar M.Ö. 680 yıllarında bugünkü Kadıköy'de Halkedon (Körler Ülkesi) adını verdikleri bir kent kurarlar. Aynı yıllarda Bizans adlı bir komutanın önderliğinde yola çıkan Megara'lıların bir kolu da bugünkü Sarayburnu'nun olduğu yerde başka bir kent daha kurdular. Komutanın adından hareketle buraya Bizantion adını verdiler. Bu yörede Megaralı'lardan önce bazı Trak topluluklarının yaşadığı biliniyordu.

Pek çok istilalara uğrayan Bizantion, M.Ö. 269 yılında Bithynialılar tarafından yağmalanarak ele geçirildi. Kent, M.Ö.146 yılında Roma'nın egemenliğine girdi. Bizantion, 73 yılında ise Roma'nın Bithynia-Pontus eyaletine bağlandı. Kent 313 yılına kadar Roma, Gotlar ve Bizantion arasında gitti, geldi. Bizantion, 330-395 Yılları arasında Roma'nın doğusunun yönetim merkezi olarak seçildi. Latinler tarafından işgal edilen ve yağmalanan kent, 11 Mayıs 330 tarihinde Constantinopolis adını aldı. Önce Aya İrini, 360 yılında da Ayasofya kiliselerini yaptıran I. Constantinus kenti Hıristiyan aleminin en önemli merkezlerinden biri haline getirdi.


Bizans İmparatorluğu dönemi:

Batı Roma imparatorluğunun yıkılmasından sonra Doğu Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğuna dönüşmüş ve İstanbul kenti de bu yeni imparatorluğun başkenti haline gelmiştir.

7-8 ve 9. Yüzyıllar İstanbul için kuşatma yılları olmuştur. 7. yüzyılda Sasaniler ve Avarlar'ın saldırısına uğrayan kenti 8. yüzyılda Bulagarlar ve Müslüman Araplar, 9. yüzyılda ise Ruslar ve Bulgarlar kuşattı. 1204 yılında kent, Haçlılar tarafından ele geçirildi ve yağmalandı. Bu işgal ve yağma sonrasında ortaçağın en büyük kenti olan İstanbul, 40-50 bin nüfuslu harap ve yoksul bir kente dönüştü. Bu dönemden sonra devamlı fakirleşmeye ve küçülmeye başlayan kentin zengin ve soyluları İznik'e taşındı. Latin İmparatorluğu sadece İstanbul ve yakın çevresinde egemenlik kurabildi. 1254 yılına gelindiğinde Bizans İmparatorluğu çepeçevre kuşatılmıştı. Bu arada Latin İmparatorluğu çok fakirleşmiş, hatta imparator II.Baudouin, ısınmak için sarayın ahşap bölümlerini yakmaya başlamıştı. Nihayet 1261 yılında Palailogos hanedanı İstanbul'u tekrar ele geçirdi ve böylece İstanbul'da Latin dönemi sona ermiş oldu.


Osmanlı imparatorluğu dönemi(1453-1923):

Kent, 1391 yılından itibaren Osmanlılar tarafından kuşatılmaya başlandı. 1396 yılında 2. Bayezid, Karadeniz'den gelecek yardımları önlemek için kentin Anadolu yakasına bir hisar (Anadolu Hisarı) yaptırdı.

Kenti almaya kararlı olan II. Mehmed de (Fatih Sultan Mehmet), Bizans'a kuzeyden gelecek yardımları önlemek için bu defa kentin Rumeli yakasına Rumeli Hisarı'nı inşa ettirdi. İstanbul'un fethi hazırlıkları bir yıl önceden başladı. Kuşatma için gerekli olan çok büyük toplar döktürüldü. 16 kadırgadan oluşan büyük bir donanma meydana getirildi. Asker sayısı iki kat arttırıldı. Kuzeyden ve güneyden gelebilecek yardımları engellemek için tüm noktalar kontrol altına alındı. Cenevizlilerin elinde bulunan Galata'nın, savaş esnasında tarafsız kalması sağlandı. 2 Nisan 1453 tarihinde ilk öncü Osmanlı kuvvetleri İstanbul önlerinde görüldü. Böylece kuşatma başladı. İki aya yakın süren bu kuşatma dönemi, 29 Mayıs 1453 tarihinde öğleden sonra kentin ele geçirilmesi ile son buldu. Bu tarihten itibaren İstanbul, bir Osmanlı kenti oldu.


İmar çalışmaları ve yeniden yapılanma

Fetih’ den hemen sonra şehrin kalkındırılması için, yeni iskan bölgeleri oluşturuldu. Bizans'ın son dönemlerinde görkemini yitirmiş olan kent de, öncelikle eskiden kalmış binalar ve surlar onarılmaya, yeni Osmanlı kurumlarının binaları yükselmeye başladı. Büyük su sarnıçlarının da korunması sağlandı. Osmanlı kimliğine uygun bir gelişme gösteren İstanbul, artık imparatorluğun başkenti olmuştu.

Nüfusu arttırmaya yönelik iskan çalışmalarıyla meydana getirilen mahalleler, idari yapının temelini oluşturdu. İstanbul, 1459 yılında her biri farklı demografik özellikler taşıyan dört idari birime ayrıldı. Bunlardan biri, idarenin merkezinin olduğu Suriçi, diğer üçü de sur dışında yer alan Bilad-i Selase olarak adlandırılan Eyüp (Büyük ve Küçükçekmece, Çatalca, Silivri dahil), Galata ve Üsküdar'dı. 1457 yılı sonunda, Eski başkent Edirne'nin uğradığı büyük yangın sonucu, şehre yeni göçmenler geldi ve şehir oldukça şenlendi. İstanbul, Fetihden 50 yıl sonra Avrupa'nın en büyük şehri haline geldi.

16. yüzyıla büyük bir şehir olarak giren İstanbul, küçük kıyamet olarak anılan 14 Eylül 1509 depreminde çok zarar gördü. Sekiz şiddetinde olduğu tahmin edilen ve artçı sarsıntılarla 45 gün süren depremde binlerce bina yıkıldı ve binlerce kişi öldü. İstanbul 1510 yılında 80 bin kişinin istihdamıyla neredeyse yeniden kuruldu. Bu yüzden, günümüze gelebilen eserlerin çoğu bu döneme ait.

1520-1566 yılları arasında Kanuni Sultan Süleyman yönetiminde ki İstanbul, bir çok değerli eser ve izleri günümüze kadar ulaşan bir kent planına kavuştu. Bu dönemde özellikle Mimar Sinan imzalı birbirinden değerli çok sayıda yapı inşa edildi. Veba salgını, yangınlar ve sellere rağmen Kanuni Dönemi, İstanbul için tam bir yükseliş dönemi sayılır.


Batılılaşma

Lale Devri olarak da anılan, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın sadrazamlığı (1718-1730) yılları, itfaiye teşkilatının kurulduğu, ilk matbaanın açıldığı ve çeşitli fabrikaların hizmete girdiği dönem oldu.

3 Kasım 1839 da Topkapı Sarayı'nın Gülhane Bahçesi’nde okunarak halka ilan edilen Tanzimat Fermanı ile İstanbul'da yeni bir dönem başlıyordu. Batılılaşma sürecinin hızlandığı bu dönemde, İstanbul'da; mimariden yaşam tarzına, eğitim kuruluşlarından sanayi kuruluşlarına kadar birçok alanda yenilikler getirildi.


Bu dönemde şehir, yeni alanlara doğru genişlemeye başladı. Suriçi Bakırköy yönünde, Galata ise Teşvikiye yönünde yayılırken, Boğaziçi'nde ise Sarıyer taraflarında iskan hızlandı. Anadolu yakası da bir taraftan Bostancı, diğer taraftan Beykoz'a doğru büyüdü. Bu yıllar, alt yapı ve kent hizmetlerinde de önemli gelişmelere sahne oldu.

Haliç üzerine köprü yapılması, Tünel, Rumeli Demiryolu, kent içi deniz taşımacılığı yapan Şirket-i Hayriye'nin kurulması, Şehremaneti (Belediye) örgütünün ve diğer belediye dairelerinin kurulması, ilk telgraf hattının çekilmesi, Zaptiye Nezareti'nin kurulması ve ona bağlı karakolların açılması, Vakıf Gureba Hastanesi’nin açılması ve atlı tramvay şirketi bu gelişmelerin sadece bazılarıdır.

23 Aralık 1876 'da I.Meşrutiyet ve 24 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet ilanlarına sahne olan ve halk arasında 310 Depremi denilen 1894 depreminde büyük zarar gören İstanbul, I. Dünya Savaşı’nın ardından 13 Kasım 1918 tarihinde İtilaf Devletleri donanmaları tarafından işgal edildi.

Cumhuriyet Dönemi

İstanbul, kesintisiz bin 600 yıl (330-1922) Roma, Bizans, Latin ve Osmanlı imparatorluklarına başkentlik yaptı. Bunlardan Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu, dünyanın en büyük güç ve iktidar sahibi devletleri olarak tarihe geçmiştir. Hepsinin İstanbul'dan yönetildiği düşünüldüğünde şehrin tarihsel önemi ve değeri daha iyi anlaşılabilir.

İstanbul’un bu muhteşem başkent hüviyeti, 13 Ekim 1923 tarihinde Ankara’nın Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti ilan edilmesiyle son buldu. 28 Mart 1930’ da Konstantinopolis (Konstantiniyye) adı da tamamen yürürlükten kaldırılmış ve kentin resmi adı İstanbul olmuştur.

İstanbul, 4. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar 14 yüzyıl boyunca koruduğu dünya kenti olma özelliğini Cumhuriyet tarihiyle birlikte tekrar kazanmaya başlamış, günümüzde Ortadoğu ve Avrupa’nın en önemli merkezleri arasındaki yerini almıştır.

Yeni Bina da Müteahhit Firmanin Sorumlulukları

 Yeni iskanı alınmış bir binada müteahhit firmanın teknik ve eksiklere dair sorumlulukları, hem Türk mevzuatı hem de genel inşaat hukuku çer...